Suudi Arabistan'daki drone saldırıları küresel savaş halinin doğasını değiştirdi

Suudi Arabistan ve ABD'nin petrol tesislerini savunmadaki başarısızlığı güç dengesini etkiledi

Suudi önderliğindeki koalisyonun Yemenli isyancılara karşı operasyonu 2015 baharında başlamıştı, ilk kez isyancılar Suudi Arabistan'a bu ölçekte zarar verdi (Reuters)

Drone ve füzelerin Suudi petrol tesislerine yaptığı yıkıcı saldırı sadece Ortadoğu'daki askeri güç dengelerini değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda küresel savaş halinin doğasında da bir değişime işaret ediyor.

14 Eylül sabahı, modern askeri uçaklara kıyasla çok daha ucuz ve basit olan 18 drone ve 7 seyir füzesi Suudi Arabistan'ın ham petrol üretiminin yarısını etkisiz hale getirerek dünya petrol fiyatlarını yüzde 20 artırdı.

Bütün bunlar Suudiler geçen yıl savunma bütçesine 67,6 milyar dolar (yaklaşık 390 milyar TL) harcadığı halde gerçekleşti. Bu miktarın çoğu epey pahalı uçaklara ve hava savunma sistemlerine harcanmıştı ki bunlar saldırıyı durdurmada bir hayli başarısız oldu. ABD savunma bütçesi 750 milyar dolar (yaklaşık 4 trilyon TL), istihbarat bütçesiyse 85 milyar dolar (yaklaşık 490 milyar TL) ama yine de Körfez'deki ABD kuvvetlerinin iş işten geçene kadar neler olup bittiğine dair fikri yoktu.

Bu fiyasko için ileri sürülen bahaneler arasında drone'ların fark edilemeyecek kadar alçaktan uçması ve insafsızca beklenmedik yönden gelmesi de vardı. Silah üreticilerinin ve askeri komutanların kendi silah sistemlerinin etkileyiciliği hakkında böbürlenmesi düşünüldüğünde böyle açıklamalar kulağa acıklı geliyor.

Saldırıyı gerçekleştirenin İranlılar mı yoksa Husiler mi olduğu tartışmasıysa devam ediyor. Muhtemel cevap saldırıda ikisinin de parmağı olduğu yönünde ama belki de İran, operasyonu yönetiyor ve ekipmanı temin ediyordu. Ancak sorumluluğun kimde olduğuna aşırı odaklanmak gözleri çok daha önemli bir gelişmeden uzağa çeviriyor: İran gibi orta düzeydeki bir güç -üstelik de yaptırımlar altında, kısıtlı kaynaklar ve uzmanlığa sahipken ve de tek başına ya da sınırlı müttefikler aracılığıyla hareket ederken- sözde, dünyanın en büyük askeri süper gücü ABD tarafından desteklenen ve teoride çok daha iyi silahlanmış Suudi Arabistan'a felç edici bir zarar verdi.

Eğer ABD ve Suudi Arabistan, İran'a misillemede bulunma konusunda özellikle tereddütlüyse bunun sebebi muhtemelen bir yıl önce inandıklarının aksine artık bir karşı saldırının zararsız olmayacağını bilmelerindendir. Daha önce olanlar tekerrür edebilir: İran'a boşuna "drone süper gücü" denmiyor. Suudi Arabistan'daki petrol üretim tesisleri ve ülkenin içme suyunun çoğunu karşılayan tuz arıtma tesisleri tam da drone ve küçük füzeler için uygun şekilde kümelenmiş hedefler olarak yoğunlaşmış durumda.

Bir başka deyişle kompleks bir hava savunma sistemine sahip bir ülkeyle böylesi bir sisteme sahip olmayan arasındaki gelecek bir çatışmada askeri oyun alanı artık çok daha dengeli olacak. ABD, NATO güçleri ve İsrail’in uzun süredir ellerinde tuttuğu koz herhangi bir muhtemel düşman karşısında hava kuvvetlerinin ezici üstünlüğüydü. Birdenbire bu hesap bozuldu çünkü hava gücü söz konusuysa neredeyse herkes düşük maliyete oyuna girebilir.

Washington'daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden askeri uzman Anthony Cordesman, bu değişimin önemiyle ilgili kısa ve öz olarak şunları yazıyor: “Suudi Arabistan'daki saldırılar ABD'nin Körfez'deki hava üstünlüğü döneminin kapandığına ve ABD'nin yüksek isabetli saldırı tekelinin hızla zayıfladığına dair açık bir stratejik uyarıda bulunuyor." Yeni nesil drone, seyir füzesi ve yüksek isabetli balistik füzelerin İran envanterlerine girdiğini ve Yemen'deki Husilerden tutun, Lübnan'daki Hizbullah'a kadar yayılmaya başladığını açıklıyor.

Askeri tarihte benzer dönüm noktaları basitçe üretilen bir silahın konuşlandırılması aniden daha karmaşık silahların kullanımını bozguna uğrattığında yaşanmıştır.

11 Kasım 1940'ta Taranto'daki üslerinde demirlemiş 5 İtalyan savaş gemisine yavaş hareket eden ama sağlam, torpidolarla silahlanmış ve bir uçak gemisinden havalanmış 20 İngiliz Swordfish çift kanatlı uçağının yaptığı saldırı buna iyi bir örnek. Günün sonunda İngilizler sadece iki uçak kaybederken üç savaş gemisi batmış veya ağır hasar görmüştü. Bu kadar düşük maliyetle böylesine muazzam bir zafer kazanılması savaş gemilerinin denizlerdeki hakimiyetini sonlandırdı ve bunun yerine torpido / bombardıman uçakları taşıyan uçak gemilerinin üstün olduğu yeni bir dönem açtı. Bu, Taranto'nun bir yıl sonrasında benzer şekilde Pearl Harbour'a saldıran Japon donanmasının da kayda aldığı bir dersti.

 

 

Bu hafta Suudiler diplomatları ve gazetecileri toplayıp hava saldırısının arkasında İranlıların olduğuna ikna etmek amacıyla onlara drone ve füze enkazını gösterdi. Ama kırık drone ve füze parçalarının en önemli özelliği, birkaç gün önce dünya ekonomisini sarsmış silahların tamamen çalışır vaziyetteyken pek de maliyetli olmamasıydı. Buna karşın Suudi Arabistan ana hava savunmasını oluşturan ve geçen cumartesi (saldırının gerçekleştiği 21 Eylül günü) hiçbir işe yaramayan ABD yapımı Patriot uçaksavar füzesi 3 milyon dolara (yaklaşık 17 milyon TL) mal olmuştu.

Maliyet ve basitlik önemli çünkü bunlar, İran'ın, Husilerin, Hizbullah'ın ve neredeyse her ülkenin karşısına çıkabilecek her türde savunmayı bastırmaya yetecek kadar çok sayıda drone ve füze üretebileceği anlamına geliyor.

On binler, bilemediniz, yüzbinler dolar düzeyinde tutabilecek bir drone'un maliyetini 122 milyon dolar (yaklaşık 692 milyon TL) tutan tek bir F-35 avcı uçağının maliyetiyle kıyaslayın. F-35 o kadar pahalı ki sadece sınırlı sayıda satın alınabilir. Abkayk ve Khurais petrol tesislerinde olanların anlamını göz önünde bulundurduğunda dünyanın dört bir yanından hükümetler, hava kuvvetleri komutanlarından, ucuz ama etkili alternatifler mevcutken neden bu kadar çok para harcamaları gerektiğine dair açıklama talep edecek. Geçmişteki emsallere bakarak söyleyebiliriz ki hava komutanları ve silah üreticileri gerçek bir savaşta ne kadar fayda sağlayacağı şüpheli silahlar satın almak için aşırı derecede şişirilmiş bütçeleri uğruna son nefeslerine kadar savaşacaktır.

Suudi Arabistan'a yapılan saldırı kolay elde edilebilen ucuz silahların üste çıktığı yeni bir savaş eğilimini pekiştiriyor. Genellikle kolayca temin edilebilen gübreden yapılmış, bir komut teliyle patlatılan ve bir yolun içine veya yanına ekilen El Yapımı Patlayıcıların (EYP) geçmiş performansını düşünün. Bunlar Güney Armagh'ta IRA tarafından yıkıcı tesirle kullanılmış, İngiliz Ordusu'nu kara yollarından uzaklaşıp helikopterlerine çekilmek zorunda bırakmıştı.

EYP'ler Irak ve Afganistan'da da ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine karşı büyük sayılarda ve çok etkili şekillerde kullanıldı. ABD ordusu bu ölümcül silaha karşı durabilecek bir şey bulmak için muazzam miktarda kaynağı seferber etti ki bunların arasında MRAP denilen 27 bin ağır zırhlı araca en az 40 milyar dolar (yaklaşık 227 milyar TL) harcamak da vardı. Takiben yapılan askeri bir araştırma gösterdi ki bir MRAP'e yapılan saldırıda yaralanan ve ölen ABD askeri sayısı MRAP'nin yerini aldığı araçlara yapılan saldırılardaki zayiat sayısıyla tamamen aynıydı.

Amerikalı, İngiliz ve Suudi komutanların pahalı, teknik açıdan gelişmiş ama pratikte işe yaramayan kuvvetleri yönettiğini kabul etmesi düşünülemez bile. Bu, kaynaklarını resmen emen ama pratikte modası geçmiş silahlarla kalakaldıkları anlamına gelir. Pearl Harbour'da savaş gemilerinin savunmasızlığını göstermelerinden kısa süre sonra Japonlar dünyanın en büyük savaş gemisini ısmarlamıştı. Ne var ki Yamato adlı gemi, silahlarını sadece bir kez ateşleme fırsatı bulabilmiş ve 1945'te, bir uçak gemisinden yönlendirilen ABD torpido ve bombardıman uçakları tarafından batırılmıştı.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU