Üç yaşındaki Halepli “kimliksiz” öksüz mülteci Mecid’in hikayesi...

Annesi, ona hamileyken bombaların altında can verdi. Hastaneye taşınan cansız bedende sezaryenle dünyaya geldi. Üç günlükken Türkiye'ye getirildi. İstanbul'da yaşamını sürdüren Mecid, kendisini büyüten teyzesini annesi sanıyor

Suriye’de dokuzuncu yılına giren iç savaş, yüz binlerce kişinin ölümüne neden olup aileleri dağıtırken, binlerce kişiyi de sakat bıraktı. Yaklaşık 6 milyon kişi ise yaşamını başka ülkelerde devam ettirmek zorunda kaldı.

Onlardan biri de 3 yaşındaki Mecid... 

Savaş onun elinden annesini, babasını ve pek çok akrabasını aldı. O kendi vatanını tanıyamadı ve ülkesinde büyüyemedi. 

Üç yıl önce Halep’te dünyaya gelen Mecid, üç günlükken Antakya'ya getirildi. Şimdi ise teyzeleri ve kuzenleriyle birlikte yaşamını İstanbul'da sürdürüyor. Kendisini büyüten teyzelerinden İmen el-Şeyh Ali'yi annesi sanıyor. Bilmediği bir diyarda, kimliği dahi olmadan büyüyen Mecid’in hikayesi var bu haberde.

İstanbul Esenyurt’taki bir evde Suriyeli iki kız kardeş ve çocuklar karşılıyor bizi. Üç yıl önce Halep’te dünyaya gelen Mecid, yaşamını teyzeleri ve kuzenleriyle birlikte bu apartman dairesinde sürdürüyor.

Suriye’de yüzbinlerce kişinin ölümüne neden olan iç savaşta kendi ailelerinden de pek çok kayıp vermişler. Mecid’in annesi, babası, amcaları ve yeğenleri, Halep'te bombalanan apartmandan sağ çıkamamış.

34 yaşındaki Hasne el-Şeyh Ali ile 36 yaşındaki İmen el-Şeyh Ali, Suriye’den ayrılışlarını şu sözlerle anlatıyor:
 

Devrim başladıktan sonra durumumuz kötüye gitti. Su ve elektrik kesildi, açlık başladı, yiyecek bir şey kalmadı. Elimizdeki para bitti, her şey durdu, işsizlik başladı. Yaşamımızı sürdürmek için evimizdeki eşyaları satmaya başladık.

Evde hiçbir şey kalmadı. Daha sonra şiddet artmaya başladı ve savaş uçakları, evleri tehdit etmeye başladı. ÖSO savaşçıları bize bombardıman riskine karşı evleri boşaltmamız gerektğini söyledi.


“Hamile kardeşiniz öldü ama bebeği kurtarabildik”

Şeyh Ali kardeşlerin sığındıkları Türkiye’de üç yıl önce yaptıkları bir telefon konuşması, hayatlarındaki dönüm noktalarından biri olmuş. Cep telefonundan kendilerine ulaşan kişi, şu sözleri söylemiş:
 

Ben Halep’teki mahallenizin imamıyım. Kardeşiniz ve enişteniz öldü ancak bebeği kurtarabildik. Hastanede sezeryanla bir erkek yeğeniniz doğdu.


Kardeşler, yeğenlerini almak isteyince imamın oğlu, bebeği Halep’ten Antakya’ya götürmüş, onlar da Mecid'i teslim alarak İstanbul'a getirmiş.

36 yaşındaki İmen el-Şeyh, kardeşi Hasne’ye “Benim çocuklarım büyüdü. Senin dört çocuğun var. Sen çocuklarınla ilgileniyorsun, bebeğe ben bakayım” diyerek Mecid’e annelik yapmaya çalışmış.

“Hiçbir zaman Mecid’e, onun benim çocuğum olmadığını hissettirmedim. Allah’ın izniyle, hiçbir zaman hissettirmeyeceğim” diyen İmen el-Şeyh’in yetkililerden ricası var:
 

Kimliği olmadığından onu kendi adıma kaydettirdim. Özellikle hastanede kimliğe ihtiyaç duyuyoruz. 


Çocuk işçi Hüseyin

Aileyle ilgili bilgi alınca Mecid'in 12 yaşındaki kuzeni Hüseyin'in röportaj yaptığımız sırada evde olmadığını farkediyorum. Nerede olduğunu sorduğumda, işte olduğu yanıtını alıyorum. 

12 yaşındaki çocuk, okula gitmesi ve arkadaşlarıyla oyun oynaması gereken çağındayken, bir tekstil firmasında çalışıyor. Çünkü Hüseyin’in kazandığı paraya bile ihtiyaçları var. 

"Kızılay yardımı 4 ay önce kesildi"

Hayatın onlar için kolay olmadığını söyleseler de şükretmeyi bırakmıyorlar. Temizlik işlerine giderek hayatta kalma mücadelesi verdiklerini söylüyorlar.

Sağdan soldan yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyorlar. “Kızılay yardım ediyordu, 4 aydır onlar da desteği kesti" diyorlar.

“Yabancı bir ülkede kadın başımıza yaşamak elbette zor ama bombardıman altında kalmaktan iyidir”

Kardeşler aldıkları yardım ve gittikleri gündelik işlerle geçinmeye çalışıyorlar. Yabancı bir ülkede hayat mücadelesi vermenin kolay olmadığını söyleseler de bu durumu, Suriye’de bombalarla yaşayıp her an güvenlik tehdidiyle karşılaşmalarına tercih ediyorlar:
 

Çektiğimiz bütün bu zorluklar, bombardıman altında yaşamaktan iyidir. Çocukların gözlerimizin önünde ölmesinden iyidir. Anlatması çok güç. Daha önce kimsenin yaşamadıklarını yaşadık. Bulunduğumuz yerde günde 10 kişi ölüyordu.


“Mahallemizde günde 10 kişi ölüyordu”

Eğer orada kalsalar çocukların da öleceğini belirten Şeyh Ali kardeşler, başlangıçta Suriye’de tutunmayı çok istediklerini, Halep’te kalmaya çalıştıklarını ancak ölümler artınca çocukların yaşaması için kaçıp Türkiye’ye geldiklerini belirtiyorlar. Bulundukları yerde günde 10 kişinin öldüğünü söylüyorlar.

“Suriye’ye dönmeyi düşünmüyoruz”

Bir sene Antakya’da kaldıktan sonra İstanbul’a gelen kardeşler, Türkiye’deki yaşamları için şükrediyor ve onları buraya bağlayan en önemli şeyin güvenlik olduğunu belirtiyorlar.

“Türk halkını ve buradaki yaşamı çok seviyoruz” diyen İmen el-Şeyh Ali ve Hasne el-Şeyh Ali, Suriye’ye dönmeyi düşünmüyor.

“Dönsek ne yapacağız, akrabalarımız öldü, evlerimiz yıkıldı, hayatımız yok oldu, dönsek de yaşayamayız. Allah’a çok şükür, burada güvenliği gördük” diyorlar. 

“İnşallah çocuklara Suriye’de gördüklerini unuttururuz”

Kendilerine kucak açan Türkiye’ye müteşekkir olan kız kardeşlerin temennisi Suriye’de yaşadıkları acı günleri çocuklara unutturabilmek. Çocukların üzücü olayları geride bırakıp okula gidebilmelerini diliyorlar:
 

Orada kalsak biz de ölecektik, çocuklar da...  Hiç olmazsa burada can güvenliğimiz var, orada savaş uçakları, füzeler, ölüm ve açlık vardı.

Önemli olan çocukları bunlardan korumaktı. İnşallah güzel günler görürler ve okula gidebilirler. 


 

DAHA FAZLA HABER OKU