Teşekkürler ama telefonumun "bağlantısını kesme hakkı" istemiyorum, e-postalarımı bir yetişkin gibi yönetebilirim

İş yerinden gelen bu yeni ve parlak fikir iyi niyetli ama bizi telefonlarımıza yapıştıran sadece patronlarımızdan gelen e-postalar değil. Birçoğumuz sosyal medyayı sürekli kontrol üstüne kontrol ediyoruz. Bunların hepsi modern bir hastalığın parçası

(Nicepik)

Lidl ve Volkswagen'deki patronlar hafta sonları ve 18.00 ila 07.00 arasında atılan işle ilgili bütün e-postaları yasaklamayı deniyor. Yasağın arkasındaki fikir çalışanlara işle "bağlantılarını kesme hakkı" vermek. Fransa'da bu tarz bir dijital tecrit yasalaştı. Başta kulağa oldukça adil geliyor ama işlerinde esneklik isteyen insanlardan ne haber? Yeni bir çalışma bunun “nevrotizme" yol açıp çalışanlar için daha da fazla stres yaratarak yarardan çok zarara sebebiyet verebileceğini öne sürüyor.

Biliyorum, biliyorum, "Bu soytarı çalışma saatleri ve düzgün işlerle ilgili ne bilir ki?" diye düşünüyorsunuz. İtiraf edeyim, hiçbir zaman “düzgün” bir işim olmadı. Birkaç ofiste geçici olarak çalıştım ama pozisyonlar her zaman planlandığından da geçiciydi. Mezun olduktan sonra Winchester'da (üniversitemin olduğu şehir) bir Prontaprint mağazasında işe girdim. İşim devasa bir bilgisayardaki “müşteri veritabanını güncellemekti." Doksanlı yılların ortasıydı bu ve ben daha veritabanının ne olduğunu veya bir bilgisayarı nasıl açacağımı bilmiyordum. Ne yaptığım hakkında hiçbir fikrim yoktu ve saatler boyu orada oturup işe yaramadan tuşlara basıp dururdum. Üçüncü gün "Tuvalete gidip geliyorum" diye cırladım ve arka kapıyı açıp dar sokaktan dışarı çıktım, bir daha da geri dönmedim.

Londra'ya geri döndüm ve başka bir ofiste iş buldum. Patrona kahve yapmak için yarım saat boyunca bir kahve makinesiyle cebelleştikten sonra bir belgeyi fakslamam istendi. Bir de origamiden goril yapmamı isteselerdi bari. Belge elimde, bir süre faks makinesinin yanında durdum. Birkaç tuşa bastım, ağlamaya başladım, sonra bıraktım ve temizlikçi olarak başka bir işe girdim. Elimde paspasla nerede olduğumu biliyordum.

Ofis ortamını spor salonu kadar korkutucu bulmuştum. Ben etrafta şaşkın şaşkın dolaşıp kendimi şişman hissederken herkes ne yaptığını ve işlerin nasıl yürüdüğünü biliyor gibiydi. Ayrıca orada sizi haşlama yetkisi olan insanlar da var. Bense annem dışında kimseden azar yemeye alışık değilim. Gıcırtılı bir takım elbise içindeki birinin bana hedeflerimin "bu hafta biraz hayal kırıklığı yarattığını" söylemesindense (telefon satışı, 1992, floresan lamba tüpü) benden nefret eden sarhoş insanlar tarafından sahneden yuhalanarak indirilmeyi tercih ederim (eğer merak ediyorsanız, Belfast, 2001) .

Dolayısıyla her ne kadar pazartesi-cuma, 9-5 çalışmasam da iş yerinde bağlı olduğum insanlar bu saatlerde çalışmayı sürdürüyor. Sattıklarım her zaman somut şeyler olmuyor ama yine de iş iştir ve ben de şirket yöneticisiyim, dolayısıyla her gün dağlar kadar e-postayla uğraşıyorum.

Tabii ki uğraşmak zorunda olmadıklarımı bilen ve eleyen bir temsilcim var. Ama yine de telefonumda her daim bir "bip bip bip" sesi var; insanlar omzumu elektronik olarak dürtüp konuşmak istiyor.

Bu e-postalara cevap yazacak zamanı ve zihinsel boşluğu da hafta sonları buluyorum. Hafta boyunca, çocuklar okuldayken yazıyorum, akşam yemeğini ayarlıyorum ve sonra bir yerlerde sahneye koşuyorum. Hafta sonlarının tembel sabahları, genelde aciliyeti az olan mesajlara göz atıp cevap yazdığım zamanlar. Asla ama asla hafta sonları e-postalarıma dönüş beklemiyorum ve insanların rahatsız edilmek istemediklerinde bildirimlerini kapatacağını düşünüyorum.
 


“Bağlantıyı kesme hakkı” iyi niyetli ama açıkçası bizi telefona yapıştıran sadece iş e-postaları değil. Birçoğumuz sosyal medyayı sürekli kontrol üstüne kontrol ediyoruz. Bunların hepsi modern bir hastalığın parçası. Sanırım Lidl ve Volkswagen'in, cumaları iş çıkışı patronların telefonuna el koyması biraz aşırılığa kaçardı.

Peki ya bunun yerine diğer şirketlerle birlikte kültürel bir değişim başlatsalar da biz de e-postaya hemen cevap vermek zorunda kalmasak veya eğer bunu pazar sabahı yapmayı tercih edince profesyonel davranmadığımız düşünülmese? Elektronik e-postalara 80'lerdeki telefon konuşmaları gibi davranmayı bırakmalıyız. O zamanlar ne yapıyor olursanız olun (uykuda, banyoda, merdiven çıkarken) telefon çaldığında ahizeyi kaldırmak mutlak önceliğiniz olurdu çünkü "önemli olabilirdi." Ve bir telefon görüşmesini kaçırdıysanız yarım saat sonra tekrar telefonunuz çalmazdı; ertesi güne kadar oturup beklerdiniz. E-postalarsa uygun vakte kadar bekleyebilir.

Birçoğumuzun iş saatleri dışında veya hafta sonları çalışma esnekliğine ihtiyacı var. Kırklarda yaşamıyoruz; e-postalar savaşa gireceğimizi söyleyen telgraflar değil.

Geçenlerde yazıştığım çok başarılı bir yazardan şahane bir otomatik cevap aldım. Cevapta, yazmakla meşgul olduğu için gönderene sabırlı olması söyleniyor ve birkaç acil durum numarası öneriliyordu. Mesajın sonunda şöyle yazılmıştı: “Özür dilerim ama ancak bu şekilde, hobi olarak yazan bir e-postacı değil de bir yazar olabilirim."

Muhteşem. Eğer hepimiz bu kadar dürüst otomatik cevaplar verebilirsek, insanlar ne zaman e-posta göndereceğini seçebilir ve alıcı her kimse ona nasıl yaklaşacağını bilir.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU