Tunus, kaosa doğru sürüklenen bir dünyada parlak bir demokrasi örneği sergiliyor peki Batı bunu neden görmezden geliyor?

Batı, kaosa kaymaya hevesli bir dünyada parlak bir demokrasi örneği sergileyen Tunus'u neden görmezden geliyor?

(Reuters)

Bu hafta, Tunus'un demokratik yollardan seçilen ilk cumhurbaşkanının başkentteki bir askeri hastanede 92 yaşında vefatından sonra ülke yas içinde bir araya geldi.

Baci Kaid Sibsi, Kuzey Afrika ülkesinin eski muhafızları ve seçkinlerinin çıkarlarını her şeyden önce ve en başta temsil eden kutuplaştırıcı bir figür olmasına rağmen, İslamcı kökenlere sahip rakibi Raşid Gannuşi tarafından bile Tunus tarihinin önemli bir figürü ve "vatansever" olarak kabul gördü.

Güç boşluğuna karşın, ne Tunus'un silahlı kuvvetleri veya siyasi partilerden kontrolü ele geçirme yönünde bir girişim oldu ne de yatırımcılar, diplomatlar veya analistler arasında ülkenin kaosa yuvarlanacağına dair kayda değer bir telaş yaşandı.

Meclis Başkanı Muhammed Nasır, ülkenin demokratik yollardan seçilmiş ilk meclisince onaylanmış 2014 Anayasası uyarınca geçici devlet başkanlığı rolünü sessiz sedasız üstlendi.

Ancak Arap Yarımadası'nın ABD ve Avrupalı yetkililerle pek bir samimi olan babadan oğula monarşilerinden farklı olarak, Tunus'un yeni lideri kan bağına bakılarak kararlaştırılmayacak. Bunun yerine, Tunus seçim komisyonu, vatandaşlarının yeni cumhurbaşkanını seçecekleri, ülkenin uzun zamandır iktidarda kalan diktatörünün 2011 ayaklanmasında devrilmesinden sonra yapılacak 4. özgür ve adil seçimler için 15 Eylül tarihini belirledi.

Ekonomik sıkıntıya, İslamcı radikallerin aralıklarla baş gösteren dinmek bilmeyen isyanlarına, güvenlik güçlerinin tekrar ağırlık koyma çabalarına, zaman zaman insan hakları ve sivil özgürlüklerde yaşanan kötüleşmelere rağmen, Tunus demokratik ve çoğulcu olmak için çabalayan nadir bir Arap ulusu örneği ortaya koyuyor. Batılı güçlerin bu deneyimi destekleme yönünde daha da fazlasını yapmaması, tüm bunları daha da şaşırtıcı kılıyor.

Washington'daki Carnegie Uluslararası Barış Enstitüsü'nde Kuzey Afrika uzmanı olarak çalışan eski ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon yetkilisi Sarah Yerkes, The Independent'e "(Normalde) Bunun oldukça kolay olacağını düşünürsünüz" diyor.

Düzenli biçimde üst düzey yardım ve diplomatik desteği görmeyi beklersiniz." Bizim sürekli gördüğümüzse yardımları kesme çabaları ve desteğin baltalanması girişimleri.

Özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi, demokratik deneyimini tehdit eden ekonomik sıkıntılara karşın Tunus'a mali desteği kesmeye çalışıyor. Şu ana kadar Kongre, Beyaz Saray'ın sadece demokrasiye doğru sebatla ilerleyen bir ülke değil, aynı zamanda IŞİD'e karşı savaştaki bir ortak olarak Tunus'a yapılan yardımları kesme yönündeki şaşırtıcı çabalarına karşı koydu.

Verdiği toplam meblağ bile ABD’nin yardım ettiği diğer taraflarla kıyaslandığında ehemmiyetsiz kalıyor. Başkan Barack Obama döneminde Beyaz Saray'da çalışan Andrew Miller, BAE, Suudi Arabistan ve Kuveyt tarafından onlarca yıldır demokrasi yolunca yok denecek kadar az adım atmış olan veraset monarşisi Ürdün'e yapılan 2,5 milyar dolarlık yardıma kıyasla, Tunus'a yardımın 180 ila 230 milyon dolar arasında kaldığını tahmin ediyor.

Miller ve batı başkentlerindeki diğerleri, Tunus'un sağlam diplomatik ve finansal desteği hak eden son derece nadir bir başarı öyküsünü temsil ettiğini söylüyor.

Ortadoğu Demokrasi Projesi Direktör Yardımcısı Miller, "Tunus'a duyulan ilgi esasen benzersiz demokratik deneyimi ve biraz da terörizmle ilgili konulara ilişkin" diyor. "Tunuslular deneyimleri hakkında son derece korumacı olsalar ve modellerini ihraç etmeye çalışmayı düşünmediklerini söyleseler de ben bir ilham kaynağı olduklarını düşünüyorum" diyor.

Sadece ABD değil. Uluslararası Para Fonu (IMF) de, birçok Tunuslu'nun artan maliyetler, durgun ücretler ve işsizlikten zarar gördüğü hassas bir dönemde Tunus'a neo-liberal kemer sıkma ve tasarruf önlemleri alması yönünde sürekli baskı uyguluyor.

Tunuslu yasa koyucular, Avrupa Birliği'nin Fransa önderliğinde, kendilerini ülkenin zaten zor durumdaki tarım sektörünü iyiden iyiye tahrip edecek bir serbest ticaret anlaşması imzalamaya zorlamasından şikayetçi.

Miller "Bu sadece Batılı politikacılar için değil, aynı zamanda Tunuslular için de bir sınama" diyor.

Bu ekonomik modelin Tunuslu vatandaşların büyük çoğunluğunun kaygılarına cevap vermede başarısızlığı söz konusu.

Mesela, birçok Tunuslu, ülkelerinin karmaşık demokratik zigzaglarından ve bunların sonuçlarından şikayetçi olmaya başladı. Çok azı otokrasiye dönüşü arzuladıklarını söylese de, 2011'de sınır dışı edilen ve şimdi Suudi Arabistan'da bulunan Zeynel Abidin Bin Ali'nin diktatörlüğü dönemindeki daha iyi günleri hatırlıyorlar. 27 Haziran bombalı saldırıları dahil olmak üzere Başkentin kalbini vuran düzensiz cihatçı saldırılarından korkuyorlar.

Miller "Her güçlü Arap beni veya yaklaşımımı sevmeseniz de ya ben ya da kaos der" diye ekliyor.

Bu, hem ülkenin vatandaşlarına hem de batı ülkelerine cazip geliyor.

Libya'yla Cezayir'in arasında yer alan bu 10 milyonluk Akdeniz ülkesi, Ortadoğu'daki şüpheciler ve Araplar'ın otoriter olmayan modelleri yürütemeyeceğinde ısrarcı Batılı fikir babalarına tezat teşkil ediyor. Otokrasilerin egemenliği veya kaosa sürüklenen bir bölgede otoriter olmayan bir model. Daha fazla uluslararası dikkat ve desteği hak ediyor.

Yerkes, "Muazzam bir demokratik kötüleşme yaşadığımız bir dünyada muazzam bir demokratik ilerleme kaydediyor" diyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU