Irak'ın yağmalanan hazinelerinin peşinde

Onlarca yıl süren savaş ve istikrarsızlık Irak’ı hırsız cennetine çevirdi. Richard Hall, ülkelerinin hazinesini geri almak için mücadele veren arkeologlarla buluşuyor

Vefa Hasan, Bağdat'taki Irak Ulusal Müzesi Kurtarma Dairesi Başkanı (Richard Hall / The Independent)

Bağdat'taki Irak Ulusal Müzesi'nin derinliklerinde, Babil dikilitaşları ve Asur kanatlı boğalarından ayrılan uzun bir koridorun sonunda, uluslararası bir hazine avı sürüyor.

Vefa Hasan, masasının üstündeki yığınla sayfanın her birini çevirirken iç çekiyor. Elinde, başlangıçta Irak'ta keşfedilen ancak bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış eski eserlere ait bir katalog tutuyor.

Hasan, "ABD'de, İngiltere'de, İsviçre'de, Lübnan'da, Birleşik Arap Emirlikleri'nde, İspanya'da, her yerdeler" diyor. "Bu eserler bize ait ve geri almak için çok çalışıyoruz."

Hasan hem arkeolog hem de dedektif. Müze'nin kurtarma dairesi başkanı olarak, yağmalanarak Irak'tan müzelere ve özel koleksiyonculara kaçırılmış on binlerce eseri bulmaktan ve geri getirmekten sorumlu.

Irak'ın antik eserlerinin ticareti ve kurtarılması on yıllarca süren bir kedi fare oyunu. Ülke sınırları içinde muhtemelen dünyanın en önemli arkeolojik bölgesi yer alıyor. Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki toprak, Mezopotamya, medeniyetin doğduğu yerdir -ilk şehirler burada inşa edilmiş, ilk sözler burada yazıya dökülmüş ve ilk imparatorluklar burada yükselmiş ve yıkılmıştır.

 

eser1.jpg

Tarihin en eski yazılı kanunlarından biri olan Hammurabi Kanunları'nın bir kopyası. Bu kanunlar, MÖ 1754 yılında Babil kralı Hammurabi tarafından oluşturuldu. Orijinali ise Louvre'da bulunuyıor (Richard Hall / The Independent)

 

Ancak savaş ve istikrarsızlık burayı yağmacılar için kolay hedef haline getirdi. 20. yüzyılın başlarında Avrupalı arkeologlar, bulgularını rutin biçimde kendi ülkelerine taşıdı. Yasadışı kazılar, eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin döneminde, özellikle de Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra yaygındı. Ama engellerin tamamen yıkılması 2003'te ABD liderliğindeki işgal ve işgalin getirdiği kaostan sonra gerçekleşti. 

10 Nisan 2003'te, Irak askerlerinin kaçmasından sonra ABD askerleri gelip de koruma tesis edene kadar, Hasan'ın çalıştığı Ulusal Müze tepeden tırnağa yağmalandı. Küçük silindir mühürlerden Sümer Kralı Entemena'nın başsız heykeline kadar 15 binden fazla eser çalındı. Bu, kültürel mirasa karşı işlenmiş en büyük suçlardan biri olarak kabul ediliyor.

Hasan o gün için "Çok üzüldüm" diyor, "Bir sürü insan içeri girdi. Tamamen yok ettiler."

Müze, eski günlerinin bir gölgesi olarak 2015'te tekrar açıldı. Ancak toparlanma yolunda ilk adımlarını atarken bile başka bir felaket yaşadı. 2014'te IŞİD ülkenin üçte birini -ve binlerce arkeolojik alan ve müzeyi- ele geçirdi. Grubun katı İslami yorumu heykellerin ve mezarlara saygı gösterilmesini yasaklıyor. Birçok paha biçilemez eseri yok ederken, kalanları da terör saltanatının finansmanı için kaçırdı. Gücünün zirvesindeyken IŞİD'in karaborsada antik eser satışından yılda 80 milyon sterlin (yaklaşık 570 milyon TL) kazandığı tahmin ediliyordu.

Hasan'ın ülkesinin tarihi eserlerine tutkusu, aşırılık yanlılarının eserlere duyduğu nefretten daha fazla. Günde iki kez müzenin salonlarını dolaşırken, ziyaretçilerle konuşmak ve izin verdikleri ölçüde eserleri onlara ayrıntılı bir şekilde açıklamak için duruyor. Hasan'ın bakış açısından, Irak'tan alınan her tablet ve her silindir bu salonlara ait:

Biz zengin bir tarihi olan bir ülkeyiz; birçok eski halk burada yaşadı. Babil'e giderseniz, arkeolojik parçaların yeri çiçek gibi örttüğünü görürsünüz. Ama çok fazla şey eksik.

Masasının arkasındaki duvarda, üzerinde büyük harflerle “Kırmızı Liste” yazan bir poster duruyor. Posterin üzerinde ise bulmaya çalıştığı onlarca kayıp eşyanın fotoğrafı var. Aralarında antik Sümer şehri Uruk'tan MÖ 3500 yılından kalma çivi yazısıyla yazılmış kil bir tablet ve Babil'den MÖ 7. yüzyılda Asur Kralı Aşurbanipal adına yazılmış bir silindir de bulunuyor.

Hasan ve 7 kişilik hazine avcısı ekibi, Mezopotamya yağmasının işaretlerine ulaşmak için interneti kullanıyor. Buldukları her öğe farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Yabancı başkentlerin müzelerinde tutulan eserler için diplomasi kullanılıyor. Özel koleksiyonerden eserleri geri almaksa başka bir hikaye.

En önemli şey müzayedeler.” diyor Hasan, “Ne satıldığına bakıyoruz ve bir şey bulduğumuzda geri almak için zorlu bir mücadele veriyoruz.

 

eser2 indy.jpg

Günümüz Nineveh'i Sargon Kraliyet Sarayı'ndan Asur Kralı II. Sargon'u tasvir eden bir kabartma. Üç metre yüksekliğindeki alabaster kabartmanın MÖ 710'te yapıldığı düşünülüyor (Richard Hall / The Independent)

 

İşi nedeniyle dünya genelinde devlet kurumları, emniyet güçleri, Interpol, koleksiyonerler, müzeler ve elçiliklerle temas halinde. Çalışmalarında, devlet kurumlarının işbirliğine yatkın olduklarını ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yaptıklarını söylüyor. Fakat çalışmalarının çoğunu müzedeki ofisinde gerçekleştirmesi onları sınırlıyor.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin eserleri incelemesine sıklıkla mani olduklarını açıklayarak "Bu eserlerin çoğunu gidip göremiyorum" diyor:

Eserleri alabilmek için o ülkelerdeki avukatlara para ödemek zorunda kalıyoruz. Bazen yeterli paramız olmadığından eserleri bırakmamız gerekiyor.

2003'te yağmalanan eserlerin sadece yarısı toplandı - çoğu yabancı devlet ve polisin yardımıyla. Bu yılın mart ayında, İngiliz hükümeti, Heathrow havaalanında ülkeye sokulmaya çalışılan nadir bir Babil çivi yazısı taşını ele geçirerek iade etti. 2011'de ele geçirilen 154 çivi yazısı tabletten oluşan koleksiyon ise geri gönderilmek üzere. 

Fakat başkaları, eserlerin gönderilmesine izin vermek konusunda daha isteksiz. Farklı ülkeler kaçınılmaz olarak arkeolojik eserlerin edinimi için farklı yasalara sahip ve bu nedenle koleksiyonerlerin Mezopotamya kökenli eserlerin yasal sahibi olabilmelerini sağlayan birçok yol var, bu da geri alınmalarını zorlaştırıyor.

Hasan, “Bazen insanlar şöyle diyor: Bu bana ait! Bu ülkelerde onlara sahiplik tanıyan yasalar var. Bu beni çıldırtıyor. Bu şeylerin çalıntı olduğunu bilmeleri gerekir" diye konuşuyor.

 

eser3 indy.jpg
Müze'nin Müdür Yardımcısı Muşin Hasan, başını ellerinin arasına almış, yok edilmiş eserlerin üzerinde oturuyor, Bağdat, Nisan 2003 (Getty)

 

Hasan'ın masasındaki bütün kağıtlar arasında, bir klasör diğerlerinden öne çıkıyor. Önde gelen bir Mezopotamya antik eser koleksiyoncusu Norveçli multimilyoner işadamı Martin Schoyen hakkında bir dosya.

Çarşamba günü, koleksiyonundan iki ürün Londra Christie's müzayedesinde satıldı. Bunlardan biri, aylık istihkakları belirtmek amacıyla proto-çivi yazısıyla yazılmış ve üzerine tasvirler oyulmuş 5 bin yıllık bir Mezopotamya kil tableti. Eser açıklamasına göre "insanoğulun bilinen en erken kayıtlı yazı sistemi.” 62 bin 500 sterline (yaklaşık 445 bin TL) satıldı. Diğeri ise, 18 bin 750 sterline (yaklaşık 134 bin TL) satılan MÖ 1812 civarında yapılmış, Babil krallarının yüzlerce yıllık listesinin tutulduğu bir Babil tableti. 

Hasan tabletlerden “Departmanımdaki yeni bir dosya diye bahsediyor. Ancak Hasan, Schoyen'i de koleksiyonunu da iyi tanıyor.

Schoyen, 1990'larda İngiltere'ye sokulan 654 Arami sihir kasesine sahip olması nedeniyle yıllarca süren tartışmaların merkezinde yer aldı. Bu dosya, Hasan'ın işinin karmaşıklığına ve zorluklarına bir örnek teşkil ediyor. 

Hakemli bir akademik yayın olan Science tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, Schoyen kaselerin 444'ünü Londra merkezli antikacı Chris Martin'den, Martin ise bunların en az 300'ünü Ürdünlü satıcı Ghassan Rihani'den aldı. Makale, Schoyen'in sonrasında kaseleri doğrudan Rihani'den almaya başladığını söylüyor.

Schoyen Koleksiyonu daha sonra kaseleri incelenmesi için Londra Üniversite Koleji'ne (UCL) ödünç verdi. Ancak koleksiyon hakkındaki bir Norveç belgeseli kaselerin kökenini sorgulayınca, üniversite kaynağı tespit amacıyla bir soruşturma komisyonu kurdu.

Soruşturma sonucu hiçbir zaman yayımlanmadı. Schoyen, kaselerin kendisine geri verilmesi için UCL'ye karşı yasal işlem başlattı. Kazandı ve UCL açıklanmayan bir tazminat tutarı ödedi. UCL daha sonra sonra “Schoyen Koleksiyonu'nun hakkına ve unvanına karşı hiçbir iddiada veya bir imada bulunulmadığı" yönünde bir açıklama yaptı.

 

eser4 indy.jpg

Hasan avının çoğunu müzedeki ofisinden yakalıyor (Richard Hall / The Independent)

 

UCL, söylendiğine göre, söz konusu anlaşma kapsamında raporu o dönem yayımlamadı. Ancak bulgular, bunları derleyen paneldeki uzmanlardan biri olan, Cambridge Üniversitesi arkeologlarından Profesör Colin Renfrew tarafından kamuoyuna açıklandı. Renfrew, mensubu olduğu Lordlar Kamarası'na, soruşturmanın "kaselerin muhtemelen 6 Ağustos 1990 sonrası Irak'tan çıkarıldığı ve dolayısıyla illegal olduğunu" tespit ettiğini söyledi.  

Rapora dair Science'ta yer alan bir incelemeye göre, uzmanlar, antik eserlerin sergi ve araştırma haricinde yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan 1936 tarihli bir Irak yasasına atıfta bulunmuştu. Schoyen'in kaseler üzerindeki meşru unvanı ise sorgulanmadı ve “Schoyen'in iyi niyetine aykırı ya da karşı çıkan doğrudan bir kanıt" bulunamadı. Bununla birlikte, “sihir kaselerinin Irak Devleti Antik Eserler Başkanlığı'na iade edilmesi” önerilmişti. 

Schoyen Koleksiyonu, Renfrew'in açığa çıkardığı rapor bulgularını reddetti. Kuruluştan bir sözcü The Independent'e şunları söyledi:

"Uzmanlarca gerçekleştirilen bir soruşturma ve UCL'nin sihir kaselerinin kökenine yönelik araştırmaları neticesinde, UCL mülkiyet unvanının Schoyen Koleksiyonu harici birilerine ait olduğuna dair bir zemin bulunamadığını kamuoyu önünde teyit etmiştir. (...)

Schoyen Koleksiyonu'nun yağma veya kaçırma olabileceği yönündeki tüm iddialar yanlıştır. Kaseler, 1965'ten çok önce (1930'larda), nesiller boyu birçok koleksiyoncu tarafından bir araya getirilmiş Ürdün'de yerleşik bir koleksiyonun parçası olup, Ürdün makamlarınca 1988'de verilmiş geçerli bir ihraç lisansına sahiptir."

Hasan'la birlikte Kurtarma Başkanlığı'nda çalışan hukuk görevlisi Ali Altay ise Schoyen'le doğrudan hiçbir irtibat kurmadıklarını söylüyor:

Bu arkeolojik eserleri geri almak için resmi diplomatik kanallardan birçok girişimde bulunduk, ancak ne yazık ki bu konuda somut bir yanıt görmedik. Uluslararası sözleşmeler ve BM Güvenlik Konseyi kararları gibi diğer yöntemlere kesinlikle başvuracağız. Bu konuda elimizden geleni yapmamız önemli.

Ancak, Hasan’ın bakış açısına göre, bu eserler Irak’a ait. 

Hasan, “İşler tam tersi olsaydı ne olurdu hayal etmeye çalışmalılar. Ülkeniz işgal edilmiş, yağmacılar ve IŞİD gelip her şeyi alıp Iraklılar'a satmış olsaydı. Nasıl hissederdiniz?" diye soruyor.

 

eser5 indy.jpg
Irak Ordusu'ndan bir subay, Nimrud bölgesinde, İslam Devleti militanlarınca tahrip edilmiş, hasarlı oyma taş levhalar üzerinde oturuyor (AP)

 

Kaseler, Hassan'ın takip ettiği birçok dosyadan biri. Ama kaç tane eseri kurtarırsa kurtarsın, yokuş yukarı bir savaş veriyor. Irak'ın tarihi talanı henüz bitmedi. 

Ülke genelinde 10 binden fazla önemli arkeolojik alan bulunuyor ve bunların yalnızca yüzde 10'u kazıldı. Binlercesi korunmasız ve kaçakçılara karşı savunmasız durumda. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

UNESCO koruma mimarlarından Bruno Deslandes, “Devam eden yasadışı kazılar, bugün Irak’ın antik eserleri için en büyük tehditi oluşturuyor. Irak'taki arkeolojik alanlarda her hafta yasadışı kazılar gerçekleşiyor” diyor. 

Deslandes, kayıp eserlerin takibi için farklı devlet kurumları ve merkezi veritabanları arasında koordineli eylem eksikliğinin, kayıp eserlerin iadesi için çalışanların işlerini engellediğini ifade ediyor. Bazıları ise, eserleri ellerinde gereğinden fazla tutuyor. 

Deslandes, “Yabancı ülkeler eserleri fiziken Irak'a getirecek kadar proaktif davranmıyor. Eserleri gereğinden daha uzun süre tutarak koruduklarını düşünüyorlar." diyor.

Hasan için, Irak'ın eserlerinin iade edilmediği her gün bir ömür gibi geçiyor. Müzedeki bir yürüyüşünde, MS 7. ve 8. yüzyıllardan kalma Arami kuluçka kaseleri bölümünde duraksıyor. Eğer iade edilirlerse, Schoyen'in koleksiyonunun konulacağı yer burası diyor. 

“Benim için onları geri almak çok büyük bir başarı olacak” diyen Hasan sözlerini şöyle noktalıyor:

Bu ülke ağır bir bedel ödedi. Kanla ödedi. En azından tarihimizi bize geri verin.

 

 

* İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/news/world

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU