Hepimizin etik tüketicilere dönüşmesine yardım edecek bir yol var, sadece henüz kullanmıyoruz

Pek çok yatırımcı bir şirkete yatırım yapmadan önce şirketin olumlu davranıp davranmadığını zaten araştırıyor. Onların baktığı veriler tüketicilerin doğru seçimleri yapmasına yardımcı olmak için de kullanılabilir

ABD'li tüketicilerin yaklaşık yüzde 90'ı eğer fiyat ve kalite aynı olsaydı daha etik markalara geçmeyi düşüneceğini söyledi (oakwoodcommunities)

Gittikçe daha fazla yatırımcı, şirketlerin karbon ayak izleri, çalışma koşulları, yöneticilerin aldığı maaş ve vergide şeffaflık gibi birçok farklı kriteri göz önünde bulundurarak "sorumlu" yatırım yapmaya çalışıyor. Bu kriterler üç ana başlık altında toplanabilir: çevresel, sosyal ve yönetim (Environmental, Social, and Governance - ESG). Birlikte ele alındığında bu kriterler, baskı unsuru olan her türlü konu karşısında bir şirketin ne kadar "düzgün davrandığını" gösteren bir ölçü sağlıyor.

Ve düzgün şirketler sadece sosyal vicdan sahibi yatırımcılara çekici gelmiyor: böyle şirketlerin özellikle uzun vadede çok daha başarılı olduğuna dair artan göstergeler mevcut. Dolayısıyla artık bu trend için başka bir isim var: sürdürülebilir yatırım.

Deutsche Asset & Wealth Management'ın dönüm noktası niteliğindeki 2015 tarihli araştırma raporu 1970'den beri konuyla ilgili yayımlanmış 2 binden fazla akademik çalışmaya bakıp büyük çoğunluğunun şirketlerin ESG yeterlilikleriyle karlılık ve hisse fiyatı da dahil olmak üzere finansal performansları arasında pozitif korelasyon gösterdiğini tespit etti. Çalışmaların sadece yüzde 10'u negatif korelasyon gösteriyordu.

Üç ESG bileşeni arasında olumlu etkisi en büyük olan iyi kurumsal yönetimdi. “Birçok şirketin yönetimsel mevzularda gözetim yetersizliğinden ötürü maruz kaldığı itibar kaybını ve maddi zararı düşündüğünüzde bu tamamen mantıklı geliyor. Mesela Volkswagen yakın tarihli ve çarpıcı bir örnek" diyor Birleşmiş Milletler'in (BM) sorumlu yatırımı teşvik eden kurulunun başı Fiona Reynolds.

London School of Economics'in bu yıl yayımladığı araştırma sosyal bileşenin de azımsanmayacak bir etkisi olduğunu ortaya koydu. 73 ülkede yaklaşık 340 çalışmanın incelenmesi sonucunda çalışanların sağlığıyla üretkenliği ve şirket karlılığı arasında pozitif korelasyon olduğu tespit edildi.

Ve geçen hafta yayımlanan bir IMF analizinde her ne kadar sorumlu şirketlerin menkul değerinin geleneksel şirketlerinkinin sürekli üstüne çıktığını gösteren tutarlı deliller olmasa da hisse senetlerinin değerinin daha düşük olduğunu gösteren delillerin de bulunmadığı gözlendi. Öyleyse tamamen getiriye dayalı yatırımlardan alacağınız kadar iyi getiri alabiliyorsanız neden iyi bir şey de yapmayasınız?

 

 

Sebep ne olursa olsun ESG kriterleri finansta gittikçe daha fazla rağbet görüyor. Giderek daha çok büyük yatırımcı paralarını fosil yakıt üreticilerden çekiyor ve büyük bankalar bu sektöre verdikleri borcu azaltacakları taahhütünde bulunuyor.

Bütün bunlar iyi haberler. Ama bence daha iyisini yapabiliriz.

Şirketler sadece hisselerine yatırım yapan veya girişimlerini finanse eden kişilerce değil, ürünlerini satın alanlar tarafından da olumlu davranışlara yönlendirilebilir. Dolayısıyla tüketicilere yönelik bir ESG sertifikalandırılması önermeme izin verin.

Üretici şirketin etik yeterliliklerini göstermek için ürünlerin ortak ESG puanlarına dayanarak trafik lambaları gibi etiketlendiğini düşünün. Hizmet sektörü için etiket şirketin web sitesinde ve tanıtım malzemelerinde görünebilir.

Yeşil etiketli şirketler kar payı koyabilir veya bunun yerine, sundukları şeylere yönelik talebin beklenilen artışına güvenip örnek davranışlarının faydasını daha yüksek kazanç şeklinde görebilir.

Kanıtlar, bu ikinci yaklaşımın işe yarayabileceğini gösteriyor. 2017'de ABD'de yapılan bir araştırmada tüketicilerin yüzde 89'u, fiyat ve kalitenin aynı olması durumunda iyi bir amaçla ilişkilendirilen markalara geçmeyi düşüneceğini söyledi. Birleşik Krallık'ta (BK) bu yıl diğer fonlar para çekişinden mustaripken etik fonlara para akışı önemli derecede iyi gitti.

Bunun gibi bir “etik” onay belgesi oluşturmanın kolay olmayacağının farkındayım. Bir kere, hele de bazı tedarikçiler yılda on binlerce dolar fiyat koyarken değerlendirme notu çıkarmak fazlasıyla pahalı. Öte yandan şu anda ESG puanları için standartlaşmış bir kriter mevcut değil, dolayısıyla farklı firmalar tedarikçiden tedarikçiye değişen değerlendirme notlarıyla gelebilir. Ve Avrupa Komisyonu ESG puanlarını standartlaştırma yöntemleri üzerinde çalışadursun bu hala görece yeni ve fazlasıyla karmaşık bir alan, yani bu değerlendirme notları başka kredi kuruluşlarının verdiği daha yerleşik olanlara kıyasla çok daha tutarsız olacaktır.

Ama birçok yatırımcı için daha kullanışlı olan şey bir şirketin toplam ESG puanından ziyade puanın altında yatan veri, ki bu verileri de yatırımcılar kendileri inceleyip o şirkete yatırım yapmanın kendi değerleriyle uyuşup uyuşmadığına karar veriyor.

Umarım çok da uzak olmayan bir gelecekte ESG derecelendirme şirketleri teşvik edilir de headline skorlarını ucuza satar veya hatta bedavaya verir. Böylece şirketlerin kârının büyük kısmı profesyonel yatırımcılara daha detaylı veri satmaktan gelirken değerlendirmeler de tüketici ürünlerinin üstüne basılabilir.

Ve bonus niyetine ekleyeyim, yaygın ESG etiketlendirmesi kamuoyunun finans sektörüne dair algısını değiştirmeye yardım edebilir. Doğru, finans sektörü dünyaya ipoteğe dayalı menkul kıymetler ve teminata bağlanmış borç yükümlülükleri verdi. Ama eğer şirketleri etik davranışa zorlayacak bir yöntem geliştirirse bu hiç de fena olmayacaktır.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU