Benim gibi diplomatlar, BM Genel Kurulu'nda yeni bir dünya düzeninin ortaya çıkışını izliyor

ABD'nin etkisi azalıyor; Venezuela ve iklim değişikliği, manşetlere hükmetse de dikkate almamız gereken yegane meseleler değil

Birleşmiş Milletler'in 74. Genel Kurulu, 17-27 Eylül 2019'da gerçekleşti (AFP)

Toplanın, toplanın, yılın sirki tekrar şehre geliyor. Barikatlar kurulmuş ve mavi tişörtlü polis memurlarıyla güvenlik görevlilerinden oluşan sürü yerini almış, hazır durumda. Midtown Manhattan'ta trafik tıkanacak ve sirk ilerlediğinde 1 milyar dolar (yaklaşık 6 milyar TL) civarında para Manhattan'ın zaten gelişen ekonomisine zerk edilmiş olacak.

Genel Kurul'un 74. toplantısında en çok rağbet gören konular Greta Thunberg ve iklim aciliyeti, hala devam eden Başkan Trump "patlayacak mı patlamayacak mı" efsanesi ve Yemen'de Suudi Arabistan'la İran arasındaki vekalet savaşını bitirmeye yönelik çalışma olacak. Bu büyük meselelere bu kadar odaklanınca da tabii birçok şey kaçırılır. Genellikle gözden kaçan konular da bunlar kadar önemli.

Küresel diplomasinin kalbindeki Genel Kurul dünya liderlerine eleştirel analizlerini, düşüncelerini ve zaman zaman da gösterişli şovlarını sunabilecekleri bir platform temin edecektir. Esas işse ana salonların dışında, yan toplantılara zemin hazırlamak için bir ülkenin şerpalığını üstlenen dış işleriyle yapılır. Bu platformun bağlantı noktası Genel Kurul değil. Daha ziyade, diplomatlarla memurların fiyatı yüksek içkiler eşliğinde politikaya, taktik ve tasarılara şekil verdiği faaliyet merkezi olacak Delege Salonu, yani BM barı.

Peki hakkında pek bir şey duymamış olabileceğiniz gözden kaçan bu meseleler ne? Angela Merkel'in Almanya Şansölyesi olarak muhtemelen son gezisine çıkması bunlardan biri. Juan Guaido'nun ("tartışmalı başkan" ve Venezuela meclisinin başkanı) Başkan Maduro muhtemelen bir ateş ve gazap konuşması yaparken bir karşı miting konuşması yapmayı planladığı söylentileriyse bir başka konu. Bir diğer büyük meseleyse sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin genel küresel gelişimi, yani küresel kalkınma koordinasyonunun mevcut çerçevesi.

Diplomatlar için en büyük endişe kaynağını bu sonuncusu usulca yaratacak. Yaklaşan iklim değişikliği tehdidini bir kenara koyarsak, 2015-2030 dönemi için kendimize topluca koyduğumuz ve kuşkusuz iddialı olan hedeflerimize ulaşmak için doğru yolda değiliz. Eğitime, sağlık hizmetlerine ya da düzenli gıdaya erişimin olmadığı, günde 1,90 dolardan az parayla yaşamak anlamına gelen aşırı yoksulluğu sona erdirmemiz gerekiyordu. Ama öyle görünüyor ki aşırı yoksulluk en azından önümüzdeki on yılda da devam edecek, bu da 2030'da dünya nüfusunun yüzde 6'sının hala bundan muzdarip olacağı anlamına geliyor. Küresel açlık art arda üç yıldır yükselişte. Cinsiyet eşitliğine dair ilerleme de beklenenden daha yavaş ve dünyadaki kadınların 5'te biri geçmiş yılda fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldı. İklim acil durumu tüm bu meseleleri daha da katlayarak zaten zorlu olan durumları daha da karmaşıklaştıracak.

Bu meselede BM'nin mekaniği çok açık bir şekilde ortaya konuyor. Örgüt "bir üye, bir oy" ilkesiyle hareket ediyor, yani her ülke bir diğeriyle eşit oy hakkına sahip. ABD'nin de bir oy hakkı var, Fiji'nin de. Birleşik Krallık bir oy kullanıyor, Küba, Jamaika, Singapur, Şeyseller, Bahreyn, Cape Verde de öyle. Resmi gördünüz. Küçük devletler son zamanlarda, iklim değişikliği gibi bir şey söz konusu olduğunda iddialı çevre tekliflerine direnmek için birlikte hareket etmeye karar verdi. İklim değişikliğiyle mücadele etmede ateşli iddiaları olan ülkelere -mesela Batı Avrupa'dakiler- karşı bir blok oluştururlarsa yapılacak çok az şey var.

 

 

İş; ABD, Fransa veya Almanya gibi ülkeler iklime zarar veren yöntemlere dair hiçbir kısıtlama olmaksızın kendi ekonomilerini ve sanayi komplekslerini kurabilirken, kendisinden kalkınmasını engellemesinin istendiğini hisseden"BRIC ülkelerine" (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) geldiğinde mesele daha da karmaşıklaşıyor. İklim değişikliğinin inkar edilmesinin ve neo-kolonyalizmle ilgili şüphelerin yaygınlığının arkasındaki nedenlerden biri bu. İklim değişikliği aktivizmine bilfiil düşmanca yaklaşmada Bolsonaro yalnız değil ve Trump'ın Kama Sutra'dan fazla pozisyonu olması da hiç yardımcı olmuyor. Ama barizleşen şey, Amerikalıların daha önce hiç olmadığı kadar az etkisinin olması.

Bu, dünyayı tehlikeli sulara sokuyor ki BM de bu suları ağzı çok laf yapan üye devletleriyle birlikte (bazen de onlara rağmen) geçmek için elinden gelenin en iyisini yapıyor. Son on yılda Genel Kurul'un öncelikli odağı çatışmaların çözümlenmesiydi -şimdiyse daha geniş, varoluşsal bir tehdide odaklanması gerek. İklim acil durumu bunun bir parçası ama aşırı yoksulluğun, hızlı kentselleşmenin ve güvensizliğin süren varlığı da en az onun kadar acil.

1980'lerde açlık basitti: Sebebi çatışmaydı ve çatışmaların çözülmesiyle de bitecekti. Peki ya barış zamanında, bu kadar çabuk çözülmeyen açlık sorunuyla nasıl başa çıkacağız? Ve yüz bin kişinin evi olan bir ada devlette tsunami olur ve ada yaşanamaz hale gelirse ne yapacağız? Basitliğiyle gerçek şu ki iklim değişikliği mültecilerinin ortaya ilk çıkışına sadece birkaç yıl var. Eğer tam da bu noktada diplomasi yapılmazsa tüm dünya kelimenin tam anlamıyla tehlikede demektir.

Eski günlerde Genel Kurul'da normalde çok kuru, prosedürlerden ibaret bir işe sık sık renk katan bir şovun tuhaf anı beklenirdi. Bu yılsa popülist liderlerin öfke patlamaları korkuyla bekleniyor. Zorlukların artmasıyla şahsen bu yıl işlerin çoğunun siyasetçiler ve onların vekilleri tarafından kürsüde değil, diplomat ve memurlarla barda halledilmesini umuyorum. Hak ettiğimiz dünya düzeni olmayabilir ama elimizdeki bu. Ve bir fark yaratma şansı için elimizde kalan sadece bu olabilir.

Bu yazı 23 Eylül 2019'da yayımlanmıştır.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU