Sıklıkla Trump'la kıyaslanan Boris Johnson çok daha tehlikeli, işte nedeni

İngiltere'de seçmenler, kendini bir miktar gülünç sunan siyasetçilere hep aldanagelmiştir -bunları çok geç olana kadar ciddiye almazlar

Boris Johnson (Reuters)

Boris Johnson'un bir sonraki başbakan olma yolundaki yükselişi yumuşak bir darbenin ürünü mü? Donald Trump'ın beyaz olmayan 4 Kongre üyesini ırkçı saiklerle şeytanlaştırması, Mussolini ve Hitler gibi "faşist" bir lider olduğunu ispatlıyor mu? İngiltere'deki siyasi gelişmeler ABD'dekini ve -daha az sıklıkla olmakla beraber- ABD'dekiler İngiltere'yi taklit etme eğiliminde olduğundan her iki soru da birlikte yanıtlanmalıdır. 1980'lerin Thatcher-Reagan yılları bu çapraz enfeksiyona örnek teşkil ediyordu, 2016'daysa İngiliz seçmen az farkla Brexit'i onayladığında ve Amerikalı seçmen (çoğunluğu olmasa da) Trump'ı Başkan olarak seçtiğinde tekrar yaşandı. 

Demagojik popülist milliyetçi liderlerin 1920'lerde ve 1930'larda yükselişiyle birlikte "yumuşak darbeler" hakkında yaygaracı kaygı ve analojilere karşı her zaman temkinli olmuşumdur. Ne var ki o dönemle günümüz arasındaki paralellikler gün geçtikçe daha tehditkar bir hal alıyor. Trump ve Johnson'ın iktidara ulaşma yolunda çok fazla siyasi engelle karşılaşacağını öngören gözlemciler bir şeyi çok yanlış anladı.

Öngörüldüğü şekilde gerçekleşmesi halinde, Johnson'un Başbakanlığa seçilmesinde demokratik seçim sadece sınırlı bir rol onayacak. 160 bin Muhafazakar Parti üyesi tarafından -temsilden çok uzak bir grup- seçilecek ki başkalarının da vurguladığı gibi, bu üyelerin de yarısından çoğu 55, yüzde 38'i ise 66 yaşın üzerinde. Johnson, bir başka Muhafazakar liderin, Theresa May'in seçilmiş azınlık hükümetine başkanlık edecek ve Kuzey İrlanda'nın mezhepçi siyasetinin ürünü bir Protestan partisinin oylarına bel bağlayacak. 

Johnson destekçileri, havai ve uydurma kampanya söylemlerinin ciddiye alınmaması gerektiğinden bahisle, göreve geldiğinde daha ılımlı bir yaklaşım benimseyeceğini ima ediyorlar. Buna güvenecek değilim: Washington'daki birçokları da aynısını Trump için söylemişti, Beyaz Saray'a geldiğinde aklı başında hareket edeceğini iddia ediyorlardı. Yorumcular şunu unutuyor, iktidarı yabancıları ve azınlıkları şeytanlaştırarak, rakiplerini ihanetle suçlayarak elde ettiğine inanan liderler, bu kazandıran formülden vazgeçmek için bir neden görmez.

Aksine Trump, beyaz olmayan Amerikalı siyasetçilere saldırılarını Amerikalı olmayan ve Amerika'dan nefret eden, ülkeyi terk etmesi gereken kişiler diye nitelendirerek ikiye katladı Trump'ın hedef aldığı 4 Kongre üyesi kadından biri olan İlham Ömer'i hedef göstererek, takipçilerini Kuzey Carolina'daki bir mitingde nefret dolu tezahüratlara teşvik etmesi, ırkçı nefreti sömürmekte hiçbir sınıra sahip olmadığını gösteriyor.  

Trump'ın konuşmasından birkaç gün sonra, Canning Town'daki bir platformda Johnson, Man Adası'ndan bir ringa balığı tütsücüsünün aşırı AB düzenlemeleriyle boğulan işletmesine dair küçük bir öyküyü dinleyicilerine anlatıyordu. Bu, Johnson'ın 1989 ila 1994 yıllarında The Daily Telegraph'ta Brüksel merkezli bir muhabir olarak başladığı kariyeri kanalıyla icat edilmiş, dikkat çekici türden bir öyküydü. Sonra, şimdi olduğu üzere, AB'yi İngiltere'nin parasını sömüren bürokratik bir canavar olarak betimleyen öykülerinin sahteliği ifşa oldu. Ancak bu öyküler yeni liderlerini seçecek olan Muhafazakar Parti üyesi gibi okurların ön yargılarıyla -arzu edildiği gibi- o kadar itinayla harmanlanmıştı ki, ifşalar çok az başarılı oldu.

Trump’ın Kuzey Carolina’daki zehirli demagojisi hakiki inananlarını topladığı gibi, aynı zamanda karşıt bir tepki de yarattı. Buna karşılık, Johnson'ın ringa balığı hikayesi, acımasız ama hoşgörülü bir şekilde ele alındı, biraz şakaya vuruldu, bir kez daha “Boris'in biraz oyun kartı gibi” olduğunu, çok fazla ciddiye alınmaması gerektiğini gösterdi. 

Johnson'ın yaklaşımının daha sinsi olması nedeniyle Trump'ın yaklaşımından daha tehlikeli olup olmadığından kuşkuluyum.

İngiltere'de seçmenler, kendisini bir miktar gülünç sunan siyasetçilere hep aldanagelmiştir. Nigel Farage, bu türden kamusal personayı büyük bira ve gırgır yaklaşımıyla işliyor. Johnson ve Farage, seçmeni -bazı gayet insani kusurlardan muzdarip olsalar da- dürüstlüklerine inandıran Falstaff'çı sempatiklikte uzmanlaşmış siyasi figürler geleneğinin birer parçası. Bu taktiğin başarılı örnekleri arasında İşçi Partisi'nin sarhoşluğuyla meşhur Başkan Yardımcısı George Brown ve polisin ölümünden sonra 8 yaş kadar genç çocukları cinsel ve fiziksel biçimde tacizde bulunduğunu doğruladığı Liberal Milletvekili Cyril Smith bulunuyor (aleyhine 144 şikayet olmasına karşın hiç kovuşturulmadı).

Johnson ve Trump'ın yanına kar kalıyor, çünkü insan çok geç olana kadar yeterince ciddiye almıyor. Ancak bunlar, 1920'lerin ve 1930'ların faşist liderleriyle aynı siyasi ve duygusal düğmelere basıyor. Aynen onlar gibi, tıpkı Hitler'in Yahudiler'i suçlaması gibi Brüksel'i suçlayan AB karşıtlarının küreselleşme karşıtlığından güç alan milliyetçi popülist hareketlere liderlik ediyorlar. Goebbels, “Bir duvar, koruyucu bir duvar inşa etmek istiyoruz” demişti.

The New York Times'ın 31 Ocak 1933 tarihli -Hitler'in hükümet başkanı olmasından bir gün sonrası- nüshasına bakmakta fayda var- iyi niyetli ama aşırı hoşgörülü bir insanın gelecek riskleri yanlış hesaplamasına dair klasik bir örnek. Yazar, yeni Alman liderin "eğer kampanya konuşmalarında sarf ettiği vahşi ve yıkıcı sözleri siyasi eyleme dökmeye kalkışırsa" maruz kalacağı iç muhalefete işaret ediyordu.

Makale, birçok Alman'ın umutla bahsettiğini söylediği “evcilleşmiş” bir Hitler'i dört gözle beklemekteydi. Genel olarak, “Radikal bir demagogun sorumluluk gerektiren bir makama gelmesinde her zaman bu tür dönüşüm bekleyebiliriz” diyerek korkunç beklentileri aşağı çekiyordu. "İktidardaki yeni adamın, Alman halkını karanlığa doğru sıçramaya zorlayacak ateşli bir ajitatör olduğu kesinleşene kadar bir yargıya varmamak gerekir."

 

 

Trump'ın söylemleri Johnson'ın söylediği her şeyden daha kavgacı ve korkutucu ancak Johnson daha tehlikeli bir insan olarak ortaya çıkabilir. Bunun nedeni, tüm saldırılarında, Trump'ın bir gerçekçilik ve ihtiyat çizgisi takip etmesi ve henüz kimseyle savaşa girmemiş olması. "Amerika'yı tekrar muhteşem yapacağını" söylemesi onun için kolay. Neticede ABD, gücü tükenmeye başlasa da halen dünyadaki en güçlü devlet. 

Eğer Başbakan olursa Johnson'ın yolu çok daha zorlu olacak. Çünkü İngiltere'nin dünyadaki gücü çok uzun zamandır İngiltere'deki insanların -özellikle de Muhafazakar Parti mensuplarının- fark ettiğinden daha zayıf. 27 AB devletine cephe almak daha da zayıf düşürecek. Alternatif tek ittifaksa, politikalarının daha değişken ve benmerkezci olduğu bir dönemde ABD'ye daha çok bel bağlamaktan geçiyor. İran'la süren çatışmasında ABD'yle iş birliği yaparken aynı zamanda ABD peyki olarak hedef alınmamak için çaba göstermesi, önündeki tehlikeli yola dair erken bir işaret.

Trump kesinlikle Amerika'yı bölüyor, ama neticede Amerika her zaman ırk ve kölelik mirası üzerinden bölünmüş durumdaydı. 160 yıl önceki İç Savaş'ta yaşanan bölünmeler günümüz Amerikası'nın temel siyasi tefrikalarını oluşturuyor. 

İngiltere'deyse, Brexit'ten kaynaklı siyasi kutuplaşma çok daha taze, daha fazla derinleşiyor, daha belirsiz ve -günün sonunda- karanlığa doğru çok büyük bir adımla sıçramanın riskini taşıyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU