Kaşıkçı’nın öldürülmesinden sonra İngiltere, Suudi Arabistan’la silah anlaşmalarını sürdürüyor

İngiltere ticaret politikası, anlaşmaları insan haklarından üstün tuttuğu için bir kez daha eleştirildi

Suudilerle yapılan bu görüşmeler, İngiltere'nin anlaşmaları insan haklarıyla ilgili kaygıların önüne koyması açısından ilk defa eleştirilmiyor / Fotoğraf: The Independent

İngiliz hükümeti, Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesini açıkça kınasa da cinayetten sonraki haftalarda Suudi Arabistan'la silah anlaşmalarına devam etti.

Kaşıkçı'nın Suudi yetkililer tarafından 2 Ekim'de İstanbul'daki Suudi Arabistan konsolosluğu içinde öldürülmesi küresel kınamalara ve Krallık'la ilişkilerin yeniden değerlendirilmesi çağrılarına yol açtı. 

İngiltere hükümeti muhalif gazetecinin ölümüyle ilgili soru işaretlerini yanıtlama çağrısında bulunurken, silah satışlarından sorumlu İngiliz ticaret yetkilileri Suudi Arabistanlı meslektaşlarıyla üst düzey toplantılar yapmaya devam etti. 

Mirror gazetesi'nin Bilgi Özgürlüğü (Freedom of Information) talebine göre, Uluslararası Ticaret Birimi içinde İngiltere şirketleri için silah ihracatını teşvik eden Savunma ve Güvenlik Örgütü'nden bir heyet, 14 ve 22 Ekim tarihlerinde Riyad'a gitti. 

Suudi hükümetinin Kaşıkçı’nın öldürülmesinden sorumlu olduğuna işaret eden daha çok kanıt ortaya çıksa da, İngiltere’nin ilişkilerinde önemli bir değişikliğe gitmediği görülüyor. 

İngiltere başbakanı Theresa May, cinayeti yaverlerinin gerçekleştirdiği ve sonrasında örtbas etmeye çalıştığı Suudi Arabistan’ın fiili lideri Mohammed Bin Salman ile geçen ay yüz yüze görüşmelerde bulundu.

Başbakan, Arjantin’deki G20 zirvesinde Kraliyet Prensi'yle yaptığı görüşmede “korkunç cinayete yönelik tam, şeffaf ve güvenilir bir soruşturmanın önemini” vurguladığını söyledi. 
Ancak İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, May'i eyleme geçmemekle suçladı. 

Corbyn geçen ay şunları söyledi: “May’in diktatöre ‘kendi açtığınız savaşta size sattığımız silahları kullanmayın’ dediğini ve Salman’ın emrettiği iddia edilen cinayeti kendisinden araştırmasını istediğini söylediğini öğrendik. Liderler insan hakları hunharlığına karşı sadece samimi sözler kullanmamalı, sözlerini eylemlerle desteklemeli.”

Hunt, “İngiltere sokaklarında yaşamı kurtaran” ülke ifadesini kullanarak İngiltere’nin “önemli stratejik ortaklığı” olduğunu öne sürerek Suudi Arabistan’a silah satışlarını savundu.

Suudilerle yapılan bu görüşmeler, İngiltere'nin anlaşmaları insan haklarıyla ilgili kaygıların önüne koyması açısından ilk defa eleştirilmiyor. İngiliz akademisyen Matthew Hedges Birleşik Arap Emirlikleri'nde aylarca gözaltında tutuldu ve İngiltere adına casusluk yapmakla suçlandı.

Bu toplantıların ikincisi, Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt’ın parlamentodaki konuşmasında Kaşıkçı’nın öldürülmesini “mümkün olan en güçlü ifadelerle” kınamasıyla aynı güne denk geldi.
Hunt, 22 Ekim’de “Tepkilerimizde özenli ve dikkatli olsak da, okuduğumuz dehşet verici hikâyeler doğru çıkarsa, bunların değerlerimizle temel olarak uyuşmadığı ve buna göre hareket edeceğimiz konusunda netim.” diye konuştu.
Dışişleri Bakanı, Uluslararası Ticaret Bakanı Liam Fox tarafından Riyad'a yapılacak ziyaretin iptal edildiğini belirtti. Ancak, silah satışıyla ilgili görüşmelerin halen yapılmakta olduğunu açıklamadı.

İngiltere hükümeti Kaşıkçı cinayetinden önce de, öne sürülen savaş suçları ve Yemen’de artan sivil zayiat sebebiyle silah ihracatını durdurma baskısı altındaydı. 

Riyad, İran destekli Husi isyancılar tarafından devrilen, uluslararası kabul görmüş Abd Rabbu Mansour Hadi hükümetini yeniden kurmak için 2015 yılında Yemen’in iç savaşına müdahale etti.

Savaşta en az 10 bin siviliöldü, bunların çoğu Suudi liderliğindeki koalisyon tarafından yürütülen hava saldırılarının kurbanıydı ve yaklaşık 16 milyon kişi açlığın eşiğine geldi. 

Koalisyon, sivil zayiata neden olduğunu itiraf etti, ancak ölümleri “kasıtsız hatalara” bağladı ve uluslararası hukuka uymada kararlı olduğunu söyledi. BM'ye göre, Husiler sivilleri de çatışma süresince hedef aldı.

Savaş başladığından bu yana İngiltere, Suudi kuvvetlere 4.7 milyar sterlin değerinde silah verdi ve böylece İngiltere'nin en büyük silah alıcısı oldu. Kaşıkçı’nın öldürülmesi, Almanya ve Norveç’in gelecekte Riyad’a yapılacak tüm silah satışlarını durdurmasının ardından Suudi Arabistan’la ilişkilerini tekrar değerlendirmesi için İngiliz hükümeti üzerinde yeni bir baskı unsuru oluşturdu.

 

Silah Ticareti Karşıtı Kampanya’dan Andrew Smith konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

“Jeremy Hunt cinayetle ilgili kınamalara katılma konusunda hızlı davrandı, ancak silah satışlarını durduracak hiçbir şey yapmadı. Harekete geçmesi için daha kaç tane vahşet ve suiistimal gerekecekti? Bu silahları dünyadaki en kötü insani krize neden olan Suudi liderliğindeki koalisyonun Yemen'deki yıkıcı etkisi için kullandı. Cemal Kaşıkçı cinayeti de Suudi yetkililer tarafından işlenen dehşet verici bir suçtu.”

Suudi hükümetinin Kaşıkçı’nın öldürülmesinde suçlu olduğuna işaret eden daha fazla kanıt ortaya çıksa da, İngiltere’nin ilişkilerinde önemli bir değişikliğe gitmediği görülüyor. 

İngiltere başbakanı Theresa May, cinayeti yaverlerinin gerçekleştirdiği ve sonrasında örtbas etmeye çalıştığı Suudi Arabistan’ın fiili lideri Mohammed Bin Salman ile geçen ay yüz yüze görüşmelerde bulundu.

Başbakan, Arjantin’deki G20 zirvesinde Kraliyet Prensi ile yaptığı görüşmede “korkunç cinayete yönelik tam, şeffaf ve güvenilir bir soruşturmanın önemini” vurguladığını söyledi. 
Ancak İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, May'i eyleme geçmemekle suçladı. 

Corbyn geçen ay konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu: “May’in diktatöre ‘kendi açtığınız savaşta size sattığımız silahları kullanmayın’ dediğini ve Salman’ın emrettiği iddia edilen cinayeti kendisinden araştırmasını istediğini söylediğini öğrendik. Liderler insan hakları hunharlığına karşı sadece samimi sözler kullanmamalı, sözlerini eylemlerle desteklemeli.”

Hunt, “İngiltere sokaklarında yaşamı kurtaran” ülke ifadesiyle İngiltere’nin “önemli stratejik ortaklığı” olduğunu öne sürerek Suudi Arabistan’a silah satışlarını savundu.

Suudilerle yapılan bu görüşmeler, İngiltere'nin anlaşmaları insan haklarıyla ilgili kaygıların önüne koyması açısından ilk defa eleştirilmiyor. İngiliz akademisyen Matthew Hedges Birleşik Arap Emirlikleri'nde aylarca gözaltında tutuldu ve İngiltere adına casusluk yapmakla suçlandı. Hedges beş ay boyunca hücre hapsinde tutuldu, Hunt tutuklamayı “dehşet verici” olarak nitelendirdi ve BAE'yi açıkça eleştirdi. 

Ancak perde arkasındaki üst düzey ticaret görüşmeleri hızla devam etti. Uluslararası Ticaret Bakanı Liam Fox, İngiltere’nin Ticaret ve İhracatı Teşvik Bakanı Baroness Rona Fairhead ve Ortadoğu Bakanı Alistair Burt, iki ülke arasındaki ticareti büyütmek için BAE yetkilileriyle bir araya geldi.

Uluslararası Af Örgütü’nün Dış İlişkiler Uzmanı Polly Truscott, Kasım’da The Independent’e yaptığı açıklamada, İngiltere’nin “güvenlik ve ticari çıkarların BAE’deki insan hakları kaygılarını gölgede bıraktığı izlenimini verdiğini” belirtti.

Truscott, “Matthew Hedges davasıyla, BAE'nin insanları haksız davalar sonucu hapsetmesi hükümet için neredeyse bir sürpriz gibi görünüyor" ifadelerini kullandı.

Hükümet sözcüsü, Suudi yetkililerle yapılan görüşmelerle ilgili yaptığı açıklamada The Independent'a şunları söyledi: “Hükümet, dünyanın en sağlam ihracat kontrol rejimlerinden birini işleterek ihracat sorumluluğunu çok ciddiye alıyor. İnsan hakları ihlalleri konusundaki riskler, herhangi bir ruhsat verme değerlendirmesinin önemli bir parçası.”

“Bölgesel tehditlerle başa çıkmak ve karşılıklı ulusal güvenlik ve refah çıkarlarını desteklemek için birlikte nasıl çalıştığımız dahil İngiltere'den yetkililerin ziyaretleri Suudi Arabistan'la ilişkimizi sürdürmede rol oynamaya devam edecek.”

 

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/news/world/middle-east

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Kırkpınar

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU