Yıldızlaşan bir kentin serencamı... Bitlis

Şeyhmus Çakırtaş Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Doğu'nun en gizemli kentlerden biri de kanımca Bitlis'tir. Tıpkı Tebriz, İsfahan, Persepolis, Hasankeyf, Semerkant, Hevler, Bağdat, Şam gibi.

Her biri apayrı bir kültürü, bir inanç merkezini, ayrı bir etnik yapının izlerini taşısa da, aralarında benzerlikler söz konusu.

Aynı coğrafya ve tarihsel rota üzerlerinde değiller ama benzer yaşanmışlıkları olduğunu söylemek mümkün.
 


Seyyahların, tüccar ve alimlerin ilgi odakları olmuş bu kentler. Savaş görmüş, yıkım ve kıyımlar yaşamış. Her biri ayrı bir dönemde tarihsel yıldızlaşma yaşamış ve zamanla parlaklığını kaybetmiş.

Bitlis bu kentlerden biri. Kadim bir geçmişi ve müthiş bir doğası var.
 


Bitlis'le tanışıklığım Van'a giderken içinden geçmekten ibaretti geçen haftaya kadar. Önceki yıllarda Bitlis'in birkaç kez kıyısından, araçla içinden geçmeme rağmen detaylı gezme, inceleme fırsatım hiç olmamıştı.

Van'a yolculuğum sırasında otobüsle içinden geçmiş, on beş yıl önceki hali zihnime kazınmıştı. 

İlk gözüme çarpan derme çatma kahveleri ve kartal yuvası kalesiydi. Nedense bana, kitaplardan öğrendiğim Alamut Kalesi'ni hatırlatmıştı.
 


O günden sonra Bitlis ile ilgili yazıları takip etmeye, fotoğraflarını inceleyerek aydınlanmaya çalıştım. Küçükken Bitlis'i cevizinden ve Bitlis sigarasından bilirdim.

En çok devrimci talebeler içerdi Bitlis sigarasını filtresiz, basit paketlenmiş ve ucuz bir sigaraydı.

Sonra zaman zaman kardan kapanan yollarıyla zihnimde yer edinmiş, seydaları, medreseleri, şeyhleri dikkatimi çekmişti. 

Bu nedenle ajandama Bitlis'i eklemiş, bir gün görme umudunu hep canlı tutmuştum.
 


Yazın kavurucu sıcağından kaçmak için geçen hafta kendimi Bitlis yollarına bırakarak, merakımı gidermek için harekete geçtim. Plansız, hazırlıksız ve günübirlik. 

İstedim ki her şey doğalında gelişsin ve günlük hayatın karmaşası içinde Bitlis'i bir tanıyayım.
 

IMG_20210809_171128.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bitlis dağlar arasında kurulan eski bir kent. Oldukça da engebeli ve kayalar üzerine oturtulmuş bir imar yapısı var. Kenti ikiye bölen derenin üzeri yer yer kapatılmış, iş yerleri, evler yapılmış.
 

IMG_20210809_164540.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Kentin merkezine inen yol, on-on beş yıl öncesine göre genişletilmiş ama trafik eskisinden daha berbat bir hal almış.

Öylesine yoğun bir trafiği var ki, insan bir an kendini çok kalabalık kent yollarında zannediyor. Kent merkezine inen yolda ilerlediğimde korkunç bir trafik içinde kendimi buldum. 

Ne çok araç varmış Bitlis'te...

Her yerden araç çıkıyor. Zaten tek bir ana yol var ve her iki şerit de dolu. Bir an öylece arabada kalacağımı, hiç bir şekilde park yeri bulamayacağımı düşündüm...
 

IMG_20210809_170726.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


İş yerleri dere kenarında, dere üzerinde kurulmuş. Yollar dar ve dolambaçlı. Adım başı kahve ve çay ocağı göze çarpıyor. Bitlis'te çay çok içilir. Günün büyük bölümünde demlikler kaynıyor, bu nedenle çay ocakları revaçta.

Sanırım bunun temel nedeni işsizlik. İşi gücü olmayan insanların tek sosyal etkileşimi çay içmek, kahve köşelerinde sohbet etmek gibi görünüyor.
 

IMG_20210809_170631.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Hayatın başka başka yönleri de vardır elbette. Ama göze çarpan çay ve hasırlı taburelerde oturan insan kalabalığı.

En ilginç olanı ise iş yeri ve çay ocaklarının önündeki oturma alanı. Kaldırımlar çay içen erkek müşterilerle dolu. Buralarda çay içen kadın hiç görmedim. 
 

IMG_20210809_170724.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bitlis'i ikiye bölen dere aslında birkaç derenin birleşiminden oluşmuş ve derin bir vadide akıyor. Dere üzerinde yapılan iş yerleri, kenarlarına kondurulan kahveler ve taş yapıların olağanüstü çekiciliğinde evlerin toplamı Bitlis'i oluşturuyor.

Üst üste, yan yana yapılmış gibi duran ama her biri ayrı bir dünya olan yapılar.

Kusi (Kaplumbağa) hızıyla ilerlemeye çalışarak kentin merkezine iniyorum. En büyük sorun araç park alanı. Bütün yerler dolu.

Yol üstü, yol kenarı, sokak arası her yer araçla kaplı. Bir park yeri bulamamanın stresiyle adeta titredim desem abartı olmaz. 
 

IMG_20210809_170511.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bir iki manevra ile bir yer bulsam da kısa sürede uyarılıyorum. Birincisinde otobüs durağının bulunduğu alana, ikincisinde taksi durağında park ederken kibarca uyarılıyorum.

İşin kötü tarafı ticari taksi  park yerinde aracımı park etmekten vazgeçsem de, ne ileri ne de geri gidebiliyordum... Önün, arkam, sağım solum araç.

Taksi durağı olduğuna dair bir levha yok ama taksi durağı olduğu söylenen yerden zor bela çevredekilerin yardımı ve trafiği durdurmaları sayesinde çıkabiliyorum.

Kentin çıkışına doğru artık kalabalıktan bayağı uzakta, yol üstünde trafik cezayı yeme pahasına arabayı park ediyorum. Yol kentin çıkısı olduğu için biraz daha sakin olduğu için birazcık rahatlıyorum.
 

IMG_20210809_164138.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Sanırım, Bitlisliler bu trafiğe alışmışlar. Trafik sağlı sollu ilerlemesine rağmen, zaman zaman u dönüşü yapmak için her iki taraftan ani manevra ile trafiği durduran bazı sürücüler, bulunduğu şeritten karşı şeride zor bela geçerek geri dönüş yapabiliyorlar.

Ben hayatta öyle bir manevra yapamam. Doğrusu cesaretlerine hayran kaldım. Onca kalabalığa rağmen geri dönme kabiliyetini gösterenleri görünce şaşıp, kaldım.

Araçtan indikten sonra, Bitlis kalabalığına katılmadan, zihnimde eski fotoğrafları canlanıyor. Taş işçiliğinin öne çıktığı harika iki katlı evler, görkemli medreseler, yokuşlu sokaklar ve olağanüstü bir yapı olan kale...
 

IMG_20210809_165016.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


İlk dikkatimi çeken dere oluyor. Kenti ikiye bölen dere tam anlamıyla çöplüğe dönüşmüş. Neden bu kadar kirli diye düşünmeye başlarken, kentin olağan kalabalığında ilerliyorum.

Dere gerçekten kötü bir manzara oluşturuyor, kokusu da cabası. Sağa sola bakınıp, ilerliyorum.

Amacım kaleye varmak ve kaleden kentin panoramik fotoğraflarını çekmek. Sokaklar dar ve dolambaçlı. Eski taş yapılar ve derme çatma beton yapılar tezatlık oluştursa da, iç içe geçmiş.
 

IMG_20210809_164512.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bazı iş yerleri dere üzerine kondurulmuş. Alttan alta dere akıyor. Bitlis Deresi aslında birkaç akarsuyun birleşiminden oluşuyor.

Dağlarda karın erimeye başladığı bahar mevsiminde akışı hızlanan, yaza doğru coşkusuna coşku katan dere şimdilerde ölüm kalım savaşı veriyor. Suyu iyice azalmış ve dere yatağı neredeyse kurumuş.
 

IMG_20210809_151217.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bir esnafın dükkanına giriyorum kentin havasını teneffüs etmek için. Havadan sudan konuşunca sohbet kendiliğinden dereye geliyor.

Kent geçen yıldan bu yana adeta diken üstünde. Mahkeme kararlarına rağmen Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle "Dere Islahı Projesi" devreye konulmuş.

Bitlis'in yeni yerleşim bölgesinde bir miktar dükkan yapılmış ve esnafın taşınması için ağustos başına kadar süre tanınmış.
 

IMG_20210809_151220.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bir ayakkabı ustasının anlatımlarından öğreniyorum ki, öyle bir tarihte ziyaret etmişim ki Bitlis'i, kaosun tam ortasına denk gelmişim.

Dere üstünde yapılan, kıyısında inşa edilen bütün yeni yapılar yıkılacakmış. Projenin içeriğini bilmiyorum. Anlatımlardan anlıyorum ki eski dokunun korunma planı söz konusu.
 

IMG_20210809_161112.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Esnaf projeden memnun değil. Özellikle dükkanların yapıldığı yeri benimsememişler. Merkezde olan dükkanların yeni yere taşınması işlerinin tümden biteceği anlamına geldiğini söylüyorlar.

Ayrıca dükkan sayısının da yeterli olmadığını ifade ediyorlar.

Ben bu yazıyı yayına hazırladığımda Bitlis'te sorun daha da büyümüş, 70 esnaf polisin elektrikleri kesmesini engellemekten gözaltına alındığı haberi gelmişti.
 

IMG_20210809_165714.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Esnaflar serbest ama sorun yerinde duruyor, dere ıslah projesi için iş yerleri yıkılmaya devam ediliyordu.

Yeni yerleşim yerine taşınacak esnaf işlerinin biteceğini düşünürken, iktidar çevreleri ise derenin yeniden hayat bulacağını ileri sürüyor.

Kendi kendime, bunca yıl gelmedin gelmedin, tam yıkım sırasında; esnafla devletin anlaşmazlığının ortasında Bitlis'e geldin diye söylendim.

Bendeki de şans...

Ben esnafı sorunlarıyla baş başa bırakarak, Bitlis Kalesine doğru ilerliyorum. Yol boyunca sağlı sollu dükkanlar, çay ocakları ve yerelde yetişen ürünler satan seyyar satıcılar dikkat çekiyor.
 

IMG_20210809_170301.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bitlis ve çevresinde yetişen organik ürünler sokak aralarında satışa sunulmuş. Özellikle genlerine dokunulmamış domatesler, biber ve yörede yetişen meyveler göze çarpıyor.

Mısır oldukça dikkat çekici. Birçok yerde mısır koçanları alıcısını bekliyor.
 

IMG_20210809_165933.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Bitlis Kalesi oldukça sarp kayalık bir alan üzerinde inşa edilmiş. Ne zaman, kimler tarafından yapıldığı tam olarak bilinmiyor.

Kimi tarihçi kaleyi Asurluların yaptığını yazarken, kimisi de Roma İmparatoru Büyük İskender'in yaptığını belirtiyor.

Kale tam anlamıyla bir kartal yuvası gibi. Oldukça kasvetli bir yapısı var. Duvarları devasa bir kayanın üzerine oturtulmuş. Bu nedenle yüksek bir tepe kadar görkemli görünüyor. Kale duvarları bazalt taşlardan ve oldukça da sağlam inşa edilmiş.
 

IMG_20210809_164512.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Kalenin çevresine ise kent oturtulmuş. Dört etrafında evler, iş yerleri, camiler, medreseler var. Kilise olacak bir yapı ben göremedim. Sanırım ki geçmişte camilerin yanında kiliseler de vardı bu kentin sokaklarında.

Bu kadim kentte farklı inanç grupları olduğunu biliyorum. 1910 yıllarında yaşanan sorun ve sıkıntılar kentten Ermenileri silse de; izleri, hikayeleri kentin sokaklarında öylece duruyor.
 

IMG_20210809_163905.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Görmek için geldiğim kale kapalı. Bir çalışma da görünmüyor ama sanırım güvenlik nedeniyle kapısına kilit vurulmuş. Bu nedenle kaleye çıkamadım. Çevresini dolaştım ve görkemine dışardan tanık oldum.

Tıpkı Alamut Kalesini andırdığını tekrardan yazmadan edemeyeceğim. Uçurumlara açılan gözetleme kuleleri ve fethedilmesi imkansız surları gerçekten olağanüstü...
 

IMG_20210809_164310.jpg
Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş/Independent Türkçe


Evliya Çelebi 16'ncı yüzyıl ortalarında Bitlis'i ziyaret ettiğinde kale için defterine şunları yazmıştır.

"Evvela bu yüksek kale Dehdivan Dağı ile Avih Dağı arasında bir geniş taşlık öz içinde Avih Deresi solunda ve İskender deresi sağında bu iki tatlı nehrin bir araya geldiği yerde göklere doğru baş uzatmış bir yalçın kaya üzerinde şeddadi yapı gibi yontma taş ile yapılmış sağlam bir kaledir ki her katı taşı mengerûs fili cüssesi kadardır. Bu kalenin yapıldığı yalçın yüksek tepe iki nehir arasında sanki ada gibi vâki olmuştur. Ama gayet yüksek kayalardır ki kalenin kapısına 600 adımda ulaşılır, sarp yolu vardır.

Tamamı 670 adet kale bedenleridir. Bütün duvarları köşe köşe çıkıp her dirsek kuleleri birbirlerini gözler ve her kule üzerinde gözetleme evleri vardır. Her tarafı göklere baş çekmiş cilalı sarp yalçın kayalardır. Kalenin büyüklüğü 4 bin adımdır. Bütün duvarlarının boyu seksener arşındır ve on arşın derinliği olan sağlam surlardır.

Kale içinde 300 hane vardır. Kat kat Acem ve Rum tarzı güzel odalar ve hoş sofalar vardır, ki her birinin anlatılmasında insanoğlu acizdir. Hükümdar Abdal Han nice Mısır hazinesi harcayıp bu büyük sarayı Kaydefa Sarayı etmiştir. Bütün pencereleri ve cumbaları kalenin burçları üzerine yapılmış olup, bütün Bitlis şehri ve Dehdivan Dağı görülmektedir." 1

Öte yandan kale hakkında başka bir kaynak da ise şunlar yazılı:

"Bitlis suyunun kollarından iki derenin birleştiği yerde, yalçın bir kaya bloğu üzerindedir. Doğudan batıya doğru uzanmış müstahkem bir mevkiidir. Çevresi 2800 metre (4000 adım) olan kale, 56 metre yüksekliğinde ve 7 metre genişliğinde olup, üstünde muhteşem bir han sarayı ile 300 ev, 1 han, 1 camii ve 1 minaresinin bulunduğu, yine surları pek sağlam olmayan kalenin kuzey tarafında aşağıya nehre bakan üç kat demir kapısı bulunan bir çarşı, bir bedesten ve birkaç yüz evin bulunduğu kaydedilmektedir.

Kale, çepeçevre 670 mazgalla tahkim edilmiştir. Bu açık mazgalların altında birer de kapalı mazgal delikleri vardır. Kaleye çıkılması zor ve sarp bir tepe üzerinde yapıldığından, çevresinde savunma hendeği yoktur. Kalede gözetleme kulelerinin, erzak ve cephane dolu mağaraların bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Günümüzde sadece kale mevcut olup zaman zaman yapılan onarımlarla muhteşem görünüşünü kaybetmemiştir.

Kaleden ayrı olarak, Dideban Tepesi üzerinde birde kule olduğu bilinmektedir. Bitlis’in dağlık mahallelerine hakim bir konumda bulunan bu kulenin sadece kalıntıları bulunmaktadır. Evvelce buranın, kaleye işaret veren bir gözetleme yeri olduğu tahmin edilmektedir." 2


Kale üzerinde gezinemedim, kenti tepeden fotoğraflayamadım ama Bitlis'in sokaklarında dolaşırken, tarihin kokusunda sendeledim, taş yapıların kadimliğinde kayboldum...

 

 

Kaynaklar:

  1. http://www.bitlisname.com/2018/10/07/bitlisin-sembolu-bes-minare-degil-kalesidir/http://www.bitlisname.com
  2. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/bitlis/gezilecekyer/bitlis-kalesi

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU