“Esad’ın yardımcısı Memlük, SDG ile hareket eden Arap aşiretlerini ikna turunda”

Suriyeli Kürt siyasetçi Salah Bedreddin, Esad’ın yardımcısı istihbaratçı Ali Memlük’ün, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile hareket eden Arap aşiretlerini rejim tarafına çekmek için Kamışlı’da görüşmeler yaptığını söyledi

Suriye Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memlük / Fotoğraf: SANA

Türkiye, ulusal güvenlik gerekçesiyle Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı’ndan sonra 9 Ekim’de Suriye’nin kuzeyine Barış Pınarı Harekatı adında üçüncü bir operasyon düzenledi.

Operasyon sonrası Suriye’de SDG ve IŞİD’le mücadelede beraber çalışan uluslararası koalisyonun öncülüğünü yapan Amerika güçleri petrol bölgeleri olan Rimelan ve Deyr Ez Zor hariç diğer bölgelerden çekilme kararı aldı.

IŞİD ile mücadele sonrası ülkenin yaklaşık yüzde 30’unu kontrol eden SDG, Amerika’nın çekilmesiyle birçok bölgenin kontrolünü kaybetti. 

Amerika ve SDG’den boşalan yerlere Rusya ve rejime bağlı güçler yerleşti.

Türkiye ise askeri harekat ile girdiği Serekaniye (Resulayn) ve Girespi’ye (Tel Abyad) bir milyon mülteci yerleştirmek için destek arayışında. Türkiye, bu konuda destek bulur mu bilinmez ancak Suriye’nin geleceği ile ilgili belirsizlik devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde İsviçre’nin Cenevre kentinde rejim ve muhalefetten grupların katıldığı Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmalarından da bir sonuç alınamadı ve toplantı belirsiz bir tarihe ertelendi. 

Uzun yıllar aktif siyaset içinde yer almış, Suriye Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden olan ve bir dönem Kürt Halkın Birliği Partisi’nin lideri Salah Bedreddin ile Kürtleri, Suriye’nin geleceği, Türkiye operasyonun etkileri, dış güçlerin rolü ve son gelişmeleri konuştuk.

Bedreddin, bölge ile ilgili ilginç bilgiler verdi.

Salah Bedreddin
Salah Bedreddin / Fotoğraf: Independent Türkçe

Suriye’de en eski Kürt parti lideri idiniz. Neden siyaseti bıraktığınız? 

Suriye’de ilk defa 1957’de Suriye Kürt Demokratlar Partisi’ni kurduk. 16-17 yaşlarında parti çalışmalarında yer aldım. Partinin en küçük üyesiydim. Kamışlı’da öğrencilerden sorumluydum. Bu şekilde 1965 yılına kadar devam ettim. 1965’te parti güç kaybetmeye başladı ve Osman Sabri gibi birkaç yönetici ya tutuklandı ya da ayrıldı. Sadece 3-5 kişi dışarda kalabildi muhtemelen onlarda rejim ile olan münasebetlerinden dolayı tutuklanmadılar. 

“Kürtler lokal çalışmalar ile haklarına kavuşamaz”

Partinin çöküşü durdurmak için bölgedeki aydın ve entelektüel kesimlerin katıldığı Kamışlı’ya 5 kilometre mesafedeki Cuma Köyü’nde bir konferans düzenledik.

Konferansa, Suriye’deki Kürt bölgelerinden birçok insan katıldı. Konferansta Marksist/Leninist sol bir çizgide partiyi sahiplenme kararı çıktı ve ismini de Sol Kürt Demokratlar Partisi olarak değiştirdik.

Partinin dışında kalan birkaç kişi kararımızı onaylamayarak sağ perspektifte siyaset yaparak rejim ile ilişkilerini sürdürdü. Aramızda derin fikir aykırılıkları vardı. İlk kongrede Osman Sabri’yi Genel Başkan seçtik. İki sene sonra sağlığı el vermediği için kendisi başkanlığı bırakınca ben seçildim. Bu sürede çok defa tutuklandık, işkence gördük ve sürgün edildim. Bu şekilde 1967’den 2003 yılına kadar parti başkanlığını yürüttüm. Bu sürede birçok parti kuruldu. Kürtlerin bu tür lokal partilerle amacına ulaşamayacağı fikri bende hasıl oldu. Başka şeyler denenmeliydi. Diyerekten siyasi parti çalışmalarını sonlandırdım. Hala aynı görüşteyim. Geniş katılımlı demokratik oluşumlar olmadan başarıya ulaşmamız zor. Devir değişti. Kürtler katı merkeziyetçi tutumlardan uzaklaşmalı. Gençler daha fazla rol almalı. 

O günden bugüne hiçbir siyasi partiye üyeliğim olmadı ve siyasi parti çalışmalarında yer almadım. 2011 Suriye devriminin gerçekleşmesi için bir ara gençlere yardım ettim. O dönem iyi bir fırsattı ama değerlendiremedik. Hem siyasal İslam hem de PYD’ye yakın gruplar buna müsaade etmedi. Her iki taraf da Kürtlerin kazanımının önünde set oldu. Kürt grupları arasında problemler yaşandı ve birçok kişi bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Hala da o problem devam ediyor, birçok Kürt siyasetçi ya yasaklı ya da tutuklu durumda.

Suriye ve Rojava bölgesinin son durumu ile ilgili bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Öncelikle şunu söylemek isterim. Ben “Rojava” ismini kullanmayı sevmiyorum. Rojava tuzak bir isim. Bazıları Kürdistan ismini kullanmamak için özellikle Rojava’yı kullanıyor. Orası Suriye Kürdistan’ıdır. Suriye’nin genelindeki kötü durum devam ediyor. Ülke toprağının yüzde 35’i Esad güçlerinin elindedir. Geriye kalan bölgelerdeki kontrol ise SDG, Rusya, Türkiye, İran, Hizbullah ve Iraklı Şii milisler dahil birçok grubun elindedir. Ülke paramparça olmuş birçok işgalci güç var orada. Ulusal ve bağımsız bir otoriterden eser kalmamış. 

“SDG eski gücünü kaybediyor”

Ülkenin kaderi Suriyelilerin elinden çıkmış. Kürt bölgesi de Suriye’nin bir parçası ve genelde yaşananlar doğrudan doğruya orayı da etkiliyor. 2011 devrimi gerçekleşseydi Kürtlerin büyük oranda problemi çözülmüş olurdu. Şimdi ne olduğu belli değil. Kimin tarafından verildiği belli olmayan ani kararlarla bölgeler el değişebiliyor. IŞİD ile savaş bittiğinde SDG Suriye’nin yaklaşık yüzde 30-35’ini kontrol ediyordu. Ama ne oldu önce Türkiye askeri operasyonla Serekaniye (Resulayn) Girespi (Tel Abyad) bölgelerine girdi. Ardından Rusya ve Suriye rejim güçlerinin girdiği bölgeler var. Dolayısıyla SDG’nin kontrol ettiği oran epey düştü. Genel olarak şuan pek iç açıcı bir durum var diyemeyiz. 

 

Salah Bedreddin
Salah Bedreddin, Abdulhakim Günaydın'a önemli açıklamalarda bulundu/ Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Rejim önceleri SDG’yi koruyup tolere ederdi, şimdi o da yok. Kürt bölgelerindeki Arap aşiretleri saf değiştirip rejimin tarafına geçiyor. İstihbarat başkanı ve Beşşar Esad’ın yardımcısı Ali Memlük iki gün önce Kamışlı’daydı. Bölgedeki Arap aşiretleri toplayarak onlarla bir araya geldi. ‘Ne istiyorsanız vermeye hazırım yeter ki bize katılın. Burada durmanız size bir şey kazandırmaz’ demiş. Aldığım duyumlara göre birkaçı kabul etmiş. SDG eski gücünü kaybediyor diyebiliriz. Dediğim gibi bölge her şeye müsait ve her an dengeler değişebiliyor.

Kürtlerin rejim ile müzakerelerini nasıl karşılıyorsunuz. Kürtler açısından kırmızı çizgiler ne olmalı?

Kürtler olarak baş düşmanımız rejimdir. Bunu unutmamak lazım. Şöyle geriye dönüp geçmişi bir hatırlayalım. Kürtler rejimin elinden çok çekti. Geçmiş işkence, sürgün ve katliamlarla dolu. Hatta kimlikten bile mahrum bırakıldık. Yani bir kimliğimiz bile yoktu. Kültürümüzü yaşayamadık. Şimdi bile bizi milletten saymıyor ve Esad Kürtleri inkar ediyor. Birçok arkadaşımızı öldürdü. Tek düşmanımız rejimindir ve bunun bilincinde olmak lazım. Tabii ki Kürtler herkes ile diyalog ve müzakere edebilir. Ama birlik içerisinde bu görüşmeleri gerçekleştirmek lazım. Bir olmazsak rejimin yanında da değerimiz olmaz. Kürtler arası birlik kırmızı çizgidir ve herkesin içerisinde olduğu bir merkezden koordine etmeli. Kürtler tek ses olmalı. Bunun başka alternatifi yok. Kürtler bunu gerçekleştirmezse başarıya ulaşamaz. Velev ki yanlış kararlar bile alınsa yine birlik ruhu içerisinde hareket edilmeli.   

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı ve Amerikan güçlerinin kısmen Suriye’den çekilmesi bölgede dengeler açısından nasıl bir etki yarattı. Bu gelişmeden Kürtler etkilendi mi?

Başta şunu söylemek isterim. Türkiye’nin operasyonu Kürtlerin hepsine karşı yapılmış bir operasyon değildi. Bu doğruyu unutmamak lazım. Amerika’ya gelince onlarında çok yanlışı oldu. ABD’liler siyasi bir grup ile ilişkileri geliştirdi. Medyada bu konuda çok yanlış bilgi paylaşıyor. Amerika Suriye’de Kürtler ile çalışmadı. Sadece PYD ile çalıştı. Evet, silahlı gücü var, birkaç bölgenin kontrolü ellerinde ve yönetiyorlar ama tüm Kürtler demek yanlıştır. Tüm Kürtleri kapsamıyor. Suriye’de PYD demek Kürtler demek değildir. Bu birinci yanlış. 

“Halk Türkiye ve ÖSO’nun Afrin, Serekaniye ve Girespi’de kalmasını istemiyor”

İkincisi Türkiye’nin operasyonuna gelince. Türkiye’de bir Kürt sorunu var ve bu problem devam ediyor. Bu sorunun böyle devam etmeyeceğini herkes biliyor ve biran önce barışçıl yollarla çözülmesini arzuluyoruz. Türkiye ve PKK’nin sorunlarını topraklarımıza getirmesini istemiyoruz. Türkiye ve Suriye iki komşu ülke ve 900 kilometreye yakın sınırı var. Sınırın iki tarafında da Kürtler yaşıyor. Önceliğimiz Türkiye’ye karşı durmak değil, Şam rejimine karşı durmaktır. Afrin’de son yaşananları düşündükçe Kürtler olarak Türkiye ile hiç problemimiz yok diyemeyiz.  Halk Türkiye ve ona bağlı güçlerin Afrin, Serekaniye ve Girespi’de kalmasını istemiyoruz. Sadece Türkiye değil hiçbir yabancı gücün topraklarımızda kalmasını istemiyoruz. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Türkiye’yi oraya çeken Kürtler değil, PKK’nın kendisidir. 

Türkiye’nin Suriye Kürtlerine bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin bazı Suriyeli Kürt gruplarla ilişkileri var. Mesela Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin (ENKS) Türkiye’de ofisleri var. Birçok defa bir araya da geliyorlar. Ankara’nın Erbil ile hem siyasi hem de ekonomik ilişkileri iyidir. 2012 yılında Feridun Sinirlioğlu’nun Dışişleri Bakanlığı’nda etkin olduğu döneminde Türkiye’ye davet edildim. Davet Başkan Mesut Barzani üzerinden gerçekleşti. Sinirlioğlu, Suriye masasına bakan Halit Çevik ve ben bir araya geldik. Türkiye, Erbil ve Kamışlı arasında üçlü mekanizma kurulma önerisinde bulunmuştum. Suriye’deki her gelişmenin direk Türkiye’yi etkileyeceğini söyledim. Türkiye’nin meselede taraf olduğunu ve tehlikeli gelişmeler olmadan Suriye’deki Kürtler lehine bir şeyler yapması gerektiğini, aksi takdirde çok kötü sonuçlar doğuracağını hatırlattım. Soruna dış güçleri dahil etmemek lazımdı. Önerilerim o zaman kabul edildi ama pratiğe geçmedi.

“Herkes Suriye’de Kürt adında bir milletin yaşadığını kabullenmeli”

Bugünde bunu söylüyorum, sorunumuz silahla, çatışmayla savaşla çözülmez. Herkes Suriye’de Kürtler adında bir milletin yaşadığını kabul etmeli. Kürtler Suriye’nin bir parçasıdır. Sorunuz ancak demokrasi ve diyalog ile çözülür. Türkiye’nin de, Amerika’nın da diğer güçlerinde bunu bilmesini istiyoruz. 

ENKS ve SDG arasında devam eden birlik görüşmeleri için neler düşünüyorsunuz. Suriye’de Kürtler arası siyasi birlik mümkün mü?

Suriye’de Kürtler adına konuşan partilerin yüzde 15’inin bile arkasında kamuoyu desteği yok. Kürtleri temsil etmiyorlar. Yüzde 80’i bağımsız diyebiliriz. Partilerin bir etkinliği kalmamış. Kürtler partilerden kaçıyor. Gerçeği bu. Çünkü particilik insanlara zarar veriyor. Hem ENKS hem de PYD, iki taraf ta öyledir. Çözümü ulusal kongredir. Suriye’de Kürtlerin birliği bu ulusal kongreyle mümkündür. Gençlerin, kadınların da içinde olduğu dernek, grup ve tüm oluşumlardan insanların olduğu ulusal bir kongreyle mümkündür. Partilerin temsilcileri de olmalı. Tek bir grubun veya partinin kararıyla olacak bir şey değil. Bu esas üzerine birlik sağlanırsa sonuç alır. Aksi takdirde başarıya ulaşma şansı yok. 

“Birlik çağrısının SDG’den gelmesi yanlıştı”          

Mazlum Abdi Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adına birlik çağrıda bulundu. İyi güzelde SDG Kürtlerden müteşekkil bir oluşum değil ki. İçerisinde Kürt, Arap, Türkmen ve Süryani gibi birçok etnik unsur var. Sadece Kürtlerden meydana gelmeyen bir oluşum Kürtlerin birliği için çağrıda bulunması ne kadar doğrudur? Kürtlerle bir ilgisi yok. Ben yöntemi yanlış buluyorum. Birlik çağrısının Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yapması gerekirdi. İkinci bir yanlışta şudur: Mazlum Abdi’nin gelin bize katılın demesi doğru bir çıkış değil. Katılma niyeti olanlar zaten katıldı. Gelin birlik olalım demek gerekirdi. 

 

Salah Bedreddin
Salah Bedreddin / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

ENKS de eskisi gibi değil. Güç kaybetmiş ve arkasındaki halk desteğini yitirmiş. Bir şey kalmışsa da Başkan Barzani ile olan yakınlıktan dolayı kalmıştır. Başkan Barzani’nin desteği olmazsa ENKS diye bir şey kalmaz. Şuan Kürtlerin büyük bir bölümü bağımsız. Dediğim gibi Kürtler arası birlik Erbil merkezli yapılacak ulusal kongreye bağlıdır. Aksi takdirde çok zor görünüyor.

Bölgede halk PYD veya Rojava yönetiminden memnun mu?

PYD’liler kendinden başka herkesi hain ve işbirlikçi görürler. Bu PKK’dan gelin bir şey aslında. Onlar gibi düşünmeyen ve onlarla birlikte olmayan herkes haindir. İdeolojik bir partidir. Ellerinde onlarca tutuklu Kürt var. Sırf onlar gibi düşünmüyorlar diye zindandalar. IŞİD’li tutukluları serbest bırakıyor ama Kürt tutsakları bırakmıyorlar. Bu çelişki değil de nedir? Bu tür uygulamalarla nasıl birlik sağlanır? Bu iyi niyet göstergesi değildir.

“Türkiye’nin bir milyon mülteci yerleştirme söylemi propagandadan ibaret”

Türkiye Serekaniye ve Girespi’ye bir milyon Suriyeli mülteci yerleştirmeyi planlıyor. Türkiye’nin bu girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bunu bir propaganda aracı olarak görüyorum. Çünkü Şam, Humus veya Hamalı biri gelip Serekaniye veya Girespi’ye yerleşmez. Herkesin kendisine ait toprağı, evi, köyü ve akrabaları var. Şamlı biri Serekaniye de ne yapsın. Bu gerçekçi değil. Öte taraftan Türkiye’de 4-5 milyon Suriyeli mülteci yaşıyor. Türkiye’nin bunları ülkelerine gönderme gibi bir hakkı var. Ama Serekaniye, Afrin veya Girespi’ye yerleştirme şeklinde değil. Hem Birleşmiş Milletler hem de ABD ve Avrupa ülkelerinin buna müsaade edeceğine ihtimal vermiyorum. İnşa sürecinde bu ülkeler yardımda bulunmazsa Türkiye tek başına nasıl bunun altından kalkabilsin. 
Ben meselenin daha çok siyasi olduğunu var sayıyorum. Pratiğe geçmesi çok zor olur. Kimse doğup büyüdüğü mahalleyi hiçbir yerle değiştirmez. Mesela be babamın, annemin ve birçok yakınımın mezarının bulunduğu ve doğup büyüdüğüm köyümü hiçbir şeye değiştirmem. Nasıl köyümü terk ederim. Dediğim gibi söylemin daha çok siyasi olduğunu düşünüyorum.

Serekaniye ve Girespi Kürt coğrafyası mı? Suriyeli Kürtler bu konuda ne düşünüyor?

Serekaniye yüzde yüz Kürt coğrafyasıdır ve Kürdistan’ın bir parçasıdır. Ama Girespi için bunu söyleyemem. Orası biraz karışık. Orada Kürtler dışında Araplar da yaşıyor. Girespi’nin yaklaşık yüzde ellisi Kürt. Mesela SDG’nin kontrol ettiği Rakka ve Deyr Ez-Zor’da da benzer durum söz konusu. Orada bir kısım Kürt yaşıyor ama oralar Kürt coğrafyası değil. Doğrularla yüzleşmek lazım. Biz başkasının hakkına girersek, başkasının hakkımıza girmesine yol açmış olmaz mıyız? 

ÖSO’nun yağmalara karıştığı ve fidye karşılığı adam kaçırma gibi olaylara karıştığı söyleniyor. ÖSO’nun bu tür olaylara karıştığı doğru mu?

Her şey den önce şunu söylemek isterim. Şuan Afrin, Serekaniye ve Girespi’de bulunan Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) kabul etmiyoruz ve onları ÖSO olarak ta görmüyoruz. Bizim tanıdığımız eski ÖSO milisleri, şerefli, namuslu, demokrat, harama el uzatmayan ve kimseye zulmetmeyen ve rejime karşı savaşan kahraman askerlerdi. Biz bunları ÖSO olarak kabul etmiyoruz. Özbekistan dahil dünyanın her tarafından insanların yer aldığı bir paramiliter güç haline geldi. ÖSO ile hiçbir alakaları yoktur. 

“ÖSO Afrin’de halka kan kusturuyor”

Hırsızlık, yağma, talan, fidye karşılığı adam kaçırma gibi zulümlerine şahit oluyoruz. Hatta Afrin bölgesinde zeytin ağaçlarının kökünden kestiklerine bile şahit olduk. İşin enteresanı bu bilgiler defalarca Türkiye ile paylaşılmasına rağmen önüne geçilmedi. Türkiye’nin resmi askerlerinin bu tür şeyler yaptığına şahit olmadık. Ama ÖSO’nun silahlı militanları halka kan kusturuyor. Bunun sorumlusu Ankara’dır. Çünkü Ankara onlardan sorumludur. İsteğimiz Kürt, Türk, Arap ve diğer halkın bir arada kardeşçe yaşamasıdır. Beraber yaşama arzumuz devam ediyor. Bu sorun devam ederse nasıl beraber yaşaya biliriz. Yaşananlar oluşan çatlağı derinleştiriyor. Dini ve ideolojik radikal terörist grupların bu kaos ortamından faydalanmasını sağlıyor. 

Peki Kürtler nasıl bir strateji izlemeli?

Kürtlerin büyük kesimi ulusal birliğin sağlanması için bir kongrenin yapılması konusunda hem fikir ama yöntemi konusunda bir öneri yok. Her dört parçanın da içinde olduğu büyük Kürdistan hayalini kuran siyasi şahıs ve partiler de olabilir. Saygı duymak lazım. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Dünya ve şartlar değişti ve o süreç geride kaldı. Kürt sorunu başka bir boyuta bürünmüş. Bu sürdürülebilir değil. Mesela Türkiye Kürtleri sorununu Ankara ile Irak Kürtleri sorununu Bağdat ile veya İran Kürtleri sorununu Tahran ile çözerse daha iyi ve gerçekçi olur. 

“Bağımsız Kürdistan’ın karşılığı yok”

Mesela Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) 2017 yılında bağımsızlık referandumu düzenledi ve kabul görmedi. İlişkiler kopma noktasına geldi ve bu iki tarafı da olumsuz etkiledi. Geldiğimiz noktada Erbil Bağdat ile çalışmak istiyoruz diyorlar. Bu tüm parçalar için geçerlidir. Evet, dört parçada yaşayan Kürtlerin kardeş olduğu konusunda herkes hem fikir. Kimse inkar edemez. Ama bu soruna çare olmuyor maalesef. Bağımsız Kürdistan’ın karşılığı yok. Kürtler yaşadığı devletle ilişkilerini geliştirip çözüm odaklı çalışırsa daha gerçekçi olur. Ne söz konusu mevcut ülkeler ne de dünya birleşik bağımsız bir Kürdistan fikrine sıcak bakmıyor. Kanımca kabul da görmez. Evet. Kalbimizde ve hakkımızdır. Bu atalarımızın da hayaliydi ama biraz gerçekçi düşünmek lazım. Konjonktür de buna müsait değil. 

Suriye'yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Maalesef Suriye’nin geleceği ile ilgili verilecek karar Suriyelilerin elinden çıkmış durumda. Suriye’de Suriyeliler dışında herkes söz sahibi ve muhtemelen geleceği de onlar belirleyecek. Esad bir süre daha devam edebilir ama sonunda diktatör rejim yıkılacak. Bunca olanlardan sonra devam etmesi kabul edilebilir bir şey değil. Arzumuz Suriye’nin federal, otonom veya başka bir yönetim modeli ile ülkenin yönetilmesi. Bu olursa Kürt, Arap, Türkmen ve diğer halkların beraber yaşama arzusu artar. Nihai kararı Suriye’de yaşayan halk vermeli. Sonunda bunun gerçekleşeceğini düşünüyorum.
 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU