78 Kuşağı tarihinin anlamı…

Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Bir kuşağın tarihinden söz etmek; insanda, o kuşağın tarihsel misyonunu bitirdiği kanısını uyandırabilir.

Oysa 78'liler, bugün orta yaşlarını yaşayan kadın ve erkekler topluluğu olarak ekonomide, politikada, kültürde, kısacası toplumun bütün alanlarında üretken bir konumdalar.

Bu kuşak ömrünü doldurmadan onun tarihini yazmak, bir roman yazarının sonunu bilmediği bir roman yazmasına benzer.  

Tarihin nesnesi değildir 78 kuşağı.

Sosyolojinin, ekonomi politiğin, sosyal psikolojinin ve politikanın da nesnesi değildir.

78 kuşağı bütün bu anılan dallarla ilgili yaşamın öznesidir.

Ömrünü fiziksel olarak doldurana kadar da öyle kalacaktır.

O halde 78 kuşağının tarihinden söz ettiğimiz zaman, bu kuşağın siyasal yaşama aktif olarak katıldığı 1974-80 dönemi Türkiye'sinin tarihinden söz etmiş oluyoruz.

Artık bu dönem yaşanmıştır ve tarih olmuştur.

Onu incelemek, yaşadığımız dönemi nesnel bir değerlendirmeden geçirmek 78'liler Vakfı'nın başta gelen görevleri arasında oldu.

Böyle bir tarihsel değerlendirmenin elbette büyük zorlukları vardır. Zaman tarihçiye ne kadar yakınsa, tarih yazmanın öznellikle zedelenme tehlikesi de o denli büyür.

Örneğin mamutların yaşadığı Pleistosen Çağı'na ait bilgiler, bizi en fazla bilimle din arasındaki uyuşmazlık açısından sıkıntıya sokabilir.

Bilimle din arasında tarihe ait boğuşma dönemlerini artık çok gerilerde bıraktığımız içindir ki  insanlığın tarih öncesinin tarihçisi olan arkeoloğun, böyle bir korku duymayacağı açıktır.

 
Tarih ve sınıfsallık

Zaman olarak ne kadar yakına gelirsek, tarih gitgide toplumdaki temel sınıfsal çatışmaların, dini ve etnik çatışmaların, politik kavgaların alanına da etkide bulunmaya başlar; ışık tutabilir ya da karartma işlevi görebilir.

En sınıf dışı ve tarafsız tarihçi, örneğimizdeki arkeolog ya da kozmosun tarihini keşfetmeye çalışan astronom ne denli nesnel ise, bizim yakın tarihimizi inceleyen tarihçi de o ölçüde sınıfsaldır, taraflıdır, amaçlıdır.

Pozitivist açıdan sınıfsallık, taraflılık ve amaçlılık bilim dışıdır.

Biz ise 70'li yıllarda bunun tersini Marks'tan öğrendik.

Yakın tarih söz konusu olduğunda kişinin sınıf dışı, tarafsız ve amaçsız olduğuna inanmanın safdillik olduğunu biliriz.

Sınıfsallık, taraflılık ve amaçlılıkla gerçeğe bilimsel-nesnel yaklaşım birbiriyle çelişmek şöyle dursun, içsel bağlara sahiptir.

Bilimsel-nesnel bakış, sınıfsal olana, sınıfsal anlamda taraflı bakış, bilimsel-nesnel olana götürür.

Örneğin Kapital adlı büyük yapıt, bilimsel-nesnel yaklaşımdan, sınıfsal olanın keşfini sağladıysa; insanlığın tüm sınıf mücadeleleri tarihi de Kapital'deki büyük bilgi birikimini yaratmıştır.

O nedenle sınıfsallık, taraflılık ve amaçlılık ile öznelciliği, çarpıtmacılığı ve faydacılığı birbirine karıştırmamak gerekir.

 
Kuşağımıza musallat olan tarih çarpıtıcıları

78 kuşağının tarihine, egemen oligarşinin ve derin güçlerin "tarihçileri", ideologları tam da böyle bir öznelcilik, çarpıtmacılık ve faydacılıkla yaklaşıyorlar.

Hiç şüphesiz bu da onların sınıfsal ve siyasal çıkarlarına tekabül ediyor.

Bizim kuşağımızı kendi sermaye sınıflarının çıkarları temelinde yargılıyorlar.

Bu çıkarlar adına tarihimizi çarpıtıyorlar, işlerine gelmeyen her şeyi unutturmaya, işlerine gelen her şeyi belleklerde canlı tutmaya çalışıyorlar.

İşte bizim kavga alanlarımızdan birisidir bu...

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU