Justin Trudeau’nun siyaha boyadığı yüzü, beni politikalarından daha az gücendiriyor

Sahte-liberalizm tüm dünyayı sardı ve tehlike arz ediyor

2001’de başına türban dolayıp, yüzünü ve ellerini makyajla kararttığı bir fotoğrafı ortaya çıkan Justin Trudeau “pişmanlık duyduğunu” söyleyerek özür dilemişti (Time)

Seçimler yaklaştıkça, Justin Trudeau’nun geçmişinden -özellikle azınlıklara karşı saldırgan bir taklit için yüzünü siyaha ve kahverengiye boyadığı zamanlardan- ortaya dökülenler liberal Kanada’yı salladı. Bunların, azınlık haklarıyla ilgili sicili berbat bir yönetime sahip, kendisi de görevdeyken kültürel yağmalamayla suçlanan birine ait olması bana pek de şaşırtıcı gelmedi.

Siyasetçiler; Trump ve Brexit tipi popülizmin yükselişine karşı koymak için insanların kalplerini ve akıllarını kazanmaya çalışırken, sahte-liberalizm tüm dünyada uluslararası siyaseti girdaba çekiyor. Trudeau ve diğer hevesli liderler bir yandan yıkıcı yasaları yüzlerinde gülümsemeyle kanunlaştırırken, bir yandan da kendilerini sürekli liberal olarak göstermeye devam ediyor. İmtiyazlı ve siyasi geçmişi olan bir ailenin beyaz erkek çocuğu olarak dünyaya gelen Trudeau’nun çağa ayak uydurabilmesi için, Kanada’nın giderek büyüyen azınlık toplumuna başvurması gerekiyordu. Önceki danışmanı Celina Caeser-Chavannes’e göre, ırk, çevre, cinsellik ve toplumsal cinsiyet meseleleri, Trudeau’nun konuşmalarında ve kampanyalarında hep ön plandaydı ancak sadece “yapılacaklar listesi” olarak ele alındı ve çok az somut politika üretildi.

Başından beri kendisini liberal ve azınlık topluluklarının sadık destekçisi olarak sunan Trudeau, bu düzlemi Kanada’da seçim kazanmak için kullandı. Ancak tüm bu beyanların altında bir dizi tartışmalı politika yatıyor. Trudeau hakkında sığınmacı topluluklara verdiği destekten bahsediliyor ancak bu nisanda, göçmenlerin Kanada’ya ulaşmasını zorlaştıran bir yasa tasarısı sundu. Suriyeli sığınmacıların Kanada’ya gelişi medyada çok geniş bir yer bulurken, Trudeau mülteciliğin sürmesine sebep olan Suriye’deki hava saldırılarını destekliyordu.

Donald Trump’ın seçilmesinden sonraki günlerde, Başkan Obama’nın Keystone boru hattı inşaatını engelleme kararı bozulduğunda Trudeau, sadece çevreyi değil bölgede yaşayan Kanada Kızılderililerinin (First Nation) topraklarını da tahrip edecek boru hattı için anlaşma imzalayan Trump’ın yanında yer almıştı. Ayrıca kabine cinsiyet-eşitliği gözettiği gerekçesiyle övülürken, Trudeau hükümeti daha fazla kadına siyasetçi olma imkanı tanıyacak seçim reformunu onaylamayı reddetmişti.

 

 

Benzer şekilde, Trudeau radikal derecede şeffaf bir yönetime önderlik ettiğini iddia ettikten sonra kendisini, Quebec merkezli inşaat şirketi SNC-Lavalin’in yolsuzluk davasından kurtulmasına yardımcı olduğu suçlamasıyla karşı karşıya bulmuştu. Trudeau hükümetinin, SNC-Lavalin’e destek olmak için ilk yerel kadın Adalet Bakanı Jody Wilson-Raybould’a baskı yaptığı, kadını istifaya sürüklediği ve “reddedilemeyecek kadın düşmanı unsurlara” sahip olduğu söyleniyordu. Trudeau ayrıca seçim kampanyasında Kanada yerlilerinin eğitimi desteklemek için 2,4 milyar dolarlık vaatte bulunmuş fakat yerli liderler sözünü tutmadığını açıklamıştı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Trudeau tipi sahte-liberalizmin çeşitli tonları tüm dünyada mevcut. Mesela Hillary Clinton 2016’da “Sevgi Nefreti Yener” (Love Trumps Hate) başlığıyla kapsayıcılığı savunan bir kampanya yürütmüştü ama Libya ve Suriye’ye müdahaleyi destekliyordu. Demokratların başkan aday adayı Belediye Başkanı Pete Buttigieg de fakir insanları etkileyen ekonomik politikaların olduğu, silahlanma kontrolünün yetersiz kaldığı ve siyahilere yönelik polis şiddetinin kötü yönetildiği kenti, azınlık hakları konusunda da zayıf kalırken, liberal düzlemde yer aldı.

Küresel ölçekteyse Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, kadın hakları aktivistlerini tutuklatırken, diğer yandan kadınların araba kullanmasına izin vererek liberal reformlar yaptığı fikrini tüm dünyaya satıyordu. Liberal reformları, Yemen’deki zalimane savaşta yüzbinlerce insanın ölümünün uygun bir örtüyle örtülmesini sağladı. Böylesi yetersiz bir maskeyle örtülmüş sözde-liberalizm, hem Batılı güçlerin (Trudeau’nun Kanadası dahil) Suudi Arabistan’a silah satışının sürekliliğini, hem de eğlence düşkünü Dwayne ‘The Rock’ Johnson’dan gelen tekila davetlerinin sürekliliğini sağladı.

Beyaz olmayan bir yazar olarak, Trudeau’nun tartışmalı politikalarına (ve liberalizmi kucaklayan konuşmaları nedeniyle birçok kişinin bunları eleştirmeyi unuttuğu gerçeğine) gençliğindeki ırkçı hareketlerinden daha çok güceniyorum. Artık ırk gibi konuların ucuz seçim malzemeleri yapılmayıp, dikkatlerin retorikten ziyade yürütülecek politikalara çevrilme vakti geldi. Eğer bu olaydan öğrenmemiz gereken bir şey varsa, budur.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe İçin Çeviren: Tamer Karalar

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU