İngiltere'nin mirası temiz değil: Cambridge’in kölelik araştırması, suçlu hissedeceğimiz çok şey olduğunu gösterecek

Atalarımdan James Ramsay, 18. yüzyıl köle ticaretinin dehşetini eleştiren bir kitap yazmıştı. Cambridge’i eleştirenlerin iddialarının aksine, ırkçılığa o dönemlerde dahi karşı çıkılıyordu

James Ramsey, kölelerin zekasının Avrupalılardan daha düşük olduğuna dair bir işaret bulunmadığını yazmıştı / Fotoğraf: Ulusal Portre Galerisi

Cambridge Üniversitesi'nin köle ticaretiyle tarihi bağları hakkında yapılacak 2 yıllık araştırma kararına karşı, ileri gelenler ve kurumlar tarafından yapılan hakaretvari açıklamalar, konuya ilişkin süregelen duyarlılık ve alakayı ortaya koyuyor.

Araştırmayı eleştirenlere göre, köleliğe bu şekilde odaklanmak, moda olan eğilime boyun eğmek demek. Onlar, pişman olunacak ve özür dilenecek çok az şey olduğunu düşünüyor. Times, "Moda Kölesi" şeklinde saygısızca başlık atılan baş makalesinde, muhafazakar tarihçi Elie Kedourie'nin büyük güçlerin ortak hatasının "hayali suçluluk" olduğuna dair sözlerini onaylayarak alıntılıyor.

Aynı gazetede yer alan bir yığın mektup da araştırmaya yönelik benzer iddialarda bulunuyor. Bir yazar, Batı’nın sömürgelere kötü davranışının gündemde olduğu bir dönemde, bu konunun ele alınmasını sorguluyor. Diğerleri de Charles Darwin'i örnek vererek, geçmişte ırkçı görüşler yaygın olduğu için bu kadarının affedilebileceğine inanıyor. Bunun yanında, köle ticaretinin günümüzle ilgisinin, Britanya'nın Roma işgaline uğradığı dönemde köleleştirilen Britonlardan veya VIII. Henry'nin manastırları kapatmasından daha ileri gitmediğini ima ediyorlar.

Cambridge'in araştırması üzerindeki suistimalin şiddeti ve kötülüğü, köle ticaretindeki İngiliz rolünün hala derin duyguları harekete geçiren, epey çekişmeli bir konu olduğunu kanıtlıyor. Tabii eğer kanıt gerekiyorsa... Kuşkusuz, Cambrige'i ölü bir meseleyi gereksiz yere yeniden gündeme getirmekle suçlayan yorumcular açısından, öfke dolu binlerce kelime yazmak ve İngiltere'nin köle ticaretindeki rolünün modern dünyada neden pek önemli olmadığını anlatmak, kendiyle absürt de olsa muazzam bir biçimde çelişiyor. Bu neredeyse histerik bir reaksiyon. Nedeni ise eleştirmenlerin muhtemelen İngiltere'nin geçmişteki rolüne iyimser bakması ve ona leke sürdüğünü düşündüğü herkese düşmanca yanıt vermesi. Bu kişiler, kötü olmakla birlikte köleliğin çok uzun zaman önce bittiğini söylerken, geçmişin küllerinin neden alevlendirildiğini soruyor.

Bu savunma oyunu, halkı köleliğin vahşeti hakkında yanlış bilgilendirildiğine ikna etmeyi amaçlıyor. Modern dünya üzerinde neden derin bir etkiye sahip, yaşayan bir miras bıraktığını anlayamayanları hedefliyor.   

Köleliğin dehşetli kötülüğünü çağrıştırmak konusunda yardım edebilecek yollardan biri, bu olgunun çok yakın bir zamanda tekrar ettiğini hatırlamak olacaktır. IŞİD, 2014'te Irak'ta ele geçirip köleleştirdiği binlerce Ezidi'ye tecavüz etmiş ve onları öldürmüştü.

Karayipler ve Güney Amerika'daki köle tarlalarındaki koşullar, Ezidilerin yaşadıkları koşullara büyük ölçüde benziyordu. Cambridge'in, kölelerin acılarından kimin fayda sağladığına dair kaygısını moda tutkusu olarak görmek, Roma imparatorlarının veya VIII. Henry'nin politikaları kadar alakasız, cahilce ve mazeretsiz bir hakarettir.

18. yüzyıl köleliğinin gerçek doğasına dair en bilinçli ve şok edici dönem anlatılarından biri, St. Kitts ve Nevis'teki şeker tarlalarında kölelerle ilgilenen bir rahip, Kraliyet Donanması eski cerrahı İskoç James Ramsay tarafından kaleme alınmıştır. Ramsay'in ismini, 12 yıl kadar önce, bir akrabamdan duydum. Ramsay’in 7 kuşak öncesinden akrabam olduğunu söyledi. Böylece eserlerini okumaya başladım. St. Kitts'te 19 yıl kaldıktan sonra İngilitere'ye dönen Ramsay, 1784'te "İngiliz Şeker Kolonilerindeki Afrikalı Kölelere Muamele ve (Dini) Dönüştürülmeleri Üzerine Bir Makale" başlığıyla yayımladığı kitabında, kölelerin dehşet verici durumlarını detaylıca yazdı. Kitabı geniş kitlelerce okunan Ramsey için Ulusal Biyografi Sözlüğü "köle ticaretinin kaldırılmasında en önemli nüfuza sahip birey" tanımını yapıyor.

 

 

Ramsey, uzun yıllar boyunca şeker tarlalarındaki kölelerin maruz kaldığı vahşete tanık olan bir uzman olduğu için ikna edici. “Muhtemelen kendisinin diktiği bir kamışı kırdığı için, yarı aç bir zencinin nasıl pala ile parçalara ayrılabileceğini" yazdı. Paçavra giysiler içinde kamış tarlalarında aşırı çalışmaya zorlanan, yarı aç erkek, kadın ve çocuklara yardım edecek çok az şey yapabildiği için çektiği ızdıraptan bahsetti. Kölelerin başında duran tecrübeli bir görevli tarafından kullanılan bir kırbacın, “her vuruşta cilt ve etten nasıl parçalar kestiğini” anlattı.

Kitap, kölelerin ölünceye ya da sakat kalıncaya kadar çalıştıkları tarlalardaki acımasız çalışma ve cezalandırma sistemini anlatıyor. Ramsay, “tarla disiplini ile bir askeri birliğin disiplini aynı. Sabah 4.00’te çalan tarla zili, köleleri tarlalara çağırır" diye yazıyor.

Tanesi 60 pound'dan (yaklaşık 471 TL) satın alınan köleler, kamışları kesmek, değirmene getirmek ve şeker olana kadar kaynatmak üzere günde 16 saat çalıştırılıyordu. Çoğu zaman değirmendeki makineler “bu uyuşmuş ve yıpranmış yaratıkların elini ya da kolunu da öğütüyordu.”

Karayipler'de İngilizlerin sahip olduğu tarlalardaki kölelere uygulanan cezalar, IŞİD'in Ezidi köleleri öldürme veya sakat bırakma biçimine çok benziyordu.

Ramsay’in yazdıklarına göre, bir yargıç kendisinden bir kölenin kolunu kesmesini istediğinde, bunu yapmayı reddeden cerrah, “Başka bir adamın zulmüne aracı olma zorunluluğu olmadığını” söyledi:

"Bunun üzerine Saygıdeğer Yargıç'ın bir keserle kolunu kestiği zavallı adam, bakım veya pansuman yapılmadan, kan kaybından ölüme terk edildi."

Herkesin bildiği gibi, IŞİD Ezidi kadınlara tecavüz edip sonra da onları seks kölesi olarak satıyordu. Bu da St. Kitts'teki tarla yaşamının bir özelliğiydi. Ramsay, köle kadınların “beyaz adamların, bazı durumlarda da kendi öz babalarının şehvetine kurban edildiğini” söylüyor. Bu beyaz adamların hanımları da, köle kızları fahişe olarak kiralıyor ve onlar üzerinden cep harçlığı kazanıyordu.

Rüzgar Gibi Geçti gibi romantik bir kölelik görüntüsü sunan filmleri izlerken, köle tarlasındaki Scarlett O’Hara'nın gelirini gerçek hayatta, muhtemelen kadın kölesini seks için “kiraya vererek” temin etmiş olabileceği düşünmeye değer bir ihtimal.

Ramsay 1733 yılında Aberdeen yakınlarındaki Fraserburgh'da doğdu ve Kraliyet Donanması'na cerrah olarak katılmadan önce tıp eğitimi aldı. Köleliği ilk olarak 1759'da, yolcusu olduğu savaş gemisi, Afrika'dan Barbados'a seyahat eden “The Swift” isimli köle gemisine yanaştığında yakından gördü. Gemiye çıktığında, kan, kusmuk ve dışkı karışımı içinde yatan 100 hasta köle bulunca dehşete kapıldı.

Ramsay, İngilitere'ye döndükten sonra Anglikan eğitimi gördü ve 3 yıl sonra St. Kitts'te 2 yerleşkeyi devraldı. Tarla sahipleri, doktor becerilerinden memnun kalırken, köleliğe karşı olduğunu ve kölelerin kiliseye girmesine izin verdiğini keşfedince çok kızdı. Donanmadaki arkadaşlarının kuvvetli desteğiyle 1781'e kadar St. Kitts'te kaldı. Daha sonra ise İngiltere'ye dönerek, kitabını kaleme alacağı Kent Maidstone dışındaki Teston'da, küçük bir kiliseye papaz vekili oldu.

Günümüz eleştirmenleri, Cambridge araştırmasıyla ilgili olarak, geçmişte köleliğe dair ırkçı görüşlerin çok yaygın olduğunu iddia ediyor. Ancak Ramsay daha o dönemde, kölelerin zeka yönünden Avrupalılardan aşağı olduğuna dair hiçbir işaret olmadığını" yazdı. Yani araştırmanın inceleyeceği çok fazla “suçluluk” var ve hiçbiri de hayali değil.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU