Trump, İran görüşmelerinde sürekli çark ederken "çıldırmış" haydut lider artık Tahran'da değil, Washington'da oturuyor

ABD; Bolton ve Pompeo'nun Trump için kabusa dönüştürdüğü delice bir durumla değil, kendisine cesurca karşı koyan, acımasız ve hesapçı adamların yönettiği bir ülkeyle karşı karşıya

(AFP)

Ortadoğu'da tarih, biz Batılılar için hep acımasız olmuştur. Tam da bizim iyi adamlar, İranlılarınsa kötü adamlar olduğunu düşünürken; esas delinin ABD başkanı ve ona laf anlatması gereken mantıklı, aklı başında liderin de İran İslam Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı olduğunu hatırlatan Trump-Ruhani zirvesinin umutsuz, heyulamsı olasılığı karşımıza çıkıveriyor. Bütün bu maskaralıklar elbette ki -Amerika ve İran arasındaki "eli kulağında" savaş gibi- devamı gelecek bir kuruntu.

İsraillilere gelince, onlar da “İsrail Kralı” olduğuna inanan adamın Hitler taraftarı Perslerle görüşmesini istemiyor. Finansal bakımdan çökmüş, enflasyon mahkumu, sefil İranlıların Beyaz Saray'daki çatlakla muhabbet etmeye niyetlenmesi ihtimaline karşı aniden İran'ın Ortadoğu'daki yerel taşeronlarını -Irak, Suriye ve Lübnan'daki- insansız hava araçlarından fırlatılan füzelerle taradılar. Ne var ki İsrailliler cephanelerini boşa harcadı. Ruhani deli değil. "Eğer Trump konuşmak istiyorsa Amerika İran'a yönelik yaptırımları kaldırmalı" dedi.

Tüm bu olanları göründüğü gibi kabul etmek zorunda olmamız beni hala şaşırtıyor. Trump Ruhani'nin "büyük müzakereciliği" üzerine zırvalar zırvalamaz bütün Beyaz Saray muhabirlerinin görev aşkıyla bu saçmalığı not aldıklarını gördük. Sanki Amerikan başkanı başkanlıkla ilgiliymiş, o eski hayal kutusu gerçekmiş ya da söylediklerinin gerçeklikle en ufak bir ilgisi varmış gibi....

Ve Ruhani "fotoğraf çekilmekle" ilgilenmediğini belirttiğinde -bu, Trump ve Küçük Roket Adam'ın fotoğraflarına bariz bir göndermeydi- suratsız Washington Post, müteakip haberinde bize ne söyledi? Neden Ruhani "ABD'li mevkidaşıyla olası bir görüşme umutlarını parçalamıştı?" Tanrılar! İki buçuk yıldır süren tehditleri, yalanları ve ırkçılığından sonra kendi ülkelerinde yetişmiş çatlak başkanlarından hala ne "umutları" var? Hiçbir şey öğrenmediler mi?

Amerikan basını için Trump Washington'dayken üşütüğün teki ama Biarritz'e (veya Londra'ya veya Riyad'a veya Panmunjom'a veya İskoçya'da bir golf sahasına veya belki de bir gün, Grönland'a) iner inmez bir Kissinger kesiliyor. Ve "büyük müzakereci" ama aynı zamanda da çok acımasız bir adam olan Ruhani, bu yüzden İran'ın bir önceki cumhurbaşkanının, yani gözü dönmüş, çılgın, Yahudi soykırımını reddeden Mahmud Ahmedinejad'ın rolüne bürünmeli.

Nitekim Ahmedinejad'ın diğer siyasi hırsları ülkesinin "dini lideri" Ayetullah Hamaney tarafından ezilmemiş olsaydı dünyanın önde gelen iki siyasi kaçığı arasındaki bir görüşmeye şahit olabilirdik. Hatırlanabileceği üzere Ahmedinejad, New York'ta Birleşmiş Milletler'e hitap ederken başının üzerinde 20 dakika boyunca kutsal bir bulutun gezindiğini iddia eden İranlıydı. Bu Trump'ın da deneyimleyebileceği bir hadise. Neyse ki o, en azından bize bunu söylemeyecek kadar sağduyuya sahip.

Yine hatırlayabileceğiniz gibi Ahmedinejad, 2009'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığı iddiasının milyonlarca protestocuyu, vahşice tutuklanıp kendilerine boyun eğdirilene kadar İran sokaklarına döktüğü cumhurbaşkanıydı. Arsız gülümsemesi, sincabı andıran gözleri ve İspanyol armada sakalı; İranlıları cumhurbaşkanlığı zaferine dair "alternatif açıklamaların" gerçekliğine ikna etmeye yetmemişti.

Herkes Ahmedinejad'ın bir nükleer butonunun üzerine parmağını koymayacağını biliyordu -birçokları nükleer fizikle elektrik arasındaki farkı bildiğinden de şüpheliydi- yine de o zamanlar Kaddafi'ye veya Ortadoğu'nun diğer yaygaracılarından herhangi birine rakip bir nefret figürü haline gelmişti.

Ahmedinejad'ın uluslararası deli gömleğini artık Trump giyiyor ve bugün İran cumhurbaşkanlığı koltuğunda çok daha pragmatik bir adam oturuyor. Yine de Hasan Ruhani hakkında romantik davranmayalım. Ruhani 1999'da, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nde mütevazi bir temsilciyken, demokrasi yanlısı göstericileri “muharib” ve “müfsid” (yeryüzündeki ahlaksızlar) diye kınamıştı. Bu niteleme "İslam Cumhuriyeti'nin muhalifleri" demekti, ki bunun da cezası ölümdü.

Ruhani'nin 2013'te cumhurbaşkanı seçilmesine müteakip ilk 8 ayda İran devleti en az 537 kişiyi asmıştı. 2014'ün Ocak ayında, Arapça günlük gazete Şarkul Avsat'ta yayımlanmış bir habere göre Ruhani, Ahmedinejad'ın dokunmadan bıraktığı "bir dizi hassas dosyayla" ilgilenmek üzere Ahvaz'a gitmişti. Bu dosyaların arasında ikisi de İran'ın güneybatısındaki azınlık Araplardan olan, "Allah'a savaş açtıkları", "yeryüzünde ahlaksızlığı yaydıkları" ve "velayet-i fakihi (İslam hukukçusunun yönetim yetkisi) sorguladıkları" için ölümle cezalandırılan insan hakları aktivistleri Haşim Şabani ve Hadi Raşedi de vardı.

Şabani hem Farsça hem Arapça şiirleriyle meşhurdu ve İranlılar arasında Arap kültür ve edebiyatını teşvik eden bir kurumun kurucusuydu. Ruhani idamları onaylamış ve Şabani'yle Raşedi hala bilinmeyen bir hapishanede asılarak öldürülmüştü.

Kendisinin de azınlıklar için harcayacak zamanı pek olmayan Trump'ı etkileyen Ruhani'nin müzakere yetenekleri, işte bunlar. Trump'ın Beyaz Saray'daki Cumhuriyetçi seleflerinden Ronald Reagan'ın 1985'te Beyrut'taki ABD rehinelerinin serbest bırakılması karşılığında, İsraillilerin İran'a füze teslim etmesini sağladığını hatırlayın. Böylece Trump'ın Ruhani'nin onunla görüşme fırsatını geri çevirmesini neden tuhaf bulduğunu anlayabilirsiniz. Sonuçta İran-Kontra skandalı sırasında, o zamanki İran Meclis Başkanı Ekber Haşimi Rafsancani, girişimle derinden ilişkiliydi.

Ne var ki Ruhani, Trump'ın teklifine kendini kaptıracak kadar aptal olsa bile -ki değil- nükleer anlaşma tekrar yürürlüğe konmadan ABD başkanıyla konuşma cüretini gösterirse, kaderi şair Şabani'ninki gibi olur.

İran’da eğitimli bir vaizi hapse atmak için, bırakın dini lider Hamaney'in görüşlerini tanımamayı, "yeryüzünde ahlaksızlığı yaymaktan" pek de fazlası gerekmez. Biarritz'deki dışişleri bakanından Amerikan anlaşmasının ne olması gerektiğini öğrenen Ruhani akıllılık edip buna yanaşmadı. ABD nükleer anlaşmayı bozmuş ve yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Yani Trump İslam Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanıyla görüşme yolunda en ufak bir şans için, anlaşmayı imzalayanlar arasında tekrar katılmalı ve yaptırımları kaldırmalı.

 

 

Elbette Amerika İran'a savaş açma olasılığı ne kadarsa İran'ın da Amerika'ya savaş açma olasılığı o kadar. Bunu -Körfez'in "savaşın eşiğinde olduğu" senaryolarıyla bizi topa tutanlar haricinde- hepimiz biliyoruz. Hepimiz savaş ilan edilmediği 1987 İran gemi sabotajlarından geçtik. Ayrıca barışçıl nükleer güç üzerindeki "egemenliğinde" ısrar eden bir İran'ın nesi yeni ki?

ABD Ulusal Güvenlik Arşivi'ndeki belgelere göre, İran Şahı 1974'te nükleer teknoloji elde etmek istediğinde, İran'ın nükleer çevrim üzerinde “devredilemez bir hakkı” olduğunu ve “nükleere sahip ülkeler tarafından dikte edilen" yükümlülükleri kabul etmeyeceğini zaten söylemişti.

Ki Trump'ın Birleşik Devletler adına yırttığı nükleer anlaşmada, İran'ın kabul ettiği de hemen hemen buydu. Bende 1972 Kasım'ının The Times'ından bir kupür var. İçinde o zamanki meslektaşım David Housego; Şah'ın İran’ın savunma sınırlarının Basra Körfezi’nin ötesine, Hint Okyanusu’na kadar genişlediğini ilan ettiğini Tahran’dan bildiriyor!

Şah'ın hesaplarına göre 5 yılda silah birikimi İran'ı Ortadoğu'daki en büyük askeri güç haline getirecekti. İşkence ve infazlarla hüküm süren Şah, komünizmin tehlikeleriyle kafayı bozmuştu ve 1971'de Persepolis'in yıkıntılarında, saltanatını “yeryüzünün gördüğü en büyük parti” diye adlandırdığı şeyle kutlayacak kadar güç delisiydi. Trump da orada olmayı kim bilir ne kadar isterdi.

İran'la uğraşan herkes, bu deneyimleriyle küçük düşmüş olsa da Macron kendisini “Büyük G7 Arabulucusu'na" dönüştürebildi. Tahran'daki ABD elçiliğindekileri rehin alanların mahvettiği zavallı yaşlı Jimmy Carter'ı düşünün. Iran-Kontra skandalıyla neredeyse rezil olan Reagan'ı düşünün. Yarbay Oliver North'u düşünün. Ya da elçi Robert McFarlane'i. Ya da Terry Waite'i. Ya da İran politikası Trump tarafından paramparça edilen Barack Obama'yı düşünün.

Le Monde haklıysa Macron'un yapmaya çalıştığı şey, teoride, İran'ın başlıca petrol ithalatçılarının İslam Cumhuriyeti'nden petrol almaya devam etmelerine müsade etmesi için Trump'ı ikna etmek. Buna Türkiye, Çin, Japonya ve Güney Kore de dahil. Bunun karşılığında, İran orijinal nükleer anlaşmaya kendiliğinden geri dönecek. Macron'un, Fransa cumhurbaşkanıyla kısacık bir toplantı için Biarritz'e uçan İran Dışişleri Bakanı'yla Tahran’a gönderdiği mesaj buydu.

Fakat Macron'un -aslında her AB liderinin- esasen yaptığı şey; Amerikalılar, ABD'deki en yüksek mevkinin zihnen dengesiz ve çok tehlikeli mevcut sahibinin yerine geçecek ciddi, zeki, sıkıcı ve kısmen dürüst bir başkan seçene kadar Ortadoğu'daki barışı korumaya çalışmak.

Ne diyelim, Amerikalılara bol şans. Çünkü şu an, Mösyö Bolton ve Pompeo'nun Trump için kabusa dönüştürdüğü çılgın bir haydut devletle değil, onlara cesurca meydan okuyan, acımasız ve  -evet- üçkağıtçı adamların yönettiği bir ülkeyle karşı karşıyalar. Çünkü İranlılar Amerika’yı, Amerikalıların İran’ı asla anlayamayacağı kadar iyi anlıyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU