"Napolyon" sandığınızdan daha ilerici

Ridley Scott'ın yönettiği ve Joaquin Phoenix'in başrolde oynadığı biyografi filmi, bazı gösterişli yanlışlıklara rağmen, Fransa'nın bir kralın kafasını kestikten sadece birkaç yıl sonra nasıl bir imparatora taç giydirdiğinin gerçekçi bir keşfi

Ridley Scott'ın Napolyon'unda, Napolyon Bonapart rolünde Joaquin Phoenix ve Joséphine de Beauharnais rolünde Vanessa Kirby. Bu sahnede Bonapart imparatorluk tacını yeni takmış ve eşi de imparatoriçe ilan ediliyor (Apple)

Napolyon'u (Napoleon) izlemek için bilet aldığımda ne bekleyeceğimden emin değildim. Yönetmenliğini Ridley Scott'ın yaptığı, imparator Napolyon Bonapart'ın biyografi filminin pazarlama kampanyası kafa karıştırıcıydı. Filmin ABD'deki sloganı "Hiçlikten geldi/Her şeyi ele geçirdi" hem yanlış (Bonapart düşük seviyede soylu bir aileye doğdu) hem de savaşarak ve siyasi manevralar yaparak muazzam bir güce ulaşan ve yükselişi Fransa'nın ilk cumhuriyet girişimini sona erdiren bir adamın patroniçe gibi tanımlanması bana tuhaf geldi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Memleketim Fransa'da Paris metrosunu kullananlar, filmde Joaquin Phoenix'in canlandırdığı Bonapart'ın çeşitli ifadelerin yazıldığı yan yana asılmış fotoğraflarının yanından geçti. Sıklıkla rastlanan bir kombinasyonda, Phoenix'in canlandırdığı Bonapart'ı bir savaş lideri olarak gösteren fotoğrafının yanında eşi Joséphine de Beauharnais'i kucaklarken çekilmiş bir fotoğrafı vardı ve iki görsele sırasıyla "fatih" ve "aşık" yazılmıştı.

Tüm bunlar Napolyon'un öznesini yüceltip yüceltmeyeceğini, onun gerçekten de hiçlikten gelip her şeyi ele geçirdiğine inanmamı isteyip istemeyeceğini ve Bonapart'ın gidişatından büyülenmemi bekleyip beklemeyeceğini merak etmeme yol açtı. (Belki de bunu merak ederken Ridley Scott'ın İngiliz olduğunu unutmuşumdur ve İngilizler hakkında ne derseniz deyin, Napolyon Bonapart'ı yüceltmeye pek yatkın değiller).

Bunun yerine, bazı gösterişli tarihsel yanlışlıkları bilerek yapan ancak Bonapart'ın iktidara yükselişi (ve oradan düşüşü) hakkında ikna edici bir gerçeğe ulaşan bir film buldum.

Napolyon, kocası Kral XVI. Louis'nin idamından aylar sonra Marie-Antoinette'in halka açık bir şekilde idam edilmesiyle başlıyor. Ardından Fransa, devrimin düşmanları olduğu iddia edilenlerin izlendiği, hapse atıldığı ve idam edildiği Terör Dönemi'ne giriyor. Tarihçiler sadece bir yılda en az 300 bin kişinin tutuklandığını, 17 bin kişinin idam edildiğini ve 10 bin kişinin de hapishanede öldüğünü tahmin ediyor.

Bonapart, devrimi (biraz da kaçınılmaz olarak) takip eden istikrarsızlık döneminden faydalanırken gösteriliyor: Önce 1799'da bir darbe düzenleyerek ilk Fransız cumhuriyetinin hükümetinin başına geçiyor, ardından 1804'te kendini Fransız imparatoru ilan ediyor. Bonapart'ın imparator olarak hükümdarlığının monarşiden bazı farklılıkları olsa da (bunları daha ayrıntılı tartışmayı tarihçilere bırakıyorum), bazı temel unsurların monarşiden ödünç alındığını söyleyebiliriz. Örneğin Bonapart, ortaçağ katedrali Notre Dame'da dini bir törenle taç giydi. Ölümü halinde iktidar seçilmiş bir lidere değil, varisine ya da varis yoksa kardeşine geçecekti.

Bonapart'ın mirası karmaşıktır ve burada herhangi bir tartışmayı çözmeyi amaçlamıyorum. (Tarihçi Charles-Éloi Vial, France 24'e yaptığı yorumlarda Bonapart'ın "[Fransız] yönetiminin modernleştirilmesindeki" rolünü vurgulamıştı). Ancak Napolyon toplumsal hareketlerin, şiddetin, sert tepkilerin ve Fransa'nın bir kralın kafasını kestikten sadece 11 yıl sonra nasıl bir imparatora taç giydirdiğinin ilginç bir incelemesi.

Filmin kronolojisinde belki de Fransa'nın devrimin acımasız sonuçlarından, sadece monarşiye geri dönmekle kalmayıp bir adım daha ileri gidecek kadar yara aldığı hissi var. Terör Dönemi korkunçtu, film bunu içgüdüsel olarak açıkça ortaya koyuyor ve Fransa'nın yapması gerekenin kendilerine bir imparator bulmak değil, bu dönemi sona erdirmek olduğunu pekiştiriyor. Bu açıdan bakıldığında şaşırtıcı derecede ilerici bir film: Bonapart'ın hükümdarlığı (bence haklı olarak) değişken ve liderinin tüm popülerliğine rağmen son derece kırılgan olarak tasvir ediliyor. Fransa kendisini Bonapart'ın ellerine teslim etmekte olduğu kadar ondan vazgeçmekte de aceleci davranıyor; Bonapart bir değil iki kez sürgüne gönderiliyor.
 

Napolyon
Yönetmen Ridley Scott ve başrol oyuncusu Joaquin Phoenix, Napolyon'un çekimlerinde (Apple)

 

Şu tarihi yanlışlıklar hakkında: Bazı şeylerin ne zaman uydurulduğu açıkça belirtildiği sürece, bir filmin sanatsal ehliyet kullanmasına aldırmıyorum. Örneğin Napolyon'da Bonapart, karısı Josephine'in kendisine şişmanladığını kindar bir şekilde söylemesi üzerine şöyle cevap veriyor: 

Kader bana bu kuzu pirzolayı getirdi.

Bu replik neredeyse TikTok'ta viral olması için yazılmış gibi görünüyor; gerçekten de Apple (filmin ortak yapımcısı ve dağıtımcısı) bunu paylaşmayı ihmal etmedi ve bu kesit şimdiden birkaç videoya ilham kaynağı oldu.

Napolyon'un sorunu, biraz fazla inandırıcı bir şekilde yalan söylemeyi bilmesi. Örneğin savaş sahnelerinde bir uzmanlık havası var. New Yorker'a göre, Scott'a bu sahnelerde danışmanlık yapan İngiliz eski paraşütçü Paul Biddiss, Napolyon dönemi kışlalarında "500 figüranı 'eğitim kampından' geçirdi", "eski askeri el kitaplarını inceledi" ve genel olarak ayrıntılara dikkat etti.

Dolayısıyla film bana canlandırdığı tarihi savaşlar hakkında bir şeyler söylediğinde, doğal olarak buna inanmam dürtüsü hissederdim. Yine de internet, epey dikkat çekici cüretkarlıkların bilgi teyitleriyle dolu: Filmde gösterilenlerin aksine Bonapart, Mısır'daki piramitlere asla ateş etmedi; süvarilerle savaşa girmedi, 1805 Austerlitz Savaşı sırasında donmuş büyük bir göl yoktu ve liste uzayıp gidiyor.

Bu cüretkarlıklardan bazıları gerçekten de sembolik bir anlam kazanıyor: Bonapart filmde Marie-Antoinette'in idamına tanıklık ederken gösteriliyor ve bu hiçbir zaman gerçekleşmemiş olsa da bunun devrim sonrasının Bonapart üzerindeki etkisini göstermenin etkili bir yolu olduğunu anlayabiliyorum. Düşünme eylemini ekranda tasvir etmenin pek çok yolu var ve bu da onlardan biri. İnsanlar bunun gerçekte yaşanmadığını, hikaye anlatımında kestirmeden gidildiğini öğrenmeyi önemsedikleri sürece, sorun yok.

Sanat bunu yapabilir ve belki de bunun için vardır: Bazen gerçeklerden uzaklaşırken duygusal ya da düşünsel bir gerçeği ifade etmek. Bu açıdan bakıldığında Napolyon, tarihin yürüyüşüne ve ilerlemenin yavaş, çoğu zaman kaotik döngülerinin değerli bir keşfi.



https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU