Yas kendi başına yeterince yürek parçalayıcı ama sosyal medya tiyatrosu onu iyice dayanılmaz kılıyor

Geçmişte teselli etmekten kaçınmak isteyenler sizi görünce yolunu değiştirebilirdi. İlişkilerimizin içinde var olduğu dijital çağdaysa bu davranış neredeyse her platformda tekrar ve tekrar gerçekleşiyor

Oxford Üniversitesi'nin yakın zamanlı bir raporuna göre, 50 yıl içinde Facebook'taki ölülerin sayısı yaşayanları geçecek (Nicepik)

Boğucu bir Kahire yaz gününde, öğleden sonra Skype'ı açan annem bana bir dizi mesaj gönderdi. Yedi yıldır ölü olduğu düşünüldüğünde bu acayip bir durumdu.

İçgüdüsel olarak cevap vermek için klavyeye uzandığımda zihnimin kas hafızası devreye girdi. Daha sonraysa penceremden içeri kederli bir yas dalgası hücum etti.

Sonradan anlaşıldığı üzere, o hafta biri bana tehdit mesajları göndermek için arkadaşlarımın ve aile bireylerimin sosyal medya profillerini hack'leme yoluna gitmişti. Annemin korunmasız Skype hesabı en kolay hedefti.

Ama tam o esnada, ölümle ilgili size asla söylemeyecekleri bir şeyi fark ettim: Sosyal medya arkadaşınız değildir. Bunun birçok sebebi var.

(Size asla söylemedikleri bir diğer şey de yas süreciyle mücadelenin yarısını diğer insanların bu mücadeledeki başarısızlığının oluşturduğu gerçeğidir ama buna sonra değineceğim.)

Sosyal medya platformları 20 yıldan fazla bir süredir var ancak öldüğümüz takdirde yıkıcı dijital parmak izlerimize ne olacağına dair halen net bir cevabımız yok.

Birleşik Krallık yasalarında dijital mirasın düzensiz karmaşasının nasıl ele alınacağına veya dijital mülklerimizin nasıl tanımlanacağına dair yazılı hiçbir şey bulunmuyor.

Para gibi daha somut şeyler söz konusu olduğunda daha da karmaşık bir hal alıyor: PayPal hesaplarında ve diğer on binlerce çevrim içi cüzdanda kilitli kalan milyonlara ne oluyor? Peki ya bitcoin? Bunu sevdiklerine kim nasıl vasiyet ediyor?

Bir de kamuya açık profillerimiz var. Facebook'u ele alalım. Oxford Üniversitesi'nin yakın zamanlı bir raporuna göre, 50 yıl içinde Facebook'taki ölülerin sayısı yaşayanları geçecek.

Araştırmacılar, 21. yüzyıl sona ermeden önce dijital enkazlarıyla beraber internette savrulan vefat etmiş kullanıcı sayısının 4,9 milyara kadar varabileceğini söylüyor. Gelecekte bir noktada, insanlığın sanal benliklerinin sayısının gerçek bedenler kadar çok -ve kesinlikle çok daha az geri dönüştürülebilir- olması muhtemel. 

Geride kalanlar içinse internette gezinmek tuzaklarla dolu.
Bir deniz salyangozu kadar sosyal medya bilgisi olan annem, yanlışlıkla iki Facebook profili açmıştı.

Annemi defnettikten sonraki bir yıl boyunca, bir süredir mesajlaşmadığımız için, Facebook annemin her iki profiliyle de tekrar bağlantı kurmam konusunda ısrar etmeyi sürdürdü. Aylarca bilgisayarımın başında gözyaşı dökerek hatırlatma bildirimlerini kapatmaya veya annemin hesaplarını sessize almaya çalıştım.

Meselenin özüyse şu: Fotoğraflarınıza, şifrelerinize, profillerinize erişim ve profillerinizi kapatma hakkı kimin? Peki bu hak hangi aşamaya kadar geçerli?

O zamanlar, 2009'da, bütün bunlarla ne yapacağımıza dair daha az tartışma vardı: topraktan gelip toprağa gidecektik, Facebook profilleri de sonsuz sayıdaki belirsiz Facebook profilinin arasına karışacaktı.

Bugünlerde, Facebook, Instagram'ın da içinde yer aldığı diğer platformlar gibi, profil sayfanızı bir tür elektronik anıt mezara dönüştüren bir hatıralaştırma süreci kurdu: fotoğraflar arşivleniyor, mesajlaşma fonksiyonları kapatılıyor ve arkadaşlarınız mezara çiçek bırakır gibi yorum bırakabiliyor.

Bu, seçtiğiniz "yasal varisiniz" veya bir tür dijital yürütücü kişi tarafından aktive edilebilir.

 

 

Ancak Twitter ve Snapchat'te ise, hesapların devre dışı bırakılabilmesi sadece birinin ölüm sertifikasını yollamasıyla mümkün oluyor. Bu, karmaşaya neden olabilir: İnsanların aile bireylerinin ölümlerini, zaman farkı nedeniyle ancak iyi niyetli dostların vefat eden kişinin sosyal medya hesabını kapatmasıyla öğrendiği korkunç anılar duydum.

Diğer bir seçenek ise profili orada öylece bırakmak ve süresiz olarak askıya almak. Bunun aslında kötü bir şey olduğunu sanmıyorum.

Garip ama bazen kendimi, vefat etmiş yakınlarımın ve arkadaşlarımın dijital enkazının arasında ölümün feci ve kesin sonuna bir ışık tutabilecek tweet'lerinin ve mesajlarının ehemmiyeti, aciliyeti, hayat dolu canlılıkları arasında dolanırken buluyorum. Bu sadece son bir masum retweet olsa bile.

Yaşayanların arasında dolanan hayaletler sadece ölümsüz profillerden ibaret değil. Yitirdiğimiz sevdiklerimize ait olanlar kadar, kendi sosyal medya platformlarımız da bize karşı mahvedici olabilir.

On yıl önce bugün, Marsden hastanesinde ölüme yürürken, annemin yüzüne iki büklüm kapaklanmış, son nefeslerini uzun müzik ölçüleri gibi dinliyordum. Son nefesini de verdiğinde, annemin Blackberry'sinden arkadaş ve yakınlarına panik halinde e-postalar yazdık.

Şimdi bu mesajlar benim için değer taşıyan metinler. Gelen cevaplar da öyle. Çoğu sıcak ve destek dolu. Birkaçıysa kısa ve tuhaf.

Bu, dijital çağda yas tutan pek çok arkadaştan bana yankılanan, kaybıma dair acı gerçek.

Sizinle ve içinden geçtiğiniz süreçle başa çıkamayan tüm bu insanları idare etmenin ne kadar zor olduğu asla anlaşılmıyor. Onlardan bir şey yapmalarını istememiş olsanız bile.

Geçmişte insanlar sizinle konuşmaktan kaçınmak için sokağın karşısına geçerek acınızdan duydukları utançtan veya kolektif ölümlülüğü hatırlamaktan kaçınabilirdi. Ancak bugünlerde ilişkilerimizin içinde var olduğu sayısız sosyal medya ortamında, bu tür reddiyeler WhatsApp, Facebook Messenger, Gmail, Signal, Viber, Telegram, Instagram, Twitter ve hatta Snapchat'te yaşanıyor. Gezinmeniz gereken gerçek anlamda yüzlerce platform var.

Yas tutan bir kimsenin yürek dağlayan Facebook mesajına "RIP" (huzur içinde uyusun) veya "artık daha fazla acı çekmiyor" yazan sayısız insana rastladım. Sanki hızlıca yazılmış bir kısaltma münasip düşecekmiş gibi. Sanki hayatınızda sevdiğiniz birini kaybetmek, hastalıkla ne kadar mücadele etmiş olursa olsunlar, "en iyisiymiş" gibi.

İki yıl önce, kardeşi ölüm döşeğindeyken en yakın arkadaşlarının tek bir mesaj bile gönderemediği bir meslektaşımla oturuyordum. Aynı insanlar hiçbir şey olmamış gibi Whatsapp grup sohbetlerini sürdürüyordu ve arkadaşım irtibatı kestiğinde şaşırdılar.

Bir başka dostum ise, "yas tuttuğu" için arkadaşlarının kendisinden gizli bir Facebook grubu kurarak gece etkinliklerini ve gezilerini orada planladığını keşfetmişti. Saygılı olmak için o kadar çok çaba sarf ediyorlardı ki nezaketsizliğe yuvarlanmışlardı. Bununla birlikte, gözlerinizin önünde çöken ve muhtemelen söylemeyi düşündüğünüz hiçbir şeyin yardım etmeyeceği biriyle karşı karşıya kaldığınızda kapıldığınız kör paniği anlıyorum.

Bu, başsağlığı dileklerinin bir yığın mutlu dilek, kedi videoları, tatil fotoğrafları, anlamsız sohbetler ve Candy Crush oyunları seline karıştığı çevrim içinde daha da sıkıntılı ve kulak tırmalayıcı bir hal alabilir.

Bütünüyle kavranılamaz olanı sürekli kavramaya çalışıp başarısız olma sürecinden ibaret olan yas, kendi başına yeterince tecrit edici.

"Sosyal medyanın" paradoksal canavarından daha tecrit edici başka bir yerse yok: yüce birleştirici ve ayırıcı, tatmin edici ve küçük düşürücü, gerçeğin sergisi ve yalanlar tiyatrosu.

Ölüm ve sosyal medyayla başa çıkmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor: Şimdiye kadar sunulan bu sentetik, bizden daha uzun yaşayacak ve belki de bizi 'geri alacak'

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU