Boris Johnson faşist olmayabilir ama kesinlikle öyleymiş gibi konuşmaya başladı

Başbakan "teslim olmak" ve "hain" gibi terimleri kullanmayı bırakmayı reddediyor. Ama askeri metaforları benimsemesi normal değil - bunlar aşırı sağın siyasetine ait

Boris Johnson'ın parlamentoyu askıya alma kararı yakın zamanda Yüksek Mahkeme'den geri dönmüştü (Reuters)

Boris Johnson parlamenterlerin aşırı sağ şiddeti hakkındaki endişelerini göz ardı ettiğinden dolayı özür dilemeyi reddederken Pazar günü açıklamasında "İki tarafın da davranışlarının azdığını" belirtti. Sadece birkaç gün önce danışmanı Dominic Cummings, parlamenterlerin yaşadıkları tacizlerden kendilerinin sorumlu olduklarına inanıp inanmadığı sorulduğunda aynı mantığı kullanarak cevap vermişti. "Tüm taraflardaki insanlar akılsızca ve epey nahoş bazen de cezai arasında gidip gelen şeyler söyledi" dedi.

Söyledikleri Donald Trump'ın 2017'de Charlottesville'deki beyaz üstünlükçü yürüyüşünde bir genç kadının öldürülmesinden sonra söylediklerine fazlasıyla benziyor. Gazetecilere söylediği gibi, "iki tarafta da kusur" gördü. Ama Johnson, Trump'tan da öteye gitti: Sadece aşırı-sağ şiddetini kınamada başarısız olmadı; bir bakıma felsefi gerekçe de sağladı.

Bu gerekçelendirme, parlamenter siyaset tartışılırken askeri metaforların cazibesini, tabi ki de savunarak, açıklama şeklini aldı. Johnson, savaş metaforlarının neden uygun olduğunu halka açıklarken konu hakkında hislerinin "çok güçlü" olduğunu söyledi. Eğer siyasette savaş zamanı metaforları kullanamazsanız "dilin fakirleşeceğini ve parlamentodaki toplumsal tartışmanın kısıtlanacağını" savundu.

Savaş metaforları ve sorumluluğu tüm taraflara atfetmek hep yan yana gider. Uluslararası ilişkilerde, savaş kuramı tüm tarafların sorumluluğunu kabul ederken savaşan tarafların arasındaki simetriyi de tanır. Savaş, ulusların, müzakere etme yolları tükendiğinde, diplomatik araçları başarısız olduğunda ve ihtiyatlı düşünceleri çökünce başvurdukları şeydir.

Bu şartlar altında tüm taraflar şiddetin, çatışmaları çözmek için kabul edilebilir bir yol olduğunu kabul eder, ordular karşı karşıya hizalanır ve kazanan kimse sürecek olan barışın koşullarına karar verir. Carl von Clausewitz'in meşhur sözünde savunulduğu gibi, savaş, siyasetin farklı yollarla sürdürülmesidir.

Ancak ulusal düzeyde, siyaset ve savaş arasındaki ilişki her zaman çok daha farklı olmuştur. Uluslararası düzeyde, güçlü olanın haklı olmasının sebebi ortak yasalar koyabilecek ve uygulayabilecek egemen bir otorite olmamasıdır. Ulusal düzeyde, bu mesele böyle bir netlikte ele alınamaz. Ulusal kurumların varlığının sebebi siyasal topluluğun farklı kesimleri arasındaki ayrıştırıcı çatışmalara son vermektir. Devlet içinde savaş, siyasetin devamı değildir; devletin çöküşüdür.

Şiddetin yüceltilmesi ve tüm siyasetin savaşa benzer olduğu iddiası, aşırı sağın en önemli söylemlerinden biri. Friedrich Nietzsche'nin (aşırı sağın felsefi esin kaynaklarından biri) eserlerindeki  Übermensch'in (Üstinsan ç.n.) analizinde askeri kahramanlık hem insanları geleneksel otoriteden kurtarmanın bir yolu hem de dışavurumsal bir amaçtır.

 

 

Nazi hukukçu Carl Schmitt, tüm siyasetin dost ve düşman ayırımına indirgenebileceğini savunmasıyla tanınır. Liberal parlamentarizmi reddetti, güçler ayrılığıyla dalga geçti ve kriz durumlarında sadece egemen bir diktatörün belirleyici müdahalesinin halkın gerçek isteklerini yerine getirebileceğini iddia etti.

Aşırı sağın şiddet kutlaması ve egemen diktatör teorisi belki de sıradan siyaset ve kriz siyaseti arasındaki sınırı bulandırmak için parlamentoda istediğini elde edemeyen, Yüksek Mahkeme tarafından yasaları çiğnemekten suçlu bulunan ve Kraliçe'ye yalan söyleyen bir başbakanın tam da aradığı şey.

Savaş metaforları ve tüm tarafları suçlama retoriği Johnson'ın yaptıklarının maliyetini gizlemek için yararlı olabilir. Ama iç siyasette savaş metaforlarını destekleyerek, fikir ayrılıkları yaşadığımız kişilerin sadece murarrızlar değil yok edilmesi gereken düşmanlar olduğuna inanma geleneğinin safına geçiyor.

İşte azınlıklar ve onları savunanlar böyle tehlike altına giriyor. Ucunda ırkçılık varken tüm taraflara suç atınca, tüm tarafların savaşta olduğu düşünülürse, siyasi olaylardaki kahramanlar ahlaki açıdan ayırt edilemez hale geliyor. Mağdurun haklı öfkesi, failin şiddetiyle denkleştiriliyor.

Net sonuç, tarihsel olarak dışlanmış ve haklarından mahrum edilmiş olanlar, daha az güce sahip olanlar ve demokratik kurumlar tarafından özel korumayı hak edenler savaşta taraf almış muharip durumuna indirgeniyor.

Savaşın simetrisinde, tüm taraflar eşit derecede suçluyken ve tüm otoriteler yok edildiğinde kaybeden uzlaşma oluyor. Her bir iddiayı değerlendirmek için geriye sadece şiddet ve iktidar tutkusu kalıyor. İşte tarih böyle siliniyor - ve faşizm böyle dönüyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Miraç Eren Dereli

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU