Gazze ve Eriha barışı hakkındaki gerçek

30 yıl önceki Gazze ve Eriha barış anlaşması, gerçekler ortadan kaybolduktan sonra zamanla aşınmış, yıpranmış bir kağıt üzerindeki mürekkepten ibaretti!

 

4 Mayıs 1994'te Yaser Arafat ve İzak Rabin tarafından imzalan Gazze-Eriha Anlaşması, Filistin özerkliğinin ayrıntılarının sonuçlandırıldığı Oslo Anlaşması'nın devamı niteliğindeki bir anlaşmaydı / Fotoğraf: William J. Clinton Başkanlık Kütüphanesi

30 yıl önce bize Ortadoğu'da yeni bir barışın yaşandığını söylediler.

Ama günler geçtikçe bunun barış olmadığı, Gazze ve Eriha'dan oluşan bir barışın bulunmadığı ve sadece toprakla ilgili olduğu ortaya çıktı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hahamlara göre Eriha şehri lanetlidir ve onu inşa etmeye kalkan RAB'bın lanetine uğrayacaktır.

Bu nedenle Gazze ve 'kendisini inşa etmeseler de lanetli' Eriha halkı ile barışa yönelik bu kalıcı 'veto' ile lanet ve lanetli terimlerine inananların gölgesinde bir barış ve huzur olamaz.

Çünkü bunların hepsi bölgede barış içinde bir arada yaşamanın önünü tıkayan terim ve kavramlardır.

Gazze ve Eriha barışı efsanesini yutmayı hiç düşünmediğimiz açık.

Zira 30 yıl önce anlaşmanın sahnelerinin yaşandığı Oslo'da maskelerin düşmesinin ve İsrail genelinde Siyonist düşüncenin hakim olmasının ardından uzun yıllardır bu yanlış ifadenin tadını çıkarıyoruz.

Elbette tüm Yahudiler Siyonist ve radikal değiller, bu bir gerçek. Barışa ve bir arada yaşamaya inanan Yahudiler var.

Ancak onlar artık radikal İsraillilerin tekelinde olan iktidar ve karar alma konumlarında değiller.

Nitekim 'Şehrin Muhafızları' anlamına gelen Neturei Karta gibi, İsrail Devleti'nin kuruluşunu ve Siyonizm'in her türünü reddeden, İsrail'in kuruluşunu öğretilere karşı gelmek olarak gören Yahudi dindar gruplar da var.
 


Eski ve Yeni Ahit'te "seçilmiş halk"ın Filistin'e gelenler mi yoksa 1948'de buraya göç ettirilenler mi olduğunu doğrulayan tek bir kanıt olmamasına rağmen, İsrailliler tarafından kullanılan "seçilmiş halk" gibi Yahudi terimleri gerekçesi olmayan karışık ifadelerdir.

Bir "seçilmiş halk"ın olduğu varsayımını doğru kabul etsek bile kitabın mevcut metninde geçen bu Yahudi teriminin Rab'bın kulları anlamına geldiğini görürüz.

Yani, Rab'be ibadet eden kişi "seçilmiş halk"tandır. Pavlus'un Romalılara yazdığı mektupta geçen şu sözler de bunu doğruluyor:

İsraillilerin hepsi İsrailli değildir ve onun soyundan olsalar bile, hepsi İbrahim'in çocukları değildir.


Bu, teologların "seçilmiş halk" kim olduğuna dair bir açıklama bulma konusunda kafalarının ne kadar karışık olduğunu teyit ediyor.

Ancak şu soru halen ortada:

Neden Gazze ve Eriha'daki barış tam değil?

Neden hem barış hem de istikrar yok?

Bu eksik barış, sadece kızgın Arap sesleri ve üyelerini eksiksiz bir şekilde aynı masada bile bir araya getiremeyen bir Arap evi olan Arap Birliği'nin zaman zaman yayınladığı hararetli kınamaları susturmak için mi?

Bu terimler ve filolarını onların koruyucuları haline getiren Batılı siyasi anlayış, örneğin, yalnızca ABD başkanlık seçimlerinde seçmenlerin oylarını kazanmak için kullanılıyorlar.

Onlar, seçmen oyları gelecek dönem için seçilecek başkanının lehine olduğu sürece sivil kayıpların yaşanmasında herhangi bir sakınca görmüyorlar.

Ancak şu soru halen ortada duruyor:

Sözde barışın sahnelerinin yaşandığı Oslo'da soğuğa rağmen katılımcıların çoğunun alkışladığı barışın ardından, Hamas roket atsa da atmasa da Gazze Şeridi'nin yaşadığı bir dizi savaşın, onlarca kez maruz kaldığı bombardıman ve yıkımın gölgesinde Gazze ve Eriha barışı ve özyönetim efsanesinin amacı neydi?
 


Aslında Yahudi terminolojisinin siyasi kullanımındaki bu karışıklığın kökeninin ne olduğunu bilmiyoruz.

Bu, metnin yanlış anlaşılmasından mı, yoksa asıl sebep olan orijinal metnin yokluğundan veya ortadan kaldırılmasından mı kaynaklanıyor?

Eğer Tevrat'ta yer alan vaat İbrahim ve onun soyundan gelenler içinse, o zaman İsmail'in bunda daha fazla hakkı var çünkü büyük olan odur (tabii eğer verilen vaade inanıyorsak).

Ancak görünen o ki, bu yorumlar hiçbir dayanağı ve kesin bir desteği olmayan eski yorumlardan başka bir şey değil.

Fakat Hamas'ın roketlerine tepki olarak Gazze'de uygulanan bu aşırı şiddet, bilhassa kendilerini İbrahim'in çocukları olarak tanımlamalarına rağmen Batılı ülkelerin sunduğu destekleyici bir ortam olmasaydı gerçekleşemezdi.

Ama onlar gerçekte İbrahim'in çocukları değiller ve Kitab-ı Mukaddes de bunu şu sözlerle doğruluyor:

Eğer İbrahim'in çocukları olsaydınız, İbrahim'in yaptıklarını yapardınız.


İster İshak'ın ister ilk doğan İsmail neslinden olsunlar, İbrahim'in çocukları şiddeti ve karşı şiddeti desteklemezler.

Bu nedenle 30 yıl önceki Gazze ve Eriha barış anlaşması, gerçekler ortadan kaybolduktan sonra zamanla aşınmış, yıpranmış bir kağıt üzerindeki mürekkepten ibaretti!

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Independent Türkçe için çeviren: Beyan İshakoğlu

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU