4 soruda "Şu bizim 'Barış Gücü' öykümüz": Bu işin gizlisi-saklısı kalmadı...

Mayis Alizade Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

1. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Galuzin 29 Aralık'ta Ria Novosti Ajansı'nın sorularını cevaplandırırken "Kasım 2025'ten sonra Azerbaycan'ın Karabağ bölgesindeki Rusya 'Barış Gücü' askerlerinin kalış süresinin uzatılabilme fırsatının olduğunu" açıkladı. Bunu nasıl okumalı?

Çehov'un ünlü "Oyunun başında duvardan asılmış tüfeğin oyunun sonunda mutlaka açılması gerekir" kuralı karşı karşıyayız.

Türkiye'nin muazzam kurmay ve askeri desteğiyle başlamış operasyonlar 44 günün sonunda işgalci ve bölücülerin Azerbaycan topraklarından tamamen temizlenme noktasına vardığında 10 Kasım 2020'de gece yarısı aniden ateşkes ilan edildi ve sınırın Ermenistan tarafında bekleyen Rus askerleri 'Barış Gücü' adı altında Azerbaycan topraklarına girerek yaklaşık 70 kilometre derinliğindeki 4 bin kilometrekarelik alanı kendi kontrolüne aldı.

Azerbaycan'da ve Türkiye'de zafer propagandaları gündemi işgal ederken aklı selim bunun önceden Rusya'yla anlaşarak yapılan bir operasyon olduğunu ve aslında sorgulanması gereken hususun 'Barış Gücü' adı altında Rusya silahlı kuvvetlerinin Azerbaycan topraklarına nasıl ve niçin yerleştiğini gündemde tutmaya çalıştı.

Süreci yakından takip eden Türk diplomatlar, emekli askerler, siyasetçiler, uluslararası ilişkiler uzmanları Rusya silahlı kuvvetlerinin Azerbaycan'da bulunmasını gayri-meşru sayarken Bakü'nün Kasım 2025'i beklemeden Rus ordusunun çıkmasını gündemde tutması gerektiğini ifade etmişlerdi.

Rusya 'Barış Gücü'nün kontrolü altındaki bölgeye Azerbaycan'ın müdahale yetkisi ve kabiliyeti olmazken tam üç sene boyunca Ermeni ayrılıkçı ve terörist güçler bölgeye büyük miktarda silah ve mühimmat yığdı.

Azerbaycan yönetimi ise üç sene boyunca Rusya 'Barış Gücü' askerlerinin bölgede yürüttüğü faaliyetlerden hep memnuniyet ifade etti.

Nihayet 19 Eylül 2023'te Azerbaycan silahlı kuvvetlerinin gerçekleştirdiği teröre karşı mücadele operasyonuyla ayrılıkçı terör grupları teslim olmakla kalmadı, bölgenin Ermeni menşeli insanları da total şekilde Azerbaycan topraklarını terk etti.

İşte asıl soru da o zaman gündeme geldi:

Nasıl oldu da 'Barış Gücü' olarak Karabağ'a yerleşmiş Rusya silahlı kuvvetleri Azerbaycan topraklarındaki Ermeni menşeli vatandaşları koruyamadı ve onlar bölgeyi total şekilde terk ettiler?

Yoksa Ermenistan'ın mevcut yönetiminden asla hazzetmeyen Rusya, Ermeni kökenli vatandaşların bölgeyi terk etmesine göz yumarak onların sınırın ötesine gitmesini mi teşvik etti?

Ermeni menşeli insanlar bölgeyi terk ettiyse o zaman Rusya 'Barış Gücü' kimi koruyacaktı?

İşte Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısının 29 Aralık açıklaması bu sorunun yanıtını da vermiş oluyor: Demek ki, işin ta başından amaç ve hedef 'Barış Gücü' adı altında bölgeye yerleşmiş Rusya silahlı kuvvetlerinin orayı terk etmemesiymiş.

Türkiye'nin deneyimli diplomatları, askerleri, uluslararası ilişkiler uzmanları da tam üç sene boyunca dikkati işte bu noktaya çekerek "Azerbaycan 'Barış Gücü'nün çıkması gereken Kasım 2025 tarihini her gün Moskova'ya hatırlatmalı" diyordu.

Mihail Gazulin'in sözleri 'Barış Gücü'nün 'Rusya askeri üssü'ne dönüştüğünü kanıtlıyor.


2. Her bakımdan Ermenistan'dan daha güçlü olan Azerbaycan'ın kendi topraklarını Ermeni işgalinden kurtarırken yabancı ülke askeri güçlerini kendi topraklarına sokmasına ne lüzum vardı?

200 seneden bu yana Güney Kafkasya'da Rusya'ya en yakın müttefik olmuş Ermenilerin bir anda aynı Rusya tarafından yüzü üste bırakılması çok manidar.

Burada öncelikle akla gelen soru şu:

Acaba iki yüz sene sonra Azerbaycan'ın, Güney Kafkasya'da Rusya için daha önemli bir pozisyona gelmesinden dolayı mı Moskova Erivan'dan vazgeçti?

Başbakan Nikol Paşinyan'ın bir anda Moskova'ya arka çevirerek Batı yanlısı politikalar izleyeceği ve ülkesinin yüzünü Batıya çevirme girişimlerinde bulunacağı daha önceden Rusya'ya belli miydi ki, Ermeni menşeli insanların Azerbaycan'ın Karabağ bölgesini total şekilde terk etmesine göz yumarak bunu Nikol Paşinyan'ı cezalandırma aracına dönüştürmek istedi?

Uluslararası jeopolitikte ender görülen bir durum olduğu açıktır ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un geçen 28 Aralık'ta sarfettiği "Ermenistan, Rusya Federasyonu'yla ittifakını Batı'nın sisli vaatlerine değişmek istiyor" şeklindeki sözler ve Bakan Yardımcısı Galuzin'in 29 Aralık'ta, Rusya-Ermenistan askeri anlaşmasına atıfta bulunması (16 Mart 1995'de imzalanmış olup 49 sene süresi bulunmaktadır) Moskova'nın belirli anlamda ümidini yitirdiğini ortaya koyuyor.

O zaman Azerbaycan topraklarında üs konusu daha da önem kazanmış oluyor.

225 seneden bu yana Güney Kafkasya'yı kendi öz alanı olarak gören Rusya bu retoriğini SSCB'nin dağılmasından bugüne kadar sık sık tekrarlıyor ve 'Yabancı ülkelerin bölgeye girmesine izin vermeyeceğine' vurgu yapıyor.

Onun için yaşanan gelişmelerin Azerbaycan'a ve Ermenistan'a ne kazandırıp ne kaybettireceğini ilerde göreceğiz.


3. Azerbaycan topraklarında askeri güç bulundurmayı Rusya neden bu kadar önemsedi?

Rusya'yla arası çok iyi olan Ermenistan yönetiminin Mayıs 2018'de Batı destekli Nikol Paşinyan'ın sokak darbesiyle devrilmesi Moskova'yı endişelendirdiği gibi, Azerbaycan yönetimi de Paşinyan'a duyduğu öfkeyi hiçbir zaman saklamamıştı.

Muhtemelen Moskova, Paşinyan yönetiminin "Ermenistan'ı Rusya'dan bağımsız kılma" planının şifrelerini çözmüştü ve onun Batı'ya yönelişini önleyememe ihtimaline karşı Azerbaycan'a asker yerleştirme projesini uygulamaya koymuştu.21 Şubat 2022'de Kremlin'de imzalanan Rusya-Azerbaycan Müttefiklik Anlaşması'nın Rusya'ya tanıdığı yetkiler Moskova'nın elini daha da güçlendirdi.

Her halükârda Azerbaycan'da askeri güç bulundurmak Rusya için bu kadar önemli olacak ki, Savunma Bakanı Sergey Şoygu 2023 yılının sonuçlarına ilişkin yaptığı değerlendirmede "Suriye'deki ve Karabağ'daki askeri güçlerimizin barışın sağlanması yönünde çok önemli çalışmalar yapıyor" demeyi uygun gördü.

Yani Suriye diktatörü Beşar Esed'in BM Güvenlik Konseyi'ne başvurarak ülkesine davet ettiği Rusya silahlı kuvvetlerinin oradaki varlığıyla ne Rusya ne Azerbaycan ne de Ermenistan parlamentolarının kararlarının olmamasını bir tarafa bırakın, BM kararı da bulunmadan 'Barış Gücü' adı altında Azerbaycan topraklarına girmiş Rusya askeri gücünün oradaki varlığı aynı kefeye konuluyor.

Yani Rusya askeri güçlerinin Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde kalıcı olduğunun sinyalini Dışişleri Bakan Yardımcısı Galuzin'den önce Savunma Bakanı Şoygu vermişti...


4. Bu durumda Türkiye bölgedeki askeri-diplomatik gelişmelerin dışında mı kalmış oluyor?

Azerbaycan'ın 28 Mayıs 1918'de ilan ettiği bağımsızlığına en büyük desteği Osmanlı İmparatorluğu vermiş, Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa kumandanlığındaki Kafkas İslam Ordusu 15 Eylül'de Bakü'yü kurtararak başkentin Gence'den Bakü'ye taşınmasını sağlamıştı.

1991'de yeniden bağımsızlık ilan edilince Türkiye Cumhuriyeti askeri desteğini esirgememişti.

27 Eylül 2020'de başlayan askeri operasyonların tüm aşamalarında sakin-sessiz kalan  Türkiye doğal olarak operasyonların zaferle sonuçlanmasının ardından Karabağ bölgesinde kendi askeri güçlerini bulundurmak istiyordu.

Ve bu, Türkiye'nin hakkıydı. Bu amaçla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla 16 Kasım 2020'de TBBM'ye sevk edilen tezkere ertesi gün kabul edildi ve Azerbaycan'dan gelecek davet beklendi.

Dönemin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın aynı yılın son günlerinde Bakü'yü ziyaret etmesinin de TBMM'den geçen tezkerenin uygulanması için davet beklentisiyle ilintili olduğu ifade edilmişti.

Ancak Putin, Aliyev ve Paşinyan arasında imzalanmış anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan Rusyalı yetkililerin "Türk ordusu bölgeye gelemez" şeklindeki nakaratlarına tanık olmuştuk.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Şuşa'da Türkçe ilkokul açmaya ilişkin" önerisi de Bakü'de kabul görmemişti.

Geçen 16 Kasım'da Türkiye Büyük Millet Meclisi tezkerenin süresini dördüncü kez uzatırken sürecin tamamen Rusya'nın kontrolünde yürüdüğü bir ortamda bununla ilgili Bakü'den olumlu yanıt beklemek saflık dışında bir şey olmayacak.

9 Kasım 2020'de imzalanmış üçlü anlaşmayla Türkiye'yi yakından ilgilendiren Zengezur Koridoru üzerindeki kontrolünün Rusya İstihbarat Örgütü FSB'ye bağlı sınır kuvvetleri birliklerine devredilmesi de hayal kurmamak için en önemli belgedir.

İşte bundan dolayı 10 Kasım anlaşması imzalanır-imzalanmaz Ankara'nın Erivan ile doğrudan temas kurması ve ikili ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyip durmuştuk.

Şimdi de asla geç değil ve bugünkü zemin dünkünden daha müsaittir. Başta ABD ve Fransa olmakla Batılı ülkelerin Ermenistan'ı kendi saflarına çekme mücadelesi bu kadar kızışmışken Türkiye hangi mantık ve matematikle en yakın komşusuyla ilişkilerini geliştirmeyecekmiş?

Temmuz 2022'de Independent Türkçe'mizde "Hızlı çalışan makas mı çalışan makasın hızı mı?" diye yazmıştık.

İşte Güney Kafkasya'da çalışan hızlı makas, işte o makasın hızı...

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU