İsrail'de yaşananlar Türkiye için ne anlama geliyor, Ankara'nın arabuluculuğu mümkün mü?

"Türkiye için en kötü senaryo çatışmaların İran'a sıçraması"

İsrail ordusu, Gazze'yi tam abluka aldığını duyurdu (Reuters)

Dünya 7 Ekim cumartesi sabahına, Gazze Şeridi'nin çevreleyen sınır hattını yıkan Hamas'ın İsrail yerleşim birimlerine yönelik düzenlediği Aksa Tufanı operasyonuyla uyandı.

Sabah saatlerinde başlayan sürpriz Hamas saldırısı, İsrail güvenlik birimlerini felç ederken, aralarında çok sayıda sivilin de olduğu 700'den fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hamas saldırısına savaş ilan ederek yanıt veren İsrail'in Gazze Şeridi'nde düzenlediği hava saldırılarındaysa can kaybı sayısı 500 dolaylarına ulaşmış durumda.

Bölgede ve dünyada şok etkisi yaratan saldırılar, birçok siyasi analist ve üst düzey yetkili tarafından 11 Eylül saldırıları ve Pearl Harbor baskını gibi tarihi olaylara atıfla yorumlanıyor.

Daha şimdiden, en ciddi kayıpların verildiği olaylardan biri olarak İsrail tarihine geçen saldırılar, Ortadoğu'da son dönemde oluşan siyasi dengeyi ve Ankara'nın bölge ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme arayışını da etkileme potansiyeli taşıyor.

Ankara'nın "itidal" arayışı

2002'den bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan AK Parti hükümetlerinin temel ortak noktalarından biri "Filistin davasına" verdiği destek olmuştu.

Erdoğan, 2009'da katıldığı Davos Zirvesi'nde ünlü "Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz" çıkışını yaptığında karşısında İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres oturuyor, takip eden yıllarda gerçekleşen Mavi Marmara baskını ve Gazze saldırılarıyla Ankara ve Tel Aviv arasındaki ipler tamamen kopuyordu.

Aradan geçen süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya "katil" benzetmeleriyle yüklenmiş, İsrail lideriyse işi Cumhurbaşkanı'nı "Yahudi düşmanı" olmakla suçlamaya kadar getirmişti.

İki ülke arasındaki ilişkiler yıllardır o kadar gergin bir seyir izledi ki, 2002'den bu yana Türkiye'yi yöneten Erdoğan'la İsrail tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı Netanyahu arasındaki ilk yüz yüze görüşme henüz 20 gün önce New York'ta gerçekleşebildi.

Başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve İsrail olmak üzere bölge ülkeleriyle ilişkilerinde "temiz sayfa" açmak isteyen Ankara'nın 2020'de başlattığı İsrail'le normalleşme süreci New York'taki Erdoğan-Netanyahu zirvesine kadar uzandı.

Hamas'ın İsrail yerleşimlerine yönelik sürpriz saldırıları, iki tarafın da ilişkileri normalleştirme gayretinde olduğu böyle bir dönemde geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'de yaşananlarla ilgili ilk açıklamasında önceki yılların aksine sakin bir ton tutturarak "itidal" çağrısı yaparken, taraflardan "gerilimi artıracak adımlardan kaçınmalarını" istedi.


Ankara'nın yeni yaklaşımı ne anlama geliyor?

Resmi açıklamalarda Hamas'ın ismini geçirmese de sivil ölümlerini kınayan ve önceki yılların aksine her iki tarafı da gerilimi tırmandırmamaya çağıran Ankara'nın yaklaşımı, bölge ülkeleriyle kurulan yeni köprüleri yıkmama çabası olarak yorumlanıyor.

Eski diplomat ve İstanbul merkezli düşünce kuruluşu Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi'nin (EDAM) direktörü Sinan Ülgen, Independent Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede Ankara'nın görece sakin tavrıyla ilgili şunları söyledi:

Bence Türkiye tarafından yapılan açıklamalar daha önceki dönemde yapılan açıklamalara oranla daha itidalli. Bunun da muhtemelen iki nedeni var. Birincisi bölgedeki ülkelerle yürüyen normalleşme süreci. İkincisi de bölgedeki bazı ülkelerden ekonomik beklenti içinde olunması. Onlarla da gerilim yaratmamak adına daha itidalli açıklamalar gördük. Doğrusu da budur. Bunun önümüzdeki dönemde bu şekilde devam etmesi Türk dış politikası adına yararlı olacaktır.

İsrail'de yaşananların Türkiye'nin Ortadoğu politikasını olumsuz etkileme ihtimalinin yüksek olduğuna dikkat çeken Ülgen, "Dengeli bile olsa, ister istemez İsrail'e karşı da eleştirel bir duruş hakim olacaktır. Çünkü önümüzdeki günlerde Gazze'de yürütülecek operasyonun insani açıdan çok acı sonuçları olacaktır. Buna Türkiye de duyarsız kalamaz. O nedenle eleştiri dozu yüksek, İsrail'le ilişkileri zorlayacak açıklamalar görebiliriz önümüzdeki vadede" diye konuştu.

Dışişleri Bakanlığı bünyesinde 2002-2005'te Ortadoğu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan ve 2005-2009'da Kahire Büyükelçiliği görevini yürüten Şafak Göktürk ise, "2020'nin sonlarından itibaren hükümetin bölgedeki ülkelerle girdiği yumuşama ve tamir sürecinin bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor bunu. Bu silsile içinde baktığımızda izlenmekte olan politika şaşırtıcı değil ama faydalı bir politika" ifadelerini kullandı.

Yaşananların Ankara'nın gelecekteki Ortadoğu politikasını nasıl etkileyeceğini sorduğumuz Ülgen, çatışmaların İran'a sıçrama tehlikesine dikkat çekerek şunları söyledi:

Orta ve uzun vadede bunun Gazze'yle sınırlı kalmayıp, İsrail'le İran arasında bir sıcak çatışmaya dönüşmesi Türkiye açısından en istenmeyen senaryo olur. Hem ekonomik olarak, hem siyasi olarak, hem güvenlik açısından, hem mülteci meselesi bakımından hem de Suriye bakımından çok sayıda istenmeyen sonuç üretebilir bu senaryo. Türkiye için asıl büyük risk budur.

Türkiye'nin arabuluculuğu mümkün mü?

Türkiye'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Ankara ziyaretini beklediği, İsrail medyasının Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Cumhuriyet'in 100. yılı için Mescid-i Aksa'da namaz kılmak istediğini aktardığı bir dönemde gerçekleşen saldırılar Türkiye'nin arabulucu rolü oynayabileceği yönündeki görüşleri de beraberinde getirdi.

Ukrayna savaşının başladığı Şubat 2022'den bu yana, Rusya'yla Batı arasında denge politikası izleyen Ankara, Kiev'le Moskova arasındaki birçok görüşmede de arabulucu rolü oynamıştı.

Çatışmaların başlamasının ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Filistin, İran ve ABD'li dışişleri bakanlarıyla peş peşe yaptığı görüşmeler de arabuluculuk arayışıyla ilgili yorumları güçlendirdi.

Ancak Ülgen'e göre Türkiye'nin yaşananlarla ilgili arabuluculuk rolünü üstlenmesi pek olası değil.

Ülgen konuyla ilgili, "Arabuluculuk bence olası değil. Böyle bir arabuluculuğu Türkiye, İsrail ve Hamas arasında mı yapacak? İsrail'le Türkiye ve Erdoğan'la Netanyahu arasında böyle bir güven ilişkisi bugün için yok. Hamas konusunda da Hamas'a daha yakın aktörler var. Mısır veya Suudi Arabistan bu konuda daha ön planda" ifadelerini kullandı.

Emekli büyükelçi Göktürk ise arabuluculuk tartışmalarıyla ilgili olarak şöyle konuştu:

Türkiye'nin bu politikası bir süre sonra tansiyonu düşürme ve çatışmaların sona erdirilmesi için gösterilecek çabalarda rol oynama alanını kendine açıyor. Doğrudan doğruya kendisinin arabulucu olabileceğiniyse zannetmiyorum. Türkiye, gösterilen çabalarda destekleyici ve onlarla beraber hareket eden bir aktör olabilir.

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nden Doç. Dr. Hakan Güneş ise Ankara'nın hem Hamas'la hem de İsrail'le konuşabilen az sayıda aktörden biri olduğuna dikkat çekti.

Independent Türkçe için yaptığı değerlendirmede, "İsrail'in karşı tepkisini görmeden, yani İsrail Gazze'ye girip yerle yeksan etmeden Erdoğan'ın konuşmaya başlayacağını sanmıyorum" diyen Güneş, "Arabuluculuk çabaları, sivil rehineler ve esir askerler konusunda bir hat kurmakla başlayacaktır. Geri planda görevliler belli bir çalışma yürütüyordur ama bunun gerçekleşebileceği bir ortamda değiliz şu an" vurgusunda bulundu.

Erdoğan'ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki imajını kullanmak isteyeceğine dikkat çeken Güneş, şunları söyledi:

Ankara açısından yeni dönemde Hamas'la eskisi kadar özdeşleştirilmeyeceği bir dil tutturmaya çalıştığını gözlemliyorum. Yeni dönemde biraz daha dengeli bir yerde durmaya gayret edecek diye görüyorum. Öte yandan da Erdoğan'ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yarattığı bir imaj var. Bu imaj ölçüsünde de Filistin halkını sahiplenen bir görüntü de çizecek. Ama bu kez işi çok zor çünkü asıl aktör Hamas. Burada Filistin devletinin yeniden etkili aktör haline gelmediği her senaryoda arabuluculukların siyaseten çözüm sağlaması çok zor.

Türkiye kamuoyu ikiye bölündü: "Bugüne kadar olmayan bir kırılma yaşanıyor"

50 yılı aşkın süredir Türkiye kamuoyunun, siyasi görüşlerden bağımsız şekilde üzerinde birleştiği ender konulardan biri Filistin sorunuydu. 1960'lardan itibaren Türkiye'deki sol hareketler Filistin direnişiyle yakın ilişkiler kurmuş, son 20 yıldaysa AK Parti hükümetleri Filistin'e verilen desteği devlet politikası haline getirmişti.

Ancak cumartesi günü gerçekleşen Hamas saldırıları ve peşinden sosyal medyada yayılan sivil ölümlerine ilişkin görüntüler, Türkiye kamuyounu da Filistin konusunda ilk kez ikiye böldü. 

Kamuoyundaki tepkileri değerlendiren Doç. Dr. Hakan Güneş şu ifadeleri kullandı:

Bu yeni bir durum. Türkiye kamuoyunda bugüne kadar olmayan bir kırılma yaşanıyor. Bugüne kadar kamuoyunun çok çok ağır bir toplamın hangi siyasi eğilimde olursa olsun, en azından Filistinlerin haklılığı konusunda bir tutuma sahip olduğunu görüyorduk. Ancak geldiğimiz aşamada Ortadoğu'da yaşananlar ve özellikle radikal cihatçı hareketlerin son 10 yılda dünyada ve bölgede sergilemiş oldukları vahşet, özellikle seküler çevrelerde ve özellikle genç ve kadınlar arasında büyük bir kaygı yarattı. Hamas'ın şeriatçı bir örgüt olarak Filistin davasını Gazze'de temsil ettiği bir denklemde, bu çevrelerin Filistin yanlısı tutumlarında bir adım geriye çekildiklerini görüyoruz. Çok ciddi sayıda insanın bu tutumda olduğunu hem günlük yaşamda, hem de sosyal medyada gözlemleyebiliyoruz. Bu tepkiler zamanla yerine oturur. Bunu sağlıklı veya sağlıksız olarak değil bir gerçeklik olarak değerlendirmek gerekir.

Toplumda yaşanan kırılmanın siyaset üzerinde de etkileri olacağını savunan Güneş, "İnsanlara, 'Cihatçılardan korkmayın' denemez ama siyasal İslamcı bir grup Gazze'de etkin diye İsrail'in zulmüne de göz yumulamaz. Bunu insanlar önümüzdeki günlerde yerli yerine oturtacaktır ve bu tabii ki siyasete de yansıyacaktır. Tabanlarındaki bu durumun, siyasi grupların söylemlerinde en azından bir revizyona gitmesine neden olabileceğini düşünüyorum. Bu kaçınılmaz. Sol ve sosyalist siyasetin Filistin politikasını değiştireceğini düşünmüyorum ama sol olmayan seküler grupların, özellikle merkez sağ partilerin daha İsrail yanlısı bir noktaya yaklaşabileceğini düşünüyorum" diye konuştu.

Türkiye kamuoyunun yaşananlara ilişkin tepkisini yorumlayan Sinan Ülgen ise, "Sosyal medyaya yansıyan vahşet görüntüleri bunun bir terör boyutu olduğunu gösteriyor. Türkiye'deki toplum da siyasi görüşü ne olursa olsun, bunun bir terör saldırısı olduğuna ilişkin yorumlarda bulunuyor. Bu İsrail'in Filistin politikasına gerekçe teşkil etmez ama Türkiye'deki tepkilerde bunu görüyoruz. Hem sivillerin katliamına duyulan tepki, hem de İsrail'in Filistin politikasına duyulan bri tepki var. Her ne kadar ikisinin arasında bağlantı olsa da bunları birbirinden ayırmak lazım. İkisi de birbirinin gerekçesi olamaz" ifadelerini kullandı.
 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU