Kim kimi "yalnızlaştırıyor": Batı, Azerbaycan'ı mı; yoksa Azerbaycan, kendi vatandaşını mı?

Mayis Alizade Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Ermenistan'ın Batı'ya yanaşırken, Azerbaycan'ın kendi yerinde kalmasının nedenleri neler?

Ermenistan'ın "kapitülasyon"unun üzerinden neredeyse 4 sene geçti.

Ancak tarafların hâlâ barış anlaşması imzalamamaları bir yana, özellikle Azerbaycan tarafı "kapitülasyon"a maruz kaldığını iddia ettiği karşı taraftan kendi ulusal güvenliğine tehditlerin geldiğini belirtiyor.

Peki, ortada "garip" diye nitelendirilecek bir durum yok mu?

"Kapitülasyon"un en iyi örneklerinden biri II. Dünya Savaşı sonunda Sovyetler Birliği askeri birliklerinin başkent Berlin'e kadar giderek saldırgan Nazi Almanya'sı devletinin sonunu getirmesi ve savaş suçlularının Nürnberg Mahkemesi'ne çıkarılmasıdır.

Bundan dolayı yeni Alman Devleti 1949 yılında dünya sahnesine ayak basabilmişti.

Azerbaycan'ın kendi topraklarını Ermeni işgalcilerden kurtarmak için girdiği 44 günlük savaşın son gününde topraklar tamamen kurtarılmadan Rusya ve Azerbaycan devlet başkanları ile Ermenistan Başbakanının imzaladıkları üçlü belgeyle operasyonlar durmakla kalmamış, sınırın Ermenistan tarafında bekleyen 1960 Rus askeri "Barış Gücü" adı altında Azerbaycan topraklarına girerek 4 bin kilometrekarelik alanda hakimiyet kurmuştu.

19 Eylül 2023'te Azerbaycan'ın teröre karşı gerçekleştirdiği 1 günlük operasyonun sonucunda Karabağ'ın belirli bölgelerinde Rus askerlerinin kontrolü ve himayesi altında bulunan Ermeni menşeli 100 binin üzerinde insan Azerbaycan topraklarını terk etti.

Buna rağmen "Barış Gücü" adı altında Azerbaycan topraklarına yerleşmiş Rusya askeri birlikleri yerlerinde kalmayı sürdürüyorlar. 

Ermenistan hükümeti bizzat Başbakan Nikol Paşinyan'ın ağzından defalarca Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıdıklarını ve Karabağ üzerinde hiçbir hak iddia etmediklerini belirtti.

Azerbaycan bunu yetersiz bularak Ermenistan sınırları içinde kalmış 4 köyü geri istedi, Nikol Paşinyan kısa süre önce bu isteği de yerine getirdiklerini açıkladı.

2021 sonbaharına kadar "ipe un serme" sürecini yöneten Rusya iki ülke arasında barış anlaşmasının imzalanması konusunu gündeme getirmezken Avrupa Birliği kendi hamlesini yaptı. 

Türkiye de aynı günlerde komşu ülkeyle ilişkilerini normalleştirmek amacıyla özel temsilci atadı.

Gelişmeler Brüksel'in sahasına kaymak üzereyken Moskova müdahalede geç kalmadı ve bunun sonucunda taraflar bir türlü barış masası arkasına getirilemedi.

2023 yılının ortalarında Washington ve Paris'in daha aktif desteğini arkasına alan Brüksel'in karşısına bu kez aynı hareketlilikle dikilen şahıs Azerbaycan Devlet başkanı İlham Aliyev oldu.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ın da katıldığı toplantılara davet edilen Aliyev davetlerin tamamını farklı gerekçelerle geri çevirince Washington ve Brüksel 5 Nisan'da Paşinyan ile toplantılar gerçekleştirdi.

Bu buluşmalar aynı zamanda AB ve NATO'nun, Erivan'ı ilk kez ciddi biçimde kantara çıkarma operasyonuydu. 

Nikol Paşinyan'ın sunumunun ardından ABD Dışişleri Bakanı ve AB üst düzey yetkilileri fon Lyayen ve Borrel de Ermenistan'a üyelik kapısı aralama eğiliminde olduklarını ortaya koyunca ilk maddi yardımlar da gecikmedi: Kapı aralama parası olarak AB 265 milyon euro, ABD ise 70 milyon dolar heba etti.

Gelişmeleri çok çok uzaktan izleyen Azerbaycan'ın tamamı iktidar güdümündeki analistlerin tesellisi "265 euro + 70 milyon dolar önemli miktar değil, Ermenistan'ı Rusya'dan korumak için yeterli olmayacaktır" şeklinde yorumlarla ekranları süslüyorlar.

Evet, "atı alanın Üsküdar'ı geçtiğini görmeyince" verilen tepkinin içeriğinin bu şekilde olması çok doğal.
 


"Okyanus ötesinden gelip bu coğrafyada denge kurma girişimleri asla iyi niyetli olamaz"

Azerbaycan ne barış anlaşması imzalamak için acele etti ne de AB ve NATO trenine binmek için. 

Azerbaycan aslında 10 Kasım 2020'de Rus ordusunun "Barış Gücü" adı altında kendi topraklarına girmesine izin verdiğinde sonraki süreçleri Rusya'nın yönetmesini tercih edeceğini de ortaya koymuştu. 

Dikkat buyurunuz: Rusya askeri birliklerinin Azerbaycan topraklarına girmesi için ne Rusya ne de Azerbaycan parlamentolarının kararı oldu, sadece iki devlet başkanı ve bir başbakanın imzası yabancı ordu askerlerinin bir ülke topraklarına girerek belirli kısmını kendi idaresine almasına yetmişti. 

Rusya Milli Savunma Bakanı, geçen sonbaharda Azerbaycan'ın Karabağ bölgesindeki "Barış Gücü" askerlerini Suriye'deki Rusya "Barış Gücü" askerleriyle aynı kategoride zikretmiş ve başarılı çalışmalar yaptığını ifade etti.

Buradan bakıldığında Azerbaycan ile, Azerbaycan'ın "kapitülasyona maruz koyduğu" ülke olan Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının imzalanması sürecini yönlendirme görevini Rusya'nın hiç kimseye kaptırmamakta kararlı olduğu açık şekilde görülüyor.

Rusya'nın, SSCB'nin dağılmasından bu yana kullandığı "Okyanus ötesinden gelip bu coğrafyada denge kurma girişimleri asla iyi niyetli olamaz" retoriğini, özellikle 2021 sonbaharından bu yana çok sık duyuyoruz.


"Azerbaycan'sız buluşma" bölgedeki dengeleri etkiler mi?

5 Nisan'da Brüksel'de ABD Dışişleri Bakanı Blinken ve AB'nin iki üst düzey yetkilisinin Ermenistan Başbakanı Paşinyan ile bir araya gelmesinin altyapısı 1 ay içinde hazırlanmıştı.

O süreçte Blinken'in yanı sıra AB yetkililerinin de Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev'i aramalarına rağmen Aliyev daha önce aldığı ve defalarca dile getirdiği tavrı bir daha tekrarlayarak Brüksel'e gitmeyi reddetti. 

Peki, Brüksel'deki "Azerbaycan'sız buluşma" bölgedeki dengeleri etkiler mi?

Sayın Aliyev'in o buluşmaya katılmayacağı çok önceden belliydi ve bu konudaki tavırlarını daha önce aynı içerikteki toplantılara katılmayı reddederek açıkça ortaya koymuştu.

Temmuz 2022'de Independent Türkçe'ye Güney Kafkasya'da yeni bir sürecin başlaması için düğmeye basıldığını yazmıştık.

Bu süreç geçen aralık ayındaki zirve toplantısında Gürcistan'a AB üyelik müzakeresi kapısını aralarken peşinden Nikol Paşinyan'ın Azerbaycan'da sık sık kullanılan o sözle ifade etsem, "kapitülasyona maruz kalan" Ermenistan'ı yürüdü. 

İşin Gürcistan ve Ermenistan bakımından güvenilir olması yanı NATO'nun da bu süreci desteklemesidir. 

Manzara burada tercihlerin esas role sahip olduğunu ortaya koyuyor; yani Azerbaycan farklı söylemler üreterek tercihini Rusya'dan yana kullanırken Güney Kafkasya'nın öteki iki ülkesi olan Gürcistan ve Ermenistan AB ve ABD yanlısı bir tutum almaktan yana irade kullandı.

Ve 5 Nisan Brüksel buluşması sonrasında Azerbaycan ile Ermenistan'ın birbirlerinin topraklarını ateşe tutmalarına ilişkin haberler medyaya yansıdı.

Azerbaycan ile "kapitülasyona maruz kalan" Ermenistan arasındaki son gelişmelere bakıldığında barış anlaşması imzalanamamasının nedeni olarak iki husus gösteriliyor: Sınırların karşılıklı olarak tanınmaması ve ulaşım yollarının açılması.

Azerbaycan yetkililerinin "bugün barışa hiçbir vakit olmadığı kadar yakın olduklarını" ifade etmelerine rağmen, 5 Nisan Brüksel buluşmasından saatler sonra karşılıklı atışmalar durumun kırılganlığına ortaya koyan en önemli delil olsa gerek (Rusya'nın Kommersant gazetesi yorumcusunun konuyla ilgili yazısına "Erivan ve Bakü ‘namlu diplomasisi'ne geri döndü" başlığını atması da bu bağlamda isabetli sayılmalı).

Sonuçta Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın esas misafir olduğu 5 Nisan Brüksel buluşmasının Güney Kafkasya'daki kırılgan fay hattını da ortasından bölerek Azerbaycan'ı Rusya'nın saflarına daha hızlı şekilde ittiği, Ermenistan'a ise Batıya yürüme yolunda sağlıklı bir altyapı döşemeye başladığı söylenebilir.


Kafkasya'da etkili bir aktör olmak isteyen Türkiye süreçlerin neresinde?

Türkiye'nin pasif bir aktör rolünde olmasının ana nedeni savaştan sonra Rusya gibi Azerbaycan'a askeri güç göndermeye çalışıp muvaffak olamamasıdır.

Geleneksel olarak Bakü'nün yanında yer alan Ankara'nın son gelişmelerle ilgili Dışişleri üzerinden yaptığı açıklamada, "Bu tarihi fırsatın başarıya ulaşmasına çok yakın olunan böyle bir dönemde, bölge dışı aktörler başta olmak üzere, üçüncü tarafların sürece adil ve tarafsız yaklaşmaları ve sürece zarar vermekten itinayla kaçınmaları daha da önem kazandı" şeklinde sözlere yer verilirken, halihazırda Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde Türkiye Delegasyonu Başkanlığı görevini yürüten eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'yu Bakü'de kabul eden Devlet Başkanı Aliyev, ABD ve AB'ye ağır suçlamalar yönelterek şunları söyledi:

Gerek ABD ve gerekse AB üst düzey görevlileriyle (onların inisiyatifiyle) son günlerde yaptığım görüşmelerde bizi bu buluşmanın Azerbaycan'a karşı yönelmediğine ikna etmeye çalışsalar da biz bu görüşmenin Azerbaycan'a Güney Kafkasya'daki işbirliğine karşı yöneldiğini biliyoruz. Bu, bölünme çizgileri ve ülkemizi yalnızlaştırma amacı gütmektedir.


İlginç olduğu kadar çelişkili bir durum değil mi..ç Bir yandan her fırsatta Batı yanlısı politikalardan uzak durduğunuzu ve duracağınızı açıklarken, diğer yandan "kapitülasyona maruz koyduğunuz" komşunuzun faaliyetlerinin "size  yalnızlaştırma amacı taşıdığına" inanacaksınız. 

Bir ülkeyi dışarda yapılmış bu tür toplantılar mı yalnızlaştırır; yoksa evinden bulunduğu veya cebinden çıktığı iddia edilen 3-5 bin euro parayı delil göstererek içeri attığınız yaklaşık 20 gazeteci-yazar mı? 

Yoksa dünyanın en iyi ekonomi okullarının birinde ekonomi hocalığı yapan bir bilim insanını "sahte para basma" ithamıyla hapse atmak mı?

Cezaevleri muhalif aydın ve din adamı elinden nefes alınamaz duruma gelmiş bir ülkenin dışardan "yalnızlaştırılmasına" ne ihtiyaç olabilir ki?

Ve madem bu görüşmeleri "yalnızlaştırma girişimleri" olarak görüyorsunuz, o "yalnızlaştırma"nın doğurabileceği sonuçlara katlanmamak için neden ama siyasi tutuklularınızı bir an önce salıvermezsiniz? 

Ve her şeyi bir tarafa koyarsak: dün "kapitülasyona maruz koyduğunuz" bir ülke bugün size nasıl "yalnızlaştırabilir?" 

Ve madem Azerbaycan'ın "yalnızlaştırılması" ve" tecrit edilmesi" söz konusuysa o zaman hep "pandemi" tehlikesini gerekçe göstererek kara sınırlarının tamamını kapalı tutan Azerbaycan'a ne demeli? 

Bir anlığa gözünüzün önüne şu manzarayı getirin lütfen: sınırı geçip 100 metre ötedeki akrabasının cenazesine katılmak isteyen Azerbaycan vatandaşının önce 550 kilometrelik mesafeyi katederek Bakü'ye varması, oradan uçakla Tiflis'e uçması, Tiflis'ten karayoluyla sınır bölgesine geri gelmesi gerekir.

Veya Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki Astara'dan İran sınırın hemen ötesindeki Astara'ya varması için vatandaşın önce Bakü'ye gitmesi (karayoluyla 300 kilometre), oradan Tebriz kentine uçması (nisan ayı için en ucuz tek gidiş bileti 650 ABD doları), oradan karayoluyla sınırdaki Astara kentine geri dönmesi gerekir. Aynı prosedür Azerbaycan'ın Kuzey sınırları için de geçerli.

Tek istisna Türkiye-Nahçıvan sınırındaki karayolu olup orada her gün sorunların yaşandığını herkes biliyor.

İşte bu manzara şu soruyu da kendisiyle getirip gelmiyor mu: "pandemi" gerekçesiyle Mart 2020'den bu yana kendi kara sınırlarını kapalı tutmak suretiyle  vatandaşlarının büyük kısmını komşudaki en yakın akrabalarıyla doğrudan ilişkilerden tecrit etmiş bir ülke Batılı ülkelerin "yalnızlaştırma", "tecrit" tehdidinden yakınmakta ne ölçüde haklı olabilir?

Ve o sınırların açılma durumu tamamen meçhulken…

Ve "kaçakçılık", "sahte para basma" suçlamalarıyla içeri atılmış gazetecilerin, akademisyelerin, siyasi aktivistlerin tutukluluk sürelerinin nereye kadar uzayacağı belirsizken…

"Yalnızlaştırma" ve "tecrit"ten yakınmak…

Breh… breh… breh… dışında ne denilebilir ki?..

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU