AKP iktidarı ve yeni alternatifleri: Koalisyonel arka planda kaymalar

Prof. Dr. Ali Tekin Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Siyaseti koalisyon kurma ve yönetme sanatı olarak yaşadığımız bir dönemdeyiz.

Yeni sistemde, söylenenin tam tersine koalisyonel siyasetin kalp atışları hızlandı.

Eskiden "koalisyon" sözcüğü partilerin bir araya gelerek hükümet kuracak meclis çoğunluğuna ulaşmaları anlamında kullanılırdı.

Yeni dönemde ise, koalisyon ya da yeni ve yaygın kullanımıyla “ittifak”, daha kapsamlı ve derinlikli bir ortak vizyon arayışını ve işbirliği modelini ifade ediyor. 

Yeni modelin birinci boyutu siyaset ağırlıklı ve iktidara gelmek ya da iktidarda kalmak için partilerin güçlerini birleştirmesini içeriyor. Yeni dönemde iktidar olmanın gereği oyların yüzde 51’i olarak kurgulandığı için, partiler diğer bazı partilere adeta “sokuluyorlar”.

İkinci boyut ise, daha sosyolojik ve sosyo-ekonomik katmanların (bilinçli olarak ya da olmayarak) ortak yaklaşımlar geliştirmesini ve siyasi etkide bulunmasını ifade ediyor. Formal siyasi partiler kategorisinin ötesine geçen oldukça organik bir toplumsal hal bu. Parti tabanlarında geçişkenliğin arttığı bu dönemde sosyo-ekonomik koalisyon dinamikleri özellikle önem kazanıyor. 

Her iktidar yapılanması, siyasi perdenin hemen arkasında sosyo-ekonomik bir koalisyon tabakasını barındırıyor. Eğer bu koalisyon tabakası içindeki gruplar iktidardan memnun olmaya devam ederlerse, iktidarı ileri doğru taşıyorlar. Bu “taşıyıcı” sosyo-ekonomik koalisyon, özellikle ekonomik büyüme ve siyasi serbestleşme dönemlerinde genişliyor ve iktidarın tercih ettiği politikaların nimetlerinden duyduğu memnuniyetin karşılığını, genel siyasi destek ve seçimlerde oy vererek gösteriyor.

Ekonomik daralma ve siyasi “darlanma” dönemlerinde ise, taşıyıcı koalisyon küçülme eğilimine giriyor, zira iktidar politikalarının dağıtabildiği kaynak miktarı azalıyor ve çeşitli sosyo-ekonomik grupların iktidara olan sadakati gevşemeye başlıyor. 

Alternatif iktidar koalisyonu olasılıkları ilgi görmeye başlıyor. 

İşte günümüz Türkiye’sinin siyasi, sosyo-ekonomik koordinatları tam da bu aşamaya işaret ediyor.

Türkiye kritik bir kavşağa doğru ilerliyor.

Yakın geçmiş: AKP iktidarının koalisyonel dinamikleri

AKP, 2002 seçimlerinde iktidara gelmeye yetecek büyüklükte bir sosyo-ekonomik koalisyonun desteğini arkasına almayı başardı. Anadolu sermayesi, düzensiz çalışan yoksul gecekondu sakinleri, gelir düzeyi düşen kırsal kesim başta olmak üzere pek çok nüfus katmanı, kendisini bazen ekonomik bazen ise dindarlık, muhafazakarlık, dışlanmışlık kodlarıyla ifade ederek, AKP’ye destek verdi. 

Kısa sürede, büyük sermaye kesimi ve dış ticaret, bankacılık, turizm gibi dış dünyayla görece entegre sektörler, Avrupa Birliği sürecinin ve küresel genişlemenin getirdiği avantajlardan yararlanmanın da verdiği memnuniyetle, AKP iktidarının arka planındaki sosyo-ekonomik koalisyona dahil oldular. 

Özetle, AKP iktidarı arkasında (seçimlerde büyük oy desteği de alabildiği) oldukça geniş, kapsamlı bir sosyo-ekonomik koalisyon kurmayı ve bunu ileriye taşımayı başarmıştı.  

2000’lerin sonunda, bu koalisyon içinde özellikle altyapı ve inşaat sektörleri bir adım öne çıktılar. 2008 sonrası yeniden hızla artan küresel likidite, AKP politikalarını adeta baştan çıkardı. İktidar, katma değer ekonomisine değil, rant iştahı yüksek sektör ve mega projelere abandı. Ülkenin ekonomi politiği bir rant dağıtım mekanizması haline dönüştü.

İzleyen dönemde, iktidarın kullanabileceği kaynaklar azalmaya başladı. 

Bunun bir nedeni, Türkiye’nin kontrolü dışında bir gelişmeydi. 2010’ların ilk yarısında küresel likidite azalma eğilimine girdi, dünya ekonomisi yavaşladı ve bunlar Türkiye’ye yansıdı. 

İkinci neden, büyük ölçüde Türkiye’nin dış politikası ile ilgiliydi. Hükümetin dış siyaseti Türkiye’nin dış dünya ile olan bağlarını zayıflattı ve belirsizlik öne çıktı. 

Üçüncü neden ise, 2000’li yılların sonlarından itibaren izlenen ekonomi politikalarının verimsiz, kısa vadeli başarılara ve seçimlere odaklı ve büyük ölçüde rant dağıtım mekanizmaları tarafından yönlendirilen bir yapıda olmasının kaçınılmaz sürdürülemezliği idi.   

Sonuçta, AKP iktidar koalisyonunun boyutları küçülmeye başladı.

İktidarın piyasa ve hukuk mantığına ters müdahaleleri, sermaye kesimini ürküttü.

Değişken dış politika özellikle finans, ihracat, turizm gibi küresel sektörleri tedirgin etti. 

Dar gelirli kesimler, kırsal nüfus iktidarın kaynak dağıtım menzili dışına çıktıklarını hissetmeye başladılar. 

Böylece, 2000’lerin ortasındaki geniş ve kapsayıcı AKP sosyo-ekonomik koalisyonundan geriye kalan en görünür tortu, bir düzine büyük altyapı ve inşaat firması oldu. Bugün koalisyon ağının bir kısmı -sendikalar, dernekler, sivil toplum örgütleri, tarikatlar vs olarak öne çıksalar da genellikle önceliği ekonomik dağıtım mekanizmalarından payını maksimize etmek olan kuruluşlar- ise kaygı yaşıyor, siyasi sadakatlerini gözden geçiriyorlar.     

Son yıllarda, AKP iktidarı dağıtılabileceği ekonomik kaynakların sınırına gelince, yerine ikame edebileceği siyasi rantlar –ki bu da özünde bir çeşit ekonomik ranttır-- üretmeye başladı. Özellikle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kurulduktan sonra belli bir ölçüde makamlar, mevkiler üzerinden bir siyasi rant dağıtımı öne çıktı. Bakanlıklar, üst kurullar, bürokrasi, yargı atamaları bu çerçevede biçimleniyor. Liyakat sisteminin tamamen ölümü böylece gerçekleşiyor. 

2018’de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilerek seçim kazanmak için oyların yüzde 51’ine ihtiyaç duyulması, AKP iktidarını ileriye taşıyan sosyo-ekonomik koalisyonun daralmaya yüz tuttuğu bir döneme denk geldiği için iktidarın durumu daha da zorlaştırdı. AKP, iktidarda kalmak için MHP’nin desteğine bağımlı hale geldi.    

Yakın gelecek: Alternatif ittifaklar ve sosyo-ekonomik dinamikler

Türkiye’de günümüz itibariyle iktidara alternatif bir siyasi ittifak var. 

CHP - İYİ Parti - Saadet Partisi ve belli bir ölçüde HDP alternatif iktidar ittifakının unsurları. Bu ittifak, kısmen bilinçli, kısmen ise spontane olarak ortaya çıkmış bir birliktelik. Parti liderliklerinin açıklamaları ortada ama parti tabanlarının ortaya koyduğu sinerji, sentetikten ziyade organik bir yakınlaşmaya, uzlaşmaya da işaret ediyor.  

Bu partiler genel hatlarıyla güçlendirilmiş bir parlamenter bir sistem talep ediyorlar. Güçler ayrılığına dayalı, devlet-toplum ve devlet-piyasa ilişkilerini istikrarlı bir liberal demokrasi ve ekonomi zemininde düzenleyecek, kapsayıcı bir toplum sözleşmesi — çizilen genel çerçeve bu.  

İlginç olan şu ki, son günlerde benzer genel çerçeveleri AKP iktidarlarında önemli mevkilerde bulunmuş (ama son yıllarda hızlanan güç temerküzü sürecinin bir yansıması olarak -gönüllü ya da gönülsüz- etkisizleşmiş) siyasi aktörler de dile getirmeye başladılar. 

AKP’nin zayıflaması bu aktörlerin siyasi faaliyetlerine ivme kazandırdı. Gül-Babacan ve Davutoğlu ekipleri post-AKP Türkiye’sini şekillendirme hedefiyle yoğun mesai içindeler.

Bu yeni hareketlerden en az birisinin muhalefet bloğu içinde yer alması beklenir.  

Yeni parti, odağında CHP olan millet ittifakıyla nasıl bir etkileşim içinde olacaktır? İkinci bir muhalefet ittifakı oluşturma yoluna mı gidecektir? Yoksa millet ittifakına mı dahil olacaktır? Eğer dahil olursa, ittifak içinde nasıl bir konumda olacaktır? 23 Haziran İstanbul seçim sonuçları ittifak-içi dengeleri nasıl etkileyecektir?

Bu sorulara şimdiden net yanıtlar vermek pek mümkün değil. Elbette, partilerin genel kamuoyundan ve farklı sosyo-ekonomik katmanlardan gördükleri ilgi, bu konularda belirleyici olacak. 

Muhalefet partilerinin ve ittifak(lar)ının önünde duran büyük sorular var. 

AKP (ve MHP) iktidar blokuna farklı ölçülerde de olsa sadakati azalan büyük sermaye, orta sınıf, Anadolu sermayesi, KOBİ’ler, kent yoksulları, çiftçiler, gençler, kadınlar, sistemden dışlandığını hisseden tüm toplumsal katmanlar ve kesimler… acaba nasıl bir kapsayıcı ekonomi-politik dönüşüm menüsüyle ve hangi kadroların öncülüğünde ortak harekete geçirilebilir? 

Demokratik katılım, ekonomik rasyonelleşme ve küresel dünyayla akılcı etkileşim nasıl sağlanabilir?

Kapsayıcı yeni kurumsal mimarinin sürdürülebilir ve kalıcı olması nasıl teminat altına alınabilir?   

Rant ekonomisinden sürdürülebilir bir üretken döngüye nasıl geçilebilir?  

Partilerin bu sorulara verdikleri (ya da vermedikleri) yanıtların toplumsal ve elektoral yansımaları önümüzdeki dönemin alternatif iktidar koalisyonunu (ya da koalisyonlarını) biçimlendirecek. 

Yeni dönemde siyaset, koalisyon kurma ve yönetme sanatı olarak icra edilecek.   

Yanlış anlaşılmasın, elbette çok önemli başka konular da var ama yeni siyasetin “denek taşı” tam bu noktada olacak.
 
 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU