İngiliz-Afgan barış anlaşmasından bir asır sonra IV. Afgan Savaşı patlak vermek üzere

Irak ve Suriye'den hicretinden bu yana IŞİD, Washington'ın Afganistan'daki hedefi haline geldi. Ve ister inanın ister inanmayın Taliban, Amerika'nın yeni en iyi arkadaşı

18 yıl süren vahşi çarpışmaların ardından IV. Afgan Savaşı'nın galibini belirlemek için Doha'da görüşmeler düzenleniyor (Reuters) 

Afganların bu hafta kutlayacağı, 1919'un boğucu sıcaklarında Raj (Britanya Hindistanı) askeri kenti Ravalpindi'de imzalanan, İngiltere'den "bağımsızlıklarını" kazanmalarının 100. yıldönümü kana bulanırken en güçlü milis kuvvetleri Doha'daki klimalı konferans salonlarında Amerikalılardan daha fazla "bağımsızlık" elde etmek için müzakerelerde bulunuyor.

Yüzyıl önce, “Pindi” İngiltere ordusunun kuzeybatı Hindistan'daki başkentiydi. Bugünse Pakistan'ın başkenti İslamabad'ın köhne bir bölümü. Bir asır önce Katar, 40 yıllık uyuşuk Osmanlı himayesinin ardından İngiltere "koruması" altında Al Sani ailesi tarafından yönetiliyordu ve günümüzün başkenti Doha bitkin inci avcılarının kasabasıydı. Günümüzde Al Sani ailesi hala parıltılı bir petrol ve gaz metropolünü yönetiyor ve Katar, Sainsbury's yatırımları, Heathrow havalimanı ve West End'deki otelleriyle (liste mahşer gününe kadar devam edebilir) Londra'da muhtemelen Kraliçe'nin sahip olduğundan fazla mülke sahip. Britanya İmparatorluğu buraya kadarmış.

1919'da İngilizler dezavantajlı bir konumdaydı: Afganistan'ın "dış işlerini" idare etmeyi kaptırmamayı arzuluyorlardı -ki bu da yeni Bolşevik gücünün Afgan düzlüklerinden güneydoğuya ilerleyerek Raj sınırlarına varmasını önlemeyi istemek anlamına geliyordu.

Afgan ordusu Hindistan'a saldırmıştı belki bir 11 Eylül sayılmazdı ama İngilizler sınırdaki kontrollerini yeniden tasdik etmek zorundaydı. Fakat bir sorunları vardı: birçoğu uzun süre Avrupa cephelerinde bulunmuş kendi askerleri terhis edilmek ve yıllar süren savaşın ardından eve dönmek istiyordu. Ve yerel Hint ordusu birimleri tam da Afgan ordusuna karşı harekete geçilmişken onları terk ediyordu. İngilizler askeri bakımdan kazandı ve zorlu bir ateşkes sağlandı. (Bu elim hikayeyi daha iyi kavramak isteyen okuyucular Amerikalı popüler tarihçi merhum Charles Miller'ın keyifli ama unutulmuş kitabı Khyber'i edinmeyi deneyebilir.)

Afganistanlı Emir Emanullah (sonraki kral), kuzeni Ali Ahmet'i, 4 kişilik bir heyetin başında barışı sağlamak için Ravalpindi'ye gönderdi. Tek bir amaçları vardı: ülkenin tam bağımsızlığı. Grup, içlerinden biri yolda Savile Row marka silindir şapkasını kaybedince (Somerset Alayı'ndan bir asker tarafından bir daha geri dönmemek üzere yürütülmüştü) gecikti ama günlerce süren tartışmalar sonunda Hindistan Dışişleri Bakanı (evet, Raj yönetimi altında ünvanı gerçekten buydu) Sör Hamilton Grant, Afganistan dışişlerinin İngiliz himayesinden çıkarılmasını kabul etti.

Böylece Meşhur Britanya Hükümeti'yle Bağımsız Afgan Hükümeti arasında Barış Anlaşması imzalandı. Ne de olsa Afganlar Britanya İmparatorluğu'na karşı savaşı “kazanmıştı”.

Peki Taliban ve Amerika İmparatorluğu arasında 18 yıl süren vahşi çarpışmaların ardından (ki her iki tarafın da birkaç savaş suçu var) IV. Afgan Savaşı'nın galibi Doha'nın lüksü içinde kimden yana belirlenecek?

Sör Hamilton Grant'in halefi, ziyadesiyle ketum bir sağcı olan ABD özel delegesi Zalmay Halilzad. Yine de arada mühim bir farklılık var. Halilzad, Afganistan'ın resmi lideri Başkan Eşref Gani'yle değil, onun düşmanı (ve Amerika'nın da düşmanı) Taliban'la muhatap oluyor. Aslında, bu “barış” görüşmelerinin ne Taliban'ı Gani'yle işbirliği yapmaya ikna edeceği ne de Gani'yi Taliban'ın gazabından koruyacağına dair herhangi bir kesinlik söz konusu.

Çünkü neredeyse 20 yıldır Amerikalılar, Afgan hükümeti ve bu hükümetin ABD eğitimli ordusu, Taliban'la bombalanan düğün ve kutlamalar (ABD hava kuvvetleri tarafından ve elbette her zaman yanlışlıkla), taşlanarak recm edilen kadınlar (Taliban tarafından ve hiçbir zaman yanlışlıkla değil) infazlar ve kurşuna dizilen yaralı mahkumlarla taçlanan kanlı bir operasyonlar zinciri içinde savaşıyor.

 

 

Amerikalılar diplomatik ritüelleri Gani ve bakanlarını Doha müzakerelerine davet edecek kadar bile umursamıyor. Tıpkı IŞİD'le savaşan sadık Kürtler (ve korkarım sevimsiz bir diktatör Südet bölgesini istediğine karar verdiği zamanki Çekler) gibi Afgan hükümeti de kaderi başkalarınca tayin edilirken odanın dışında bırakıldı.

Nedeni basit: IŞİD, Irak ve Suriye'den Afganistan'a göç ettiğinden beri (tabii ki geçen hafta sonu Kabil'deki düğünü bombalayan onlardı), sözde İslam Devleti Washington'ın Afganistan'daki seçilmiş hedefi haline geldi. Ve ister inanın ister inanmayın Taliban Amerika'nın yeni en iyi arkadaşı. Dolayısıyla Doha'daki görüşmeler ağırlıklı olarak Taliban'ın IŞİD'i ortadan kaldırma kararlılığı (buna kafayı yemiş bir Amerikan başkanı dahi inanır mı bilinmez ama hatta güvencesi diyelim), Gani'yle görüşme ve 14 bin Amerikan askerinin eve dönmesi etrafında dönüyor.

Ha, evet, bir de Amerikalılar, Gani'nin hoşuna gitse de gitmese de, anlaşılan 13 bin Taliban mahkumunu serbest bırakacak. Neredeyse 20 yıldır süren savaşın Amerikalılara maliyeti, 2 binin üzerinde ABD askerinin hayatı oldu. 100 yıl önceki III. Afgan Savaşı'nın üç ayı, İngiltere ve onun Hintli müttefiklerine 236 ölüme mal olmuştu. O zamanki Afgan zayiatının neredeyse tamamı Emir'in askerleriydi.

Ama 2001'den beri Afganlar da 31 bin kadar masum insanını kaybetti. Ve eğer Halilzad kendi istediğini yaptırıp IŞID'i yok etmek için Taliban'dan güvence (yine bu sözcük) alırsa Afganistan'daki her erkek, kadın ve çocuk ihanete uğramış olacak. Washington Post da olaya kesinlikle böyle bakıyor. Gazetenin muhabir ekibi ve editörleri, Halilzad'ın Taliban'dan aldığı taahhütlerin zayıflığına ve yalnızca İslamcılarla Gani hükümeti arasında siyasi uzlaşmaya ve belirsiz bir ateşkes vaadine dair “müzakereleri” içerdiğine ikna etmek için yeterince delili kazıp çıkardı.

Her şey önünde sonunda gelip Amerika'nın "milli çıkarlarına" dayanıyor: Trump'ın çocuklarını eve geri getirelim ve geçmişi geçmişte bırakıp iyi dostumuz Taliban'ın Afganistan çölleri ve dağlarında gezinen binlerce IŞİD savaşçısını ezerek onların 11 Eylül'ün ikinci bir versiyonuyla ABD anakarasına saldırmasını engellemesi için dua edelim.

ABD geri dönüp IV. Afgan Savaşı'nın ikinci kısmında dövüştüğünde önce milyonlarca doların -ve hatta birkaç terör karşıtı Amerikan mangasının- bu sahipsiz projenin kullanımına sunulacağından emin olabilirsiniz. Veya eğer Amerika’nın en acımasız “askeri personel taşeronlarının" bazılarının yardım teklifini kabul ederseniz, bir kez daha demokrasi, özgürlük ve Washington’un askeri süpermarket raflarındaki diğer ürünler adına Afganistan'ın üzerinden acımasızca geçmeleri için paralı askerlere güvenebilirsiniz.

Doha'dan gelen haberlerin bahsetmediği tek bir şey var: Durand çizgisi, yani Sör Mortimer Durand'ın 1893'te İngiliz Hindistanı (şimdiki Pakistan) ve Afganistan arasına çizdiği, uzunluğu 2 bin 500 km'den fazla olan başıboş, şaşırtıcı, ölçü tanımayan sınır.

Tüm kolonyal sınırlar gibi bu çizgi de halkları, aşiretleri, aileleri ikiye böldü. Evi ikiye bölünen halklardan biri Peştunlardı (Peştunistan) ve günümüzün Taliban'ı da Peştun. İşte bu üzerine kafa yorulacak bir şey. Eğen Peştunistan bir devlet olarak varolacaksa Afganistan ve Pakistan'ın bir kısmını onlardan almak gerekecek.

Acaba bu da gizli Doha görüşmelerinde tartışıldı mı? Pakistan tartışılıp tartışılmadığını bilmek isterdi. Ve IŞİD'in bu konuda söyleyecekleri ne olurdu? Pazar günü Kabil'deki düğündeki intihar bombacısının Pakistan'dan gelmiş olması hayli hayret verici ve bir o kadar da uğursuz.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU