Meme kanserinden korunmak için "kişisel bakım kimyasalları"ndan uzak durun

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta anlatıyor

Fotoğraf: Nicepik

Ekim ayı tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" olarak çeşitli faaliyetlere sahne oluyor. 

İnanıyorum ki bunun örneklerini, televizyonlarda, sosyal medyada ve gazetelerde görmüş olmalısınız.

Meme kanseri gerçekten de son 20-30 yılda dünyanın birçok ülkesinde 2-3 misli artmış durumda. 

Kısa süredeki bu artış bir genetik faktörle alakalı olamayacağına göre bunun sebebi çevresel faktörler veya hayat tarzımızdaki yanlışlardan olmalı. 

Bütün kanserler için risk yaratan temel risk faktörleri var:

  • Birincisi beslenme
  • İkincisi fiziki aktivite
  • Üçüncüsü sigara, alkol kullanmamak
  • Dördüncüsü de obezite

Bunlar bütün kanserlerin riskini artırdığı gibi meme kanseri riskini de artırıyor. 
 


Meme kanseri özelinde dikkat edilmesi gereken başka kimyasallar da var.

Bunların başında kadınlar tarafından yaygın olarak kullanılan, bana göre gereksiz olan, kozmetik veya cilt bakım ürünleri adı verilen birtakım ürünler var.

Şimdi bu ürünlerin hiçbirisi çiçekten, bitkiden veya tabiattan elde edilmiyor. Bunların tamamı petrol ürünleri.

Ve bu petrol ürünlerinin vücudumuzda herhangi bir bugüne kadar yeri olmadığı için de bunların herhangi birini güvenli olduğunu iddia etmek mümkün değil. 

Bunu ispatlamak için onlarca sene süren çok geniş kapsamlı çalışmalar yapmak lazım. 

Bunların güvenli olduğu, herhangi bir riski olmadığı söylenmesine rağmen, bu iddianın doğru olması mümkün değil. 

Onun için mümkün olduğu kadar, bu tür sağlığınıza hiçbir katkısı olmayan bu kozmetiklerden veya kişisel bakım ürünlerinden kaçınmanızı tavsiye ederim.

Ev yapı malzemelerinde, evdeki eşyalarda (halıda, kanepede, dolapta, çerçevede vs.) bulunan kimyasallar da var. 

Hayatımızda 80 binden fazla kimyasal maddenin olduğunu biliyoruz ve bunların hiçbiri de yeterli güvenlik testleri yapılmadan veya çok kısa süreli ve geniş kapsamlı olmayan araştırmalarla bize "emniyetli" diye sunuluyor.

Ama sizler de şahit oluyorsunuz; bir süre sonra güvenli diye bilinen o kimyasal maddenin yasaklanması gündeme gelmiş oluyor.

Bunun örneklerini son yıllarda daha çok görmeye başladık. 

Bu kimyasallar içerisinde özellikle "hormon bozucu" diye bilinenler -ki bunların içinde Bisfenol A, ftalat ve paraben diye bilinen kimyasallar ilk sıralarda geliyor. 

Bunlar kadınlarda meme kanseri, erkeklerde prostat kanseri riskini artırıyorlar. 

Bu kimyasallardan tamamen kurtulmak tabii ki mümkün değil.

Ama bilinçli olduğumuz zaman, bunlara karşı gereken tedbirleri aldığımız zaman, maruz kaldığımız kimyasal miktarını azaltmamızda pekala mümkün. 

Mesela Bisfenol A özellikle plastiği sertleştirmek için kullanılan bir kimyasal.

Büyük sert damacanalar mesela biz Bisfenol A ihtiva ediyor. Ve bu damacanaların özellikle güneş ışınlarına maruz kalması damacanadan suya çok fazla miktarda geçmesine sebep oluyor. 

Bu sebeple en azından buna dikkat etmek lazım. 

Fakat Bisfenol A çok yakın kullanılan bir kimyasal; kimsenin aklına gelmeyebilir, bu kasa çıktıları, bankamatik çıktıları gibi termal kağıt olarak bilinen ürünlerde de Bisfenol A bulunabiliyor. 

Keza ftalatlar da tam aksine plastiği yumuşatmak için kullanılıyor. Sayısız üründe var; çocuk oyuncaklarında da var.

Paraben derseniz bu koruyucu olarak ilaçlarda bile bulunan birikim kimyasal. 

Tabii ki bunların hiçbirinden tamamen uzaklaşmak mümkün değil, ama bunlara dikkat ederek, maruz kaldığımız kanserojen miktarını azaltabiliriz. 

Ev eşyalarındaki, ev yapı malzemelerindeki kimyasalları ise tabii ki tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil ve bunlar aylarca, hatta senelerce havaya salınmaya devam ediyorlar. 

Bunun için yapılması gereken en kolay ve en etkili şey de evimizi sürekli olarak havalandırmamız. 


Bir diğer dikkat etmeniz gereken husus da gelişigüzel ilaç kullanmamak. 

İlaçlar tabii ki gerekli zamanda, gerekli şekilde dozlarda kullanıldığı zaman hayat kurtarıcı ürünler. 

Bunda tartışılacak herhangi bir şey yok. 

Fakat şu da bir gerçek ki günümüzde ilaçların büyük bir kısmı gereksiz yere kullanılıyor.

Bunların başında da bence antibiyotikler ve kolesterol düşürücü haplar geliyor. 

İşte bu iki ilaç grubunun da meme kanseri riskini arttırdığını gösteren araştırmalar var. 

Bir de daha önemlisi doğum kontrol hapları ve menopoz döneminde kadınlara verilen hormonlarda da meme kanseri riski bulunuyor. 

Meme kanseri önlenebilen bir hastalıktır.

Bu risk faktörlerini ortadan kaldırdığımız zaman meme kanserine yakalanma riski ileri derecede azalır. 

Bu sebeple kadınlara, medyada gördüğümüz şekilde; meme kanseri taramalarına girmeleri, böylece erken teşhis edilerek hayatlarından kurtulacağı anlatılmak yerine, bence meme kanserini önlemenin yolları anlatılmalıdır. 

Çünkü eğer bir hastalığın önlenmesi mümkünse bunun erken teşhisi aslında geç teşhis oluyor. 

Ve şunu da biliyoruz ki bu meme kanseri taramaları evet, meme kanseri teşhislerini artırmıştır ama meme kanserine bağlı ölümlerde aynı derecede bir azalma ortaya çıkmamıştır.

Burada da diğer kronik hastalıklarda da olduğu gibi, bütün mesele sağlıklı yaşamanın icaplarını yerine getirmekten geçiyor. 

Bizim değiştirmemiz mümkün olmayan yaş, cinsiyet, ırk gibi, erken veya geç adet görmek gibi, doğum yapmamak gibi, emzirmemek gibi faktörleri tabii ki sonradan ortadan kaldırmak mümkün değil.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU