Fırsat eşitsizliğinin sizi sıkıştırdığını düşünmeniz bile ekonomik büyümeyi etkileyebilir

Yeni bir araştırmaya göre büyümeyi sadece gelir eşitliğine dair çıplak gerçek değil, yurttaşların ilerlemeden yoksun kalması da tehdit ediyor

Bir baba oğlun gelirlerindeki yakınlık fırsat eşitsizliğine işaret eden göstergelerden biri (Stephen Mansfield)

Kapitalist ekonomilerde belirli bir seviyede eşitsizliğin olması kaçınılmaz. "Peki ne kadarı çok fazla?" sorusuysa son 10 yılın siyasal tartışmalarının merkezindeki soru haline geldi. Fakat gelir farklılığının ne kadar aşırı olup olmadığının yanı sıra eşitsizliğin ana nedenleri de önem taşıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) ekonomistlerin yaptığı güncel bir araştırmaya göre çoğunlukla fırsat eşitsizliğinin sebep olduğu yoksul ve zenginler arasındaki geniş uçurum, ekonomik büyümeye zarar veriyor. Araştırmanın yazarları, mevcut verilere dayanarak, fırsat eşitsizliğini baba ve oğulların gelirleri arasında yakın bir korelasyon olarak tanımladı. Aradaki ilişki ne kadar fazlaysa eşitsizlik de o kadar fazla. Eğer varlıklı ailelerden ya da daha da önemlisi yoksul ailelerden gelen çocukların ebeveynlerinden daha iyi duruma gelmesi pek mümkün değilse (yani eğer babaların geliri çocuklarının gelecekteki kazancını belirliyorsa) bu, o toplumda muhtemelen daha düşük bir fırsat eşitliği olduğu anlamına geliyor. Veya  ekonomik jargonla ifade edersek, kuşaklararası hareketlilik daha düşük.

Araştırmacılar Shekhar Aiyar ve Christian Ebeke, fırsat eşitliğinin düşük olduğu ülkelerde gelir eşitsizliğindeki artışların ekonomik büyümeyi önemli ölçüde yavaşlattığını ortaya çıkardı. Bu tür eşitsizlik yerleşik hale gelerek düşük gelirli çalışanların potansiyellerini sınırlandırıyor ve uzun vadeli ekonomik büyümeyi olumsuz etkiliyor. Bu ülkeler arasında ABD, Birleşik Krallık (BK), Japonya ve Euro bölgesindeki diğer birçok devletle birlikte Çin, Hindistan, Brezilya gibi başlıca gelişmekte olan ekonomiler bulunuyor.

Aiyar ve Ebeke’nin açıklamasına göre böyle bir yerleşikleşme kuşaklar boyunca gerçekleşiyor. Bunun aksine düşük gelirli kişilerin diğer herkesle aynı fırsatlara sahip olduğu ekonomilerde eşitsizlikte yaşanacak bir artış kolayca terse çevrilebiliyor.

Britanya’yla yakından alakalı bir örneği ele alalım. Eğer yüksek kaliteli eğitime erişim eşitsizliği varsa (diyelim ki belirli bir miktarda gelir gerektiği için), birçok yetenekli kişi eğitim fırsatını kaçıracak ve olabileceğinden daha az verimli çalışanlar haline gelecek. Ve genel verimliliğin daha yavaş büyümesi, daha yavaş artan bir GSYİH’ye (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) dönüşecek.

Toplumun ne kadar adil olduğuna dair algılar da önemli bir mesele. Eğer düşük gelirli aileler, doğru bağlantılara ya da doğru aksana sahip olmadıkları için çocuklarının iyi bir iş bulamayacağına inanıyorsa, eğitime o kadar da yatırım yapmayabilirler.
 


Yeterli çaba gösterirse herkesin yeteneklerinden azami derecede faydalanacağı işi bulabileceğine dair görev, geleceğin işçileri için yaşamlarının erken dönemlerinde başlıyor. Çalışmalar, çocukların 5 yaşına kadar aldıkları uyarımların beyin gelişimlerinde bilhassa etkili olduğunu gösterdi. Bu nedenle yüksek kalitede erken yaş eğitimine yatırım yapmak kritik öneme haiz.

Eğer Aiyar ve Ebeke'nin iddia ettiği gibi düşük kuşaklararası hareketlilik fırsat eşitsizliğinin önemli bir göstergesiyse, o halde bu hareketliliğin Britanya'daki ani düşüşünün ekonomi için endişe verici sonuçları var. Surrey Üniversitesi ve London School of Economics'in araştırmacılarına göre 2005'te 28 ila 32 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 62'si, aynı yaşlardayken babalarının kazandığına benzer miktarda ya da onların kazandığından fazla gelir elde ediyordu. Ancak 2018'de bu oran yüzde 36'ya düştü.

Stephanie Flanders'ın podcast programı Stephanomics'te işaret edildiği gibi toplumun çoğunluğu daha zengin hale gelmediğinde ekonomik büyümenin zarar görebileceği bir neden daha var: Harcamalarını artırmıyorlar ve ABD ya da BK gibi ülkelerde büyümenin devamlılığı tüketici harcamalarına aşırı derecede bağımlı.

Zenginler hariç herkesin yaşam standartlarında duraklama olması gerçek kazananları da tehdit ediyor. Stephanomics'ten bahsetmişken, bir milyoner durumu şöyle açıklıyor:

ABD'de derinleşen eşitsizliğe karşı kampanya yürüten bir grup zengin ABD'linin, yatırımcıların ve iş insanlarının grubu Patriotic Millionnaires'in (Yurtsever Milyonerler) başkanı Morris Pearl "Çok fazla para kazandım çünkü herkes mortgage senetlerini, cep telefonu faturalarını ve iTunes ücretlerini zamanında ödedi" dedi.

"Amazon, Google ve Verizon gibi şirketlere yatırım yapan bizlerde ve aylık faturaların ödenmesiyle para kazanan bankalarda para, bu insanların tüm o küçük faturaları her ay ödemesiyle damla damla birikti. Ve her ay ödemelerini yapabilen insanlar olmadan yatırımcılar da para kazanamaz."

Patriotic Millionnaires'ın varlığının gösterdiği gibi, genelde kendi çıkarlarını maksimize etmek için tüm siyasi güçlerini kullanmaktan hiç çekinmeyen zenginler bile eşitsizliğin tehlikelerinin farkına giderek daha fazla varıyor. Bazıları ahlaki sebeplerle karşı çıksa bile, ekonomik pastadaki orantısız paylarından dolayı endişe duyanların çoğunluğunu pragmatik kapitalist olarak tanımlamak daha makul. Aşırı eşitsizlik para kazanmalarına ve daha fazla büyümelerine engel oluşturuyorsa, bu durumda elbette oyun alanını eşitlemek zenginlerin menfaatine.

Ve mevcut ekonomik düzenin en büyük kazananları masaya oturduğunda bizim bu düzeni içeriden değiştirmek için çok daha büyük bir şansımız olacak.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Ata Türkoğlu

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU