Uzaklardan ülkemin çöküşünü izliyorum ama tuhaftır ki Boris Johnson'ın Trump'la BM toplantısı beni iyimser yaptı

Trump kendisini "dost" diye nitelendirdiğinde Boris rahatsız görünüyordu ve "Ulusal Sağlık Sistemi satılık değildir" diyerek Trump'ın sözünü kesti

Başbakan bugün (24 Eylül Çarşamba) kişisel PR'ı konusunda kesinlikle dikkatliydi ve ABD başkanının düşüncelerini tekrarlamamaya karar verdi -hatta, kamu önünde ona karşı çıktı

Kendi küçük Avrupa devletinizin siyasetinin ne kadar az önem taşıdığını anlamak için Amerika'ya taşınmak gibisi yok. New York'a geldiğimde üç yıllık Brexit muhabirliğim daha yeni bitmişti: Haber merkezinde durur ve AB referandumu sonuçlarının açıklanmasını izler ve hemen ardından sabahın 4'ünde yağmurla boğuşarak ofise gelir, 2016 ABD seçimlerinin neticesiyle uğraşırdım. Benim için ikisi de aynı büyüklükte facialardı ama Brexit kişisel bakımdan daha çok acı veriyordu. ABD topraklarına ayak basıp kendimi yaklaşan 2020 seçim siyasetlerini ve Demokratların tartışmalarını yazmaya verdiğim için mutluydum, bu bir tür kurtuluş gibi geliyordu.

ABD'de ikamet ettiğim son 9 ay boyunca ülkem, çoğunu anti-sosyal saatlerde ailem ve arkadaşlarımdan gelen panik dolusu mesajlardan öğrendiğim büyük bir siyasi çalkantıdan geçti. Boris Johnson başbakan olduğunda kendimi küt diye yere düşmüş gibi hissettim.   Birkaç yıl önce Michael Gove'la aralarındaki saçmalıkları izlediğimi ve işlerin onun için yolunda gidip gitmeyeceğini merak ettiğimi hatırladım. Her şeye rağmen işlerin yolunda gitmiş olduğu gerçeği -ve ABD televizyonları olup bitenden bihaber yayınlar yapıp New Yorklular çoğu zaman Britanya Başbakanı'nın kim olduğunu bilmediklerini itiraf ederken benim umursadığım gerçeği- telefonumun BBC uygulamasındaki ardı arkası kesilmeyen haberlerin, uygulamayı şevkle takip eden sayılı kişiden biri olduğum bir yerde, niş bir siyasi dramadaymışım gibi hissettirmeye sebep oldu.

 

 

Bu hafta Birleşik Krallık (BK) Yüksek Mahkemesi,  Johnson'ın Brexit için verilen mühletin sona ermesinden 5 hafta önce Kraliçe'ye parlamentoyu askıya almayı önermesini hukuka aykırı buldu.    BK'den meslektaşlarımla konuşurken haberleri fazlasıyla ciddiye aldıkları (hakimin taktığı broşun türüne kadar) aşikardı. Fakat New York Times'ta göze çarpan şekilde hakkında yazılar yazılmasına rağmen ABD'li arkadaşlarımdan çok azının ne olup bittiğine dair bir fikri vardı. Haberler kahvaltı programlarında bile ufacık tartışmaya yol açmadı. “Bu Brexit’in olmayacağı anlamına mı geliyor?” diye sordu birkaç kişi; hayır dediğimdeyse omuz silkip şöyle dediler: "Gerçek bir gelişme olursa bana geri dönersin."

Acımasız ama yaşadığım durumun değerlendirmesi bu. Küçük bir ada için mahkeme kararı büyük haberdi ama hiçbir uluslararası önemi yoktu. Küresel ticarette ani değişimler yaratma potansiyeli ve BK para birimi üzerindeki etkisiyle Brexit Kuzey Amerikalılar'ın ilgisini çekiyor (gerçi Toronto'da bir grup meraklı Kanadalının bira içerken "durumu hızlıca özetlememi" istemesi beni biraz gafil avladı. Üç yıl boyunca olayın girdisini çıktısını haber yaptığınızda buna nasıl cevap verebilirsiniz?) Parlamentonun askıya alınmasıyla ilgili bir yargı hükmü pek de aynı şey değil.

BK Yüksek Mahkemesi kararı gündeme düşerken biz burada ABD'de, Donald Trump'ın, Ukrayna Başkanı'na, 2020'deki muhtemel rakibi Joe Biden'ın oğlunun kirli çamaşırlarını ortaya çıkarması karşılığında resmen yardım teklif ettiği iddialarına yanıt vermeye çalışıyorduk.   Günün ilerleyen saatlerinde Nancy Pelosi Demokratlar adına azletme sürecini başlattığını duyurdu. Daha önce Pelosi dahil olmak üzere ılımlı Demokratlar, gelecek seçimde kötü siyasi şans getirebileceğinden endişelendiği için "a kelimesini" (azletme ed.n.) ağza almayı reddetmişti. Ama dünyanın en saygın istihbarat servisinden bir ifşacı ülkenin lideri hakkındaki ciddi endişelerini dile getirdiğinde nasıl başka türlü karşılık verebilirsiniz? Bu tarz bir haber gündeminde parlamenterlerin Londra'daki Avam Kamarası'nda oturup birkaç hafta daha Brexit'i tartışıp tartışmayacağını çok az kişi merak ediyor.

Benim gibi Boris Johnson da şu an New York'ta, parlamentodaki acil sorularla yüzleşmek için erkenden uçağa binmeden önce Birleşmiş Milletler'in Genel Kurulu'na katılıyor. Salı sabahı Trump'la görüştü ve ben de ikilinin ortak basın toplantısını ilgiyle izledim. Trump, İngiliz mevkidaşına yedi dakikada dört kez "arkadaşım Boris" diye hitap etti ve "ticaretimizi dört katına çıkarmak" ve anlaşmalar yapmak konusundaki her zamanki gösterişli laflarını söyledi. Ne var ki Boris'in, halk nezdindeki görünüşüne dikkat etmesinin tavsiye edildiğine şüphe olmadığı bir zamanda kendini Amerikan başkanından ayırmaya çalıştığı aşikardı. Trump iki ülkeden de ticari temsilcilerin "birçok toplantıya" hazırlandığından bahsederken “Ulusal Sağlık Sistemi'nin (NHS) satılık olmadığını daima aklımızda tutmalıyız" diyerek araya girdi. Ne zaman Donald kendisinden bir arkadaşı olarak bahsetse rahatsızca gülümsedi ve tuhaf tuhaf oturuşunu düzeltti.

Amerikalı bir muhabir Johnson'a Yüksek Mahkeme kararından sonra istifa etmesi yönündeki çağrılara kulak verip vermeyeceğini sorduğundaysa başbakan olağandışı şekilde ölçülü davrandı. Leydi Hale'in söylediklerine "kesinlikle katılmadığını" söylemesine rağmen ağzından çıkan ilk şey şuydu: "ülkemizde yargı kararlarına saygı duyarız." Trump iki kafadar tavrıyla Boris'e kendisinin de Yüksek Mahkeme'yle önünde sonunda sorun yaşadığını ama en sonunda "kazanıp duvarı aldığını" ve kendi gündemini kabul ettirmeyi başardığını söylediğinde -"Eminim senin için de böyle olacak" diye ekledi de- Boris "dereyi görmeden paçayı sıvamadığını" söyledikten sonra esas mesajına geri döndü: "Mahkemeye saygı duyacağız."

Benzer şekilde Trump istifa sorusunu Johnson adına hakaret addettiğinde ve "Bu Amerikalı bir muhabirden gelen çirkin bir soruydu" dediğinde Boris şöyle cevap verdi: "Adil olmak gerekirse bence birçok Britanyalı muhabirin soracağı bir soru soruyordu." ABD Başkanı'na hakaret etmemeye dikkat ettiği belliydi ama aynı zamanda kendini ondan kamu önünde ayırmaya da çalışıyordu: böyle bir zamanda özgür basın karşıtı "yalan haber" sirkine (-fake news Trump'ın basını suçlarken kullandığı tipik sözler, ed.n.) katılmayı veya daha fazla "Britanya Trump'ı" diye anılmayı göze alamaz. Ukrayna'yla ilgili bir soruyu sanki önemi yokmuş gibi geçiştiren ABD Başkanı'nın yanında Boris Johnson, bunu söylemekten nefret ediyorum ama düzgün bir lider gibi görünüyordu.

Yine de Trump'ın ülkesinin tamamı adına konuştuğu bir an vardı. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararını duyduğunda nasıl tepki verdiği sorulduğunda omuz silkti ve "Hiçbir tepkim olmadı" diye cevap verdi. Ardından şöyle devam etti: “Boris'e sordum ve bunun ofiste herhangi bir gün olduğunu söyledi." Brexit hikayesinde aylardır devam eden ve sonu yokmuş gibi görünen iniş çıkışlardan sonra Yüksek Mahkeme müdahalesi gibi dramatik görünen bir şey söz konusuyken bile başka bir Amerikalıdan da daha fazla tepki alamazsınız zaten. Başka ülkeler için bu tarz bir kaos Britanya'da olağan işler demek. Geleceğimiz için bunun ne anlama geldiğiyse başka bir yazının konusu.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU