Demokrasi adına bu faşist kibir korkutucu, ülkemizi kamuoyu anketlerine göre yönetmiyoruz

Dünyadan bihaber tuzu kuru politikacılar, arsız ikiyüzlülükleriyle oyalanıp durur. Hadi diyelim öyle olsunlar, demokrasi budur ve yine de diğer tüm sistemlerden daha iyidir

İngiltere'de 2016'da yapılan Brexit referandumdan bu yana siyasi tartışmalar sürüyor (Reuters)

Bir kamuoyu anketine göre seçmenlerin salt çoğunluğunun, parlamentonun askıya alınması dahil Brexit’in “her ne pahasına olursa olsun” gerçekleştiğini görmek istediği haberi tek bir şeyi kanıtlıyor: Parlamenter demokrasinin şu an ne kadar istikrarsız olduğunu.

Bu aralar konuya dair kamuoyunda çok fazla tartışma yaşandığını kabul etsem de ankete katılanlara anlaşmasız Brexit’in ne anlama gelebileceği hususunda -her zamanki gibi- bir yönlendirme yapılmamıştı. Kayda değer bir diğer noktaysa, böyle bir durumun Birliğin ve İskoç bağımsızlığının da sonu anlamına gelebileceği belirtildiğinde pek çoğunun fikrini değiştirmesiydi.

Ülkeyi kamuoyu anketlerine göre yönetmiyoruz. Anketlerin faydalı olduğu muhakkak ancak popülizm safsatası ve “17,4 milyon bunu istiyor” argümanının mevcut tiranlığı, aynı olgunun parçaları: Bir konuda oylama, referandum ya da anket yaparsınız ve bu da herhangi bir tartışmanın ya da müzakerenin sona erdiğini gösterir. Bu görüşe karşı çıkanlaraysa demokrasi karşıtı, elitist ya da “halk düşmanı” deniverir. 

Ne var ki bu kişiler hiç de öyle değildir. ComRes firmasının The Telegraph için yaptığı son anket, kendi başına, kimseye anlaşmasız bir Brexit sorumluluğu yükleyemez. Nitekim, 2016’da Ayrılma oyu verip az farkla çoğunluğu elde edenlere de bu yapılamazdı.

Birilerinin aklından, zamanında verdikleri oyun Avrupa Birliği’nden (AB) mevcut bir anlaşma olmaksızın ayrılmak anlamına geleceği geçmiş olsa ve bunu bilseler bile bu işten Ayrılma oyu veren seçmenlerin hepsi sorumlu tutulamazdı.

Bunu biliyorum, zira Ayrılma yönünde oy verip az farkla çoğunlukta kalan İngilizlerden biri de bendim ve anlaşmasız bir Brexit’i katiyen ne bekliyordum ne de arzuluyordum. 

Peki, bu bizi nereye götürüyor? Parlamentonun bugüne dek çok işimize yarayan geleneksel temsili müzakere yöntemleriyle karar verebilmesi için gerekli rolü üstlenememesi göz önünde bulundurulduğunda o sorunun halka bir kez daha sorulması gerekiyor. Son Söz (Final Say) referandumu tam da bu anlama geliyor. Şayet anlaşmasızlığa doğru yol alıyorsak o halde parlamentonun ve halkın bunun için oy kullanması gerekiyor. Ve bu yönde oy verirlerse, pekala, oyun biter. 

 

 

“Politikacılara karşı halk” şeklinde bir genel seçim yaklaşımı zehirli bir fikirdir. Sonuçta Boris Johnson, Sacid Cavid, Michael Gove’un hepsi birer politikacı, öyle değil mi? Bir alıntıyla ifade edecek olursak, hangi politikacıların meşruiyetine saygı duyacağınızı seçemezsiniz. 

Politikacılarla dalga geçip onları aşağılamak kolaydır ve bunlar hep olagelmiştir. “Tek kendilerini düşünürler”, “dünyadan bihaberdirler”, tuzu kuru, arsız ikiyüzlülükleriyle oyalanıp dururlar. Hadi diyelim öyle olsunlar, demokrasi budur ve yine de diğer tüm sistemlerden daha iyidir. 

Sanki bütün hayatlarımız güçlü bir adama ve bir de ara sıra yapılan anketlere ya da plebisitelere devredilebilirmiş gibi demokratik siyasi sınıfı karalamak parlamenter demokrasiyi faşist bir kibrin gölgesinde bırakıyor. 

Bunun adı otoriter popülizm ve benim oy verdiğim Brexit bu değil. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Özden Öz

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU