Bunun bizi fakirleştiren ve iktidarı sosyopatlara teslim eden bir anlaşma olduğu doğru ama Boris’e güvenmeyeceksek kime güvenebiliriz?

Bu henüz başlangıç; artık ekonomimizi Almanlardan izin almak zorunda olmaksızın dilediğimiz kadar küçültme özgürlüğüne sahip olduğumuza göre, bunun devamını getirebiliriz ve getirmeliyiz de

Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecindeki Britanya, Brexit’in ertelenmesi kararının ardından 12 Aralık’ta erken seçime gidecek (AP)

Avrupa Birliği ile varılan son Brexit anlaşması birçok soru işaretini beraberinde getiriyor ancak bazılarının gözünden kaçan bir mesele var. Eğer Boris Johnson’ın eski eşi, çocuklarına nihayet doğru düzgün bir hayat sağlamak istiyorsa, Demokratik Birlik Partisinden (DUP) milletvekili olabilir; Salı günü itibarıyla cebine 1 milyar sterlin (yaklaşık 7 milyar 390 milyon TL) girecektir.

Bir sonraki seçimde hepimizin DUP’a oy vermesi mantıklı görünüyor. Böylelikle, örneğin Epsom gibi bölgelerde belediye başkanı çıkıp, “Bu yıl, Kadın Enstitüsü [WI] tarafından düzenlenen yürüyüş yerine, Katolik olduğuna inandığımız Mr. O’Reilly’nin (jenerik İrlandalı soyadı ed.n.) mutfağının tam ortasından geçen bir ‘Turuncu Yürüyüş’ düzenleyeceğiz” şeklinde bir açıklama yapabilir, ve hükümete karşı oy kullanacakları yönünde her tehditlerinin karşılığında 50 milyon sterlin (yaklaşık 370 milyon pound) alabilirler.

Seçmenin, Boris Johnson’ın imza attığı anlaşmaya bu türden taktikler sayesinde onay vereceğini ummak durumundayız. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi o kadar önemliydi ki, Johnson’ın şu sözleri anlayışla karşılandı: 

Evet, anlaşma bu. İncelemeye vakit harcayarak meseleyi uzatmanın bir manası yok. İçinde bir sürü rakam var ve rakamlar daima bir şeylerin gecikmesine neden olur.

Yani anlaşmanın içeriğinin ne olduğu gibi ufak ayrıntılara takılıp kalmamalıyız. Meselenin özü, anlaşmanın Boris Johnson tarafından onaylanmış olmasıdır. Ve eğer Boris Johnson’ın sözüne de itimat etmeyecekseniz, kime edebilirsiniz ki?

Johnson, geçmişte AB konusunda bir miktar şüpheci yaklaşım sergileyen Muhafazakar Partililerin desteğini bu şekilde almış olmalı. Örneğin Jacob Rees-Mogg, Theresa May’in Brexit anlaşmasının bizi Roma İmparatorluğu işgali altındaki Britanya gibi bir “tabi devlet” haline getirdiğini ifade etmişti.

Bu anlaşmayla İspanyollara kürek mahkumu temin etmemizi ve Pazar günleri Angela Merkel’in tavuklarına bakıcılık yapmamızı emreden maddeler yürürlükten kaldırılıyor olsa gerek.

 

 

David Davis gibi bir takım Muhafazakar politikacılar o anlaşmanın “resmen her birimizi bir Arnavut kaçakçılık şebekesine sattığını” ilan etmişti, ancak yeni anlaşma Davis gibi düşünenleri çok heyecanlandırıyor, çünkü her ne kadar iki anlaşma arasında temelde bir fark olmasa da, yeni anlaşmada balıkla ilgili bir madde olma ihtimali var. (Brexit Bakanı Davis, balıkçıların hakları anlaşmada yer almazsa istifa etme tehdidinde bulunmuştu ed.n.)

Neyse ki, anlaşma kapsamında yer aldığı tahmin edilen maddelerin olası etkilerine ilişkin çalışmalar var. UK in a Changing Europe (Değişen Avrupa’da Birleşik Krallık) inisiyatifinin yaptığı hesaplamalar, kamu maliyesinin bir yılda 16 milyar ila 49 milyar sterlin arasında küçülmesinin muhtemel olduğunu göstermişti.

Bu çalışmaların hatalı olduğunu öne sürerek itiraz edenler var -ki tam da bu yüzden alternatif çalışmalara kulak vermek akıllıca olur. Örneğin, bilişim sektöründe çalışan Gary’nin çalışması gibi. Gary, elde ettiği bulguları yakın zamanda şu sözlerle ifade etmişti:

Bu tam bir saçmalık. Büyükbabam s***k Fransızlara hiç güvenmezdi, ve haklıydı da!

Bütçe Sorumluluk Ofisi’nin değerlendirmelerine göre, Birleşik Krallık’taki her hanenin Brexit nedeniyle şimdiden ortalama bin 500 sterlin (yaklaşık 11 bin TL) fakirleştiği tahmin ediliyor. Başbakan, yaptığı anlaşmanın fevkalade bir başarı olduğu konusunda bizi temin edebilir, zira bu anlaşma her birimize daha önce sahip olduğumuzun neredeyse yüzde 30’unu geri verecek.

Aynı şu örnekteki başarı hikayesi gibi: 

Gaz şirketinizi değiştirmeniz için son üç yıldır internetten yaptığım araştırma sonucunda nihayet size diyebilirim ki, bulduğum şirket önceki gaz şirketinizden yılda sadece bin 500 sterlin fazla fatura kesecek.

Fakat bu henüz başlangıç, artık ekonomimizi Almanlardan izin almak zorunda olmaksızın dilediğimiz kadar küçültme özgürlüğüne sahip olduğumuza göre, bunun devamını getirebiliriz, ve getirmeliyiz de.

Bu kadarla da kalmıyor. Bu anlaşma aynı zamanda o berbat Serbest Dolaşımdan da kurtulacağımızın garantisi. Ve açıkçası ben, İSTEDİĞİM YERE seyahat edebilme SERBESTİSİNDEN artık USANDIM. Çocuklarım İspanya’da çalışmak veya okumak isterlerse onlara “HAYIR. OTUR oturduğun YERDE. Eğer farklı bir yere gitmek isteyen varsa Co-op’a (Birleşik Krallık’ın en yaygın kooperatif ağı ed.n.) gidebilir” diye cevap verilmesini istiyorum.

Hayati öneme sahip bir konu da, o karmaşık İrlanda meselesinin çözülmüş olması. Dik duruşumuz sayesinde AB’den daha önce üzerinde düşünmeye bile yanaşmadıkları anlaşmalar kopardık. Mesela Boris Johnson, daha önce hiçbir başbakanın İrlanda Denizi’nde bir sınır çekilmesini sağlayamadığını söyledi. Fakat o, kararlılıkla yürüttüğü pazarlık neticesinde AB’yi İrlanda Denizi’nde bir sınır çizmeye ikna etti.

Umulan o ki başbakan, Donald Trump’ın karşısında da aynı sağlam duruşu sergiler ve Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) bileşenlerini ABD’li şirketlere asla satmayacağına dair kararlılık gösterir -böylelikle Trump da NHS’nin tamamını ABD’li şirketler adına kendisi satın almak zorunda kalır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Fakat en önemlisi, bu anlaşma, kendi şanlı parlamentomuzla uyum içinde kendi yasalarımızı yaptığımız sevgili demokrasimize bir geri dönüşü temsil ediyor. Artık kapalı kapılar ardında sinsi pazarlıklar yürütmek yerine, Presbiteryenlere oylarını bizim istediğimiz yönde kullansınlar diye yüzlerce milyon sterlin akıttığımız karar alma biçimlerine geri dönebiliriz.

Açıkçası kimse DUP’u halkın sesine kulak vermemekle suçlayamaz, zira bu hafta Johnson’ın anlaşmasını görüşmek üzere Downing Sokağı’na (Birleşik Krallık Başbanlık ofisi ed.n.) davet edilmeden önce paramiliter örgüt Ulster Savunma Birliği (UDS) ile bir araya gelerek Brexit konusunda görüşlerini aldılar.

Belki de Muhafazakarlar Jeremy Corbyn’e bu yüzden saldırıyordur; “1980’lerde Sinn Fein liderleriyle görüştüğü için.” Onlar hâlâ IRA ile görüşmesi gerektiği düşüncesindeler ve artık IRA’ya danışılmamasını biraz kaba bir hareket olarak görüyorlar.

Anlaşma yürürlüğe girdiği takdirde belki de hükümetle silahlı Birlikçiler arasında yeni bir işbirliği ruhuna şahit olabiliriz. Belki de Ulster Savunma Birliği doğrudan Downing Sokağı’na yerleşecek ve Johnson, “Acaba, ıım, ipso facto (kaçınılmaz ed.n.) bir fincan earl grey almaz mıydınız, Bay Mad Dog?” diyecek ve şöyle bir cevap alacak:

Kar maskesinin içinden çay içmekte zorlanıyorum, o nedenle hayır.

Yani asıl mesele, bir avuç sosyopat ellerine geçirdikleri her şeyi hiçbir kural tanımadan ceplerine indirirken ülkenin nasıl daha fakir ve daha da çıldırmış bir ikinci sınıf memlekete dönüşeceği konusunda ahkam kesmekle artık daha fazla vakit harcamamamız. Artık ülkenin tek isteği bunun bir an önce GERÇEKLEŞMESİ.
 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Yasemin Gürkan

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU