Köln'ün Gestapo müzesindeki ziyaretçiler günümüzle paralellikler kuruyor, basite indirgediklerini gerçekten söyleyebilir miyiz?

Naziler, ülkelerindeki Yahudilerin Alman olmadığına inanıyordu -Tıpkı ABD Başkanı'nın açıkça, hepsi ABD vatandaşı Kongre üyesi 4 kadının Amerikalı olmadığına inanması gibi

Trump yönetimiyle Nazi'lerin kıyaslanması kimilerine acımasızca gelebilir acaba gerçekten öyle mi? (Reuters)

Kelimeler taştan bir kalbi bile eritirdi -üst kattaki Gestapo işkencecileri haricinde. Mahkumlar hikayelerini, şiirlerini, infaz öncesi anılarını hücre duvarlarına yazdı -bunları Köln'deki eski Nazi gizli polis karargahının bodrum katında hala okuyabilirsiniz. Bu hafta orada saatlerce kaldım, isimleri ve mesajları okudum.

Aşağıdaki satırlar, bir direniş hareketine katılan ve Köln'de köle işçi olduğu anlaşılan, ölüme mahkum edilmiş genç bir kadın tarafından 1944'te Rusça yazılmış:

Burada, kendi Rus yurttaşlarının ihanetine uğrayan Vallja Baran gözaltında tutuldu. Kocam ve ben bir hücreye kapatıldık... darağacımızla yüzleşeceğiz, tek pişmanlığım [şimdi] sevgili kocamdan ve tüm dünyadan ayrılmak. Oh, kızlar, neden gençliğimiz bu kadar çok acı çekiyor? Şimdi 18 yaşındayım, hamileyim ve ilk doğacak çocuğumu görmeyi çok isterim. Eh, bu mümkün olmayacak, ölmek zorundayım.

Hücreler hala orijinal numaralarını taşıyor. Hücreler, Gestapo'nun kurbanlarına bakabileceği devasa, ağır gri boyalı kapılarla tamamlanıyor. İki veya üç mahkum için tasarlanmış odalarda bazen 30 kişi kalıyordu, o kadar çoktu ki, yerel Gestapo bile aşırı kalabalığı Berlin'e şikayet etmişti.

Bir hücreden diğerine yürürken, aralarındaki bir masanın üzerinde duran bir ziyaretçi defteri gözüme çarptı. Amerikalı bir çift, deftere bu hafta şunları yazmıştı:

Bir daha asla, bir daha asla anlamına gelir. Filistin'den ABD-Meksika sınırına kadar.

 

wenn.jpg
Köln NS Dokümantasyon Merkezi 1979'da kuruldu ve Nazilerin kurbanları için Almanya'daki en büyük anıt bölgesi oldu (Alamy / Oscar Gonzalez / WENN.com)

 

İçgüdüsel olarak bu basmakalıp, kaba ve basit sözlerden irkildim. İsrail Hükümeti'nin işgal altındaki Batı Şeria'da işlediği insan hakları suçları ve sömürgeci arazi hırsızlığı ve ABD sınırındaki aşırı kalabalık -Gestapo'nun Berlin'e yaptığı şikayetin ziyaretçi defterindeki bu referansı tetiklediğini sanıyorum- ve çocukların [ebeveynlerinden] ayrıldığı göçmen kampları, nasıl olur da Nazi Almanyası'nın kötülükleriyle kıyaslanabilirdi? Elbette, bilhassa burada, bu dehşet yerinde, en azından bu tür karşılaştırmalar yapmadan önce, bir bakış açısı, en azından biraz tereddüt olmalı.

Bazı zamanlar burada erkek mahkumlardan çok kadın mahkumlar tutuluyordu. Bu hücrelerde Yahudiler tutuldu, Alman Yahudileri ve Nazileri küçümseyen şarkılar ve gitarlarla Nazi-karşıtı Jugend hareketi, hafif Bohem, Alman Edelweiss Korsanları üyeleri. Onlar da burada öldü. Ayrıca 1944'te Köln'de, Himmler'in emriyle, 6'sı ergenlik yaşında çocuk olmak üzere, halka açık biçimde asılarak idam edildiler.

Gençlerin darağacına çıktığı, bazılarının boyunları ipte kırılmış halde asıldığı, her biri için ayrılmış ilmiklerin önünde özenle dizilmiş diğerlerinin arkadaşlarının cesetlerini taş kesilerek izlediği bir dizi fotoğraf bulunuyor. 23-25 Appellhofplatz'daki Gestapo karargahının avlusundaki darağaçları bir defada kadın ve erkek 7 mahkumu infaz edebiliyordu.

Dolayısıyla, Nazi Almanyası zalimliğiyle İsrail zulmü ve Trump'ın kaçık yönetiminin ırkçı ideolojisinin kıyaslanacağı yer burası mıydı? Bu sözleri yazan Amerikalı çifte sempati duyabilirdim; mevcut durumdan korkularını ve adaletsizliğe duydukları nefreti ifade etmenin bir yolunu arıyorlardı. Fakat Naziler ve İsrailliler arasında bir paralellik ima ediyorlardı. Her ne kadar "İsrail" kelimesi mesajlarında geçmese de, ziyaretçi defterine katkılarının antisemitik olduğu iddiasının nasıl kolayca gerçekleşebileceğini görebiliyordum.

Şimdilik, çivilerle, vidalarla ve tırnaklarla duvara kazınan, ancak bazen de ruj kullanılan mesajlara dönelim. İşte okurların kolay kolay unutamayacağı, Eylül 1944'te yine bir kadın tarafından kurşun kalemle yazılmış bir not. Alman bir kadın. Hatta Gestapo işkencecilerini teşhis ederek isimlerini vurguluyor.

 

wenn 2.jpg
Bina, Aralık 1935 - Mart 1945 yılları arasında Köln Gestapo (gizli polis) merkezi olarak kullanılıyordu (Alamy / Oscar Gonzalez / WENN.com)

 

Bay Schmitz ve Bay Hans Krug. Dün beni boyunduruk altına almak için yaptığınız muameleyi bir hayvana bile yapmaktan utanç duyardım... Yukarıda çalışmış ve Aachen'den bir kadının takdirlerini kazanmaktan dolayı çok mutlu olsam da... kendisi bana üç domates hediye etmişti... Bay Krug'un ona 'Her şeyi yiyebilirsin ama E.K.'ya yiyecek hiçbir şey verilmeyecek' dediğini duydum. Kovam olmadan, tek bir battaniyeyle hücremde hapsedildim.

Şimdiden, elbette, bu iki Gestapo adamına ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Schmitz'in savaştan sonra yakalandığı, kısaca yargılandığı ve serbest bırakıldığı anlaşılıyor. Krug ise 1945'te kayboldu. Mahkum, bir yıl öncesinde "Beyler durumumun ne olduğunu tam olarak biliyor" diye yazmıştı. "Üç aydır bir Alman subayından gebeyim. Yanımdaki üç battaniyesi ve bir kovası olan Rus kadın Maria'nın bana verilen domatesleri yemesine izin verildi. Bu iki beyefendi ... ve diğer birçokları tarafından [kötü] muamele gören ... kalbinin altında bir çocuk taşıyan Alman bir kadın. Bayan Else Kollmann. 29/9/44"

O tarihte Köln'deki neredeyse tüm Yahudiler -Weimar Cumhuriyeti'ndeki nüfusları 16 bin kadardı- Lodz'taki Litzmannstadt gettosuna, Riga'ya ve bir diğeri doğrudan Sobibor'a giden sığır trenlerinde sevk edilmişlerdi. Eski Gestapo binasının dokümantasyon merkezi -ironik biçimde yapı savaştan hasar almadan çıkmış, son idamıysa Köln'e ilk ABD birliklerinin girişinden bir gün önce gerçekleşmişti- şehrin Yahudilerinin kaderi hakkında binlerce belge barındırıyor -bunların arasında 1943 Mart'ında 24 yaşındaki Helmut Goldschmidt tarafından bir nakliye aracından fırlatılmış bir kartpostal bile var. İnanılmaz bir şekilde Buchenwald'da hayatta kaldı ve 1945 Nisan'ında serbest bırakıldı.

23-25 Appellhofplatz'taki arşviler ayrıca toplama kampı belgelerini de içeriyor: Örneğin Karola Wolf, çalışma numarası 37725, "TRANSPORT 10/3/44" olarak işaretlenmiş. Ekinde ise önden düğmeli koyu renkli bir bluz giyen düzgün taranmış kısa saçlı genç bir kadının fotoğrafı yer alıyor. Ağzı kapalı, hafifçe gülümsüyor, belki de kameranın flaşında yüzünü ekşitiyor. Mayıs 1945'te Belsen'de öldü.

 

wenn3.jpg

Gestapo binasındaki koşullar, ziyaretçilerin ABD'deki göç merkezleri ile kıyaslamalar yapmasına neden oluyor (Alamy / Oscar Gonzalez / WENN.com)

 

Lodz’da karla kaplı binaların arasında yürüyen bir kadın ve iki çocuğa dair başka bir belge daha var. Ön planda kafası kazılı ve görüldüğü kadarıyla elleri arkadan bağlı bir adamın vücudu darağacından sarkıyor -belli ki fotoğraf gizlice çekilmiş. Tarih 21 Şubat 1942. “İdam edilen adam Köln'den Max Hertz” yazıyor.

Eski Gestapo binasında gezinirken, Almanlar bugün bu temel tarihi hatıraları en fiziki ve dokunaklı şekliyle canlı tuttuğu için sürekli Tanrı'ya şükrediyorsunuz. Bir yetkili bana, dokümantasyon merkezi ve müzeyi geçen sene çoğu yabancı ama bir çoğu da okul çağındaki Alman çocukları olmak üzere 80 bin kişinin ziyaret ettiğini söyledi. Güzel, dedim. Buraya gelmesi gereken insanlar onlar. Köln halkı müstesna değil. RAF bombardımanları sonrasında -özellikle de şehre düzenlenen ilk bin bombardıman uçaklı saldırıda- üst üste yığılmış cesetlerinin fotoğrafları var.

Ancak doğu cephesinde Wehrmacht'ta hizmet eden Köln'lü askerlerin evlerine, ailelerine yolladıkları fotoğraflar da var. Bu fotoğraflarda darağaçlarında asılı Rus partizanlar, Polonya ve Rus kasabalarının sokaklarında yatan katledilmiş Yahudiler var. Bunlar eve, vahşetin kanıtı olması için gönderilmedi. Bunlar cephedeki oğullar, babalar ve sevgililer tarafından yollanan hatıralar, başkalarının kalabalık sahiller veya karla kaplı dağlardan tatil fotoğrafları yollaması gibi, postayla gönderilen dehşet kartlarıydı.

Öyleyse nasıl oluyordu da burayı ziyaret eden bu iki Amerikalı -ki Köln hücrelerinde gerçekleşen acımasız dayaklara dair görgü tanıklarından savaş sonrasında edinilmiş betimlemelere şahit oldular- Filistin'i ve Trump'ın Meksika sınırındaki göçmenlere uyguladığı mide bulandırıcı muameleyi düşündü? Bu, en azından, sonsuz derecede daha fazla insanlık dışı eyleme maruz kalmış kurbanlara karşı saygısızlık değil miydi?

Bunun doğru olduğu sonucuna varacaktım. İsrail'in tutuklu Filistinliler'e işkence ettiğine, Gazze şeridinde toplu ölümler gerçekleştirdiğine dair yeterince kanıt var -ancak bu ölçüde değil. Gazze bir Filistinli Arap gettosu, yine de tutukluları bekleyen gaz odaları yok. İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da kimse asılmıyor veya idam mangası tarafından infaz edilmiyor. Sonrasındaysa gazeteci eski dostum Gideon Levy'nin İsrail gazetesi Haaretz'teki bir makalesiyle çarpılmışa döndüm.

Alman meclisinin iki ay önceki, Filistinli İsrail'i boykot hareketini Holokost döneminde Nazilerce kullanılan "kalıp ve metotları" kullanmakla suçlayarak antisemitik olmakla kınayan kararını yorumluyordu. Özellikle Amerika'daki liberal Yahudiler tarafından da desteklenen Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar (BDS) Hareketi, İsrail'i işgal altındaki Batı Şeria'dan çekilmeye ve İsrail ile işgal altındaki bölgeler arasında çoğu Arap toprağında olmak üzere inşa ettiği büyük duvarı kaldırmaya zorlamak için destekçilerini akademik, ticari ve kültürel boykot sürdürmeye çağırıyor.

Ancak İsrail - ve şimdi de Alman parlamentosu - boykot yöntemlerinin Nazi benzeri olduğunu öne sürüyor. Bağlayıcı olmayan Alman kararı "İsrail ürünleri üzerine [yapıştırılan] Satın Alma yazılı BDS hareketi etiketlerinin, [metinde geçtiği şekliyle] 'Yahudiler'den alım yapmayın' yönündeki Nazi çağrısı ile dükkanların cephe ve vitrinlerindeki benzer yazılara yönelik kaçınılmaz çağrışımları hatırlattığını" belirtiyor. Böylece, her ne kadar BDS hareketi Filistinlilerin hakları ve İsrail'in uluslararası hukuka uymaktaki başarısızlıklarıyla ilgili olsa da, destekçileri Naziler'e benzer biçimde kınanıyor.

 

 

Peki şimdi Filistin trajedisi ve İsrail işgalini Nazilerle kim ilişkilendiriyor? Bunu Alman yasa koyucular yapıyor. Eğer Alman hükümeti Gideon Levy'nin İsrail gazetesindeki köşesindeki ifadeyle, bu "sanrılı karar"ı benimserse, "savaş suçlarına karşı şiddet içermeyen bir mücadele illegal ilan edilecek". Levy, “Almanya'nın duygusal şantajından" bahsederek bunu “aptallığa hücum” olarak adlandırıyor ve İsrail makamlarını bu taktikleri benimsedikleri için aşağılıyor. “Antisemitizmle savaş” diye yazıyor, “İsrail'in eylemlerini açıklamakla ilgili tüm sorunları çözüyor. Sadece 'antisemitizm' dediğinizde dünya paralize oluyor. Bir insan Gazze'deki çocukları öldürülebilir ve sonra da 'antisemitizm!' diyerek tüm bir eleştirileri susturabilir.”

İşte burada, Köln'deki eski Gestapo binasının müzesi ve arşivlerinin çözemediği bir sorun var. Dünyamızda Yahudi karşıtları gerçekten var. Gerçek ırkçılar da var, Trump onlardan biri. İsrail ise, namuslu ve saygın erkek ve kadınları Nazi olmakla suçlayarak, hiçbir şey elde etmiyor. İsrail propagandasına “diz çökmek” (Levy'nin sözü) yerine hepimiz gerçek antisemitizmle savaşmalıyız.

Oysa şimdi Trump'ın kendisi de işin içine karışıyor. Kongre üyesi 4 Amerikalı kadını antisemitik dil kullanmakla ve İsrail'e karşı çıkmakla itham ediyor -böylece İsrail hükümetinin Filistinliler'e yönetil utanç verici politikalarına itiraz eden herkesi ırkçılıkla bütünleştiriyor. Aynı şekilde, Naziler'le yoksul, işgal altında, özgürce nefes almak isteyen kalabalık kitleler için adalet talep eden herkes arasında var olduğu iddia edilen ilişkiyi kabulleniyor.

Bütün bunları sonuca bağlamalıyız. Gerçek şu ki, Köln'deki Yahudiler sürülmeden önce bir Yahudi boykotu yaşanmıştı; Naziler Yahudilerinin Alman olmadığına inanıyordu -tıpkı Trump'ın açıkça, hepsi ABD vatandaşı Kongre üyesi 4 kadının Amerikalı olmadığına inanması gibi.

Öyleyse eski Gestapo işkence merkezindeki ziyaretçi kitabında yer alan bu haftaki sözlere gerçekten itiraz edebilir miyim? İsrailliler Nazilerle bağlantı kuruyorsa, Köln'de o sözleri kaleme alan iki Amerikalı neden Filistin'le bağlantı kuramasın? Eğer Trump, kendi Amerikan halkının bir kısmına ülkeyi terk etmeyi salık verebiliyorsa -Hitler'in, soykırımcı niyeti dünyanın geri kalanı için açıklık kazanmadan önce bile Yahudiler'e yönelik politikası buydu- o zaman Messers Schmitz ve Krug'un eylemlerinden nasıl kaçınabileceğiz? Ne de olsa, yanlarına kar kaldı.

Bu hücre duvarlarında hatıralaştırılmış anıtsal kadın sesleri yer alıyor. Örneğin şunu yazan kişinin ruhuna kim yakınlık duymaz ki: "Kızlar, bu orospu çocuklarına kendinizi teslim etmeyin! Ağır bir ceza ile karşı karşıya kalsanız bile cesaretli ve cesur olun. ” Evet, elbette, koşullar farklıydı. Fakat Fransız bir kadının şu çığlığına denk geldiğimde -anlaşılan kurşun kalemle yazılmış- bugün başka bir ülkede çocukların ailelerinden ayrıldığını nasıl düşünmem?

Eğer 11 günlük bebeği bir gün zorla kendisinden alınmış bir Fransız kadın olursa, ayrılığın ne olduğunu anlayacaksınız ve hala hayattaysam bu sadece çocuğum için, onsuz çoktan bu dünyayı terketmiş olurdum... gardiyan... hasta olduğumu söylüyor, pekala, eğer sizlerden birinin yolu buradan geçerse, çocuğundan ayrılan bir annenin acısını anlayacaktır... Bugün üç haftalık oldu.

Bu sözleri okuduğumda, ziyaretçi defterine yazdıklarında Amerikalı ziyaretçilerin bütünüyle isabetli olduğunu fark ettim.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU