Ekonomik koridor ve ideolojik koridor

Sloganların ve boş lafın devri bitti. Artık menfaatler dikkate alınıyor, olumlu bir şekilde katılmak ve rekabet etmek isteyen herkesi bekliyoruz

Fotoğraf: AA

Suudi Arabistan'ın Avrupa Birliği, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fransa, Almanya ve İtalya'nın katılımıyla Hindistan ile Avrupa'yı birbirine bağlayan bir ekonomik koridor kurulması amacıyla ABD ile bir mutabakat zaptı imzaladığının duyurulmasıyla birlikte, artık bölgemizde iki koridor oldu: Ekonomik koridor ve 'ideolojik koridor'.

Nasıl?

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hindistan'da düzenlenen G20 zirvesinde ekonomik koridora ilişkin mutabakat zaptı imzalanması, konunun ciddiyetini merak edenler, faydalarını düşünenler ve sonuçlarından korkanlar arasında her düzeyde tartışmalara yol açtı.

Suudi Arabistan'ın başını çektiği inşa, istikrar ve ciddi fikirlerle kalkınma kampı, şimdi Suudi ekonomisinin faydalarını, getirilerini, neler başarabileceğini ve bölgenin istikrarını hesaplarken, aksini düşünenler de var; yani, ortaklık yoluyla değil ya ben ya hiç yöntemine göre bir rol aramak.

İlk halka açık muhalefet açıklamaları, Türkiyesiz bir ekonomik koridorun olamayacağını söyleyen ve ekonomik koridorun Arap Körfez ülkeleri, özellikle BAE ve Suudi Arabistan üzerinden değil, Irak üzerinden Türkiye'ye gittiğini öne süren Türkiye Cumhurbaşkanı'ndan geldi.

Bu, Türkiye'nin Irak politikasıyla çelişkili bir durum. 'Çelişkili' diyorum; çünkü Ankara'nın, terörle mücadele bahanesiyle bombaladığı Irak üzerinden ekonomik koridor talep etmesi garip.

Tüm hikâye elbette Türkiye'nin Kürtlere yönelik tutumuyla ilgili. Bir ülkeyi hem bombalayıp hem de ekonomik ittifak kuramazsınız!

Aynı eleştiriyi İran bağlantılı bazı kesimlerden, özellikle Lübnan'dan da duyuyoruz ve buradaki soru açık ve basittir:

Tahran'dan Şam'a kadar Irak'tan sonra Lübnan'dan geçen 'devlet hattını' silah ve milis kaçakçılığı için güvence altına almak mümkün değil, aynı zamanda mal hattı olmasını mı istiyorsunuz?

Lübnan ve İranlı grubun ekonomik koridorun yalnızca 'Siyonist' projeye hizmet olduğu yönündeki konuşmalarına gelince, bu ancak saçma bir şaka olarak tanımlanabilir.

Lübnan'da hiç kimsenin, özellikle Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarının çizilmesinden sonra ekonomik koridor hakkında yorum yapma hakkı yok.
 


Elbette kimse bu sınır çiziminin Hizbullah tarafından değil de politikacılar tarafından yapıldığını söyleyemez.

Parti lideri Hasan Nasrallah bizzat bu sınırın belirlenmesinden övgüyle bahsederek, "Direniş açısından görev bitti" dedi.

Ayrıca "Direnişin aldığı tüm istisnai önlemlerin ve seferberliklerin sona erdiği" ve "görevin tamamlandığı" ilan edildi. Anlaşma Lübnan için... devlet, halk ve direniş için büyük ve çok büyük bir zaferdir"

Peki, geriye Bazıları Türkiye'ye bağlı, İran'ın müttefiki veya şimdi kendilerini yeniden konumlandırmak isteyen Müslüman Kardeşler kaldı.

Ekonomik koridor anlaşmasını istismar ederek 'ideolojik bir koridor' oluşturmaya çalışıyorlar.

İhvan liderleri ve sembolleri, sanki Mısır'ı önemsiyorlarmış gibi ekonomik koridorun kaybedeninin Süveyş Kanalı olduğu iddiasında bulunuyorlar.

Ayrıca, 'ideolojik koridoru' kullanarak Türkiye ile ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyorlar.

Sonuç olarak sloganların ve boş lafın devri bitti. Artık menfaatler dikkate alınıyor, olumlu bir şekilde katılmak ve rekabet etmek isteyen herkesi bekliyoruz.

Bunun dışında insanı zenginleştirmeyen ve doyurmayan modası geçmiş sloganlara yer yok.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Kavaklıoğlu

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU