“Irk bilimi” bir kez daha o çirkin yüzünü gösteriyor ve siyahi kadınları hedef alıyor

Spor dünyasının tehlikeli sulara dalıp siyahi ve kadın olmanın ne anlama geldiği konusunda dizginleri elinde tutma girişimiyle ilk kez karşılaşmıyoruz

Atlet Caster Semenya, IAAF'ı kendisine "kobay insan" muamelesi yapmakla suçluyor / Fotoğraf: AP

Bilimsel ırkçılık bir kez daha yükselişte. Toplumumuzun geneline sirayet eden yıkıcı etkileri her yerde, özellikle de Angela Saini'nin “Üstün: Irk Biliminin Dönüşü” adlı yeni kitabında ve Güney Afrikalı atlet Caster Semenya etrafında dönen tartışmalarda karşımıza çıkıyor. 

Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF) ile Semenya arasında süregelen savaşta yaşanan son gelişmede, sporcu testosteron seviyesinin kontrolü için IAAF’nin kullanmasına hükmettiği ilacın kendisini “sürekli hasta” hissetmesine yol açtığı ve “kobay insan” gibi muamele gördüğü suçlamasında bulunmuştu. 

Olimpiyatlarda bugüne dek iki şampiyonluk kazanan Semenya, insanların sahip olduğu hormonlar ve genlerin kadınlar ve erkekler için normal addedilen seviyeyle uyuşmamasını tanımlayan cinsel gelişim bozukluğu (DSD) yaşadığı farz edilen pek çok atletten sadece biri. 

Semenya bundan böyle 400 metre ile 1 mil arası parkurlarda yarışmak için ya ilaç kullanacak ya da yarışlarını değiştirmek zorunda kalacak. Katar'da düzenlenecek 2019 Dünya Atletizm Şampiyonası için Güney Afrika'nın 800 metre aday kadrosuna giren atletin, bu yarışa katılıp katılamayacağıysa temyiz başvurusunun sonucuna göre netlik kazanacak. 

Mahkeme belgeleri Semenya’yı "biyolojik bakımdan erkek" şeklinde sınıflandırılırken, atletse interseks (her iki cinsiyet karakterini bir arada taşıyan) bir kimliğe sahip olduğunu hiçbir zaman doğrulamadı ve her ne kadar keyfi ve ayrımcı görünse de testosteron seviyesi için “normal”in ne demek olduğunu tanımlamaya çalışıyor. Meseleye spor dünyasını ele alırken kullandığımız bölücü miyop bakış açısıyla bakarsak, toplumun cinsiyete dair dar yaklaşımıyla pek örtüşmeyen bir atlet olan Semenya anomali teşkil ediyor. Görünen o ki farklılığı yüzünden Semenya, IAAF'ın “kadın atletizminin bütünlüğü” dediği kaidenin muhafazası uğruna feda ediliyor.

Ne var ki Semenya vakası, siyahi erkek ve kadın sporculara karşı bir silaha dönüşen mantık dışı ırk biliminin yalnızca en son örneğini oluşturuyor. Semenya'nın kadın atletizmindeki varlığı, sporda siyahi ve kadın olmanın anlamı ve bu kimlikleri kimin kontrol altında tutacağına dair küresel bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Testosteronun 1930’larda spor dünyasında gözlemlenmeye başlaması, Avrupalı birçok bilim insanının aşağı ırkların var olduğu görüşünü destekleyecek ya da doğrulayacak ampirik kanıtların mevcut olduğu iddialarını ortaya atmasıyla aynı döneme denk geliyor. Semenya hadisesi, 19. yüzyıl başlarında evinden zorla alınarak Paris’teki ucube-şovlarda “Hottentot Venüsü” sahne adıyla sergilenen Güney Afrikalı bir diğer kadına, Sarah Baartman'ın kalıcı mirasına ışık tutuyor. Baartman'ın bedeni -tıpkı Semenya'nınki gibi- alay ve spekülasyon konusu olmuştu. Pek çok kişi için bu vaka, siyahi kadın fiziği etrafında dönen küresel söylemin büyük etkisine örnek teşkil ediyor. 

 

Serena Williams Reuters.PNG
Serena Williams / Fotoğraf: Reuters

 

Afro-Amerikalı tenisçi Serena Williams’ın da benzer bir muameleye maruz kaldığını görmüştük. Williams 2018’de yaptığı bir açıklamada, 23 yılı aşkın tenis kariyeri boyunca girdiği testlerde herhangi bir madde kullandığına dair pozitif sonuç çıkmamasına rağmen çoğu kez rakiplerinden 4 kat fazla teste tabi tutulduğunu belirtmiş, “istilacı ve maksatlı” doping testlerinden şikayet etmişti. 

Williams da Semenya gibi siyahi, kaslı ve süper yetenekli. Spordaki olağanüstü başarısı, çoğu kez kolaycı bir yaklaşımla etnik kökenine ve "onun gibi kadınların" alanlarında bu kadar iyi olabilmesi için birtakım insanüstü biyolojik nitelikler taşıması gerektiğine dair zorlama görüşe bağlanıyor.

Kimine göre "doğal yetenek", kimine göre "haksız avantaj" etrafında dönen bu efsane, siyahi kökene sahip birçok sporcunun haksız yere eleştirilmesine yol açtı ve mesele pek çok kez gündeme getirildi. Ancak olimpik yüzücü Michael Phelps ve ona havuzda avantaj sağlayan fevkalade uzun kolları o kadar da sansasyon yaratmadı. Aynı şey, sahip olduğu genetik özellikler nedeniyle vücudu çok fazla kırmızı kan hücresi üreten ve bu sayede dayanıklılığa bağlı etkinliklerde avantajlı duruma geçen kayakçı Eero Mäntyranta için de söylenebilir. Peki neden bu erkek sporculardan da herkesle eşit şartlarda rekabet etmek adına yarıştan çekilmelerini talep etmiyoruz?

Ancak siyahi erkek atletler de ırk biliminin mirasından kaçamıyor. Missouri Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nden Profesör Cynthia Frisby'nin 10 yılda haberlerde yer alma oranı üzerine yaptığı analizle gerçekleştirdiği bir çalışma, kahraman ve galip şeklinde tanımlanan beyaz atletlere kıyasla erkek siyahi sporcuların “önemli ölçüde daha fazla olumsuz habere” konu edildiğini gözler önüne seriyor.

David Epstein'in 2013’te yazdığı Spor Geni (The Sports Gene) adlı kitap, medyada atletizmin zekayla ters orantılı bir şeymiş gibi gösterilmesini ve bu görüşün bilhassa siyahi atletlerin küresel çapta spora damgasını vurmaya başlamasıyla popülerlik kazanmasını izah ediyor. 

Spor dünyası her zaman boğazına kadar siyasete gömülmüş haldeydi ancak siyahi atletlerin yarışmasına engel olmak için ırk ve cinsiyet temelli, miadını doldurmuş kavramların tekrar servis edildiğini görmek son derece korkutucu. Böyle bir yaklaşıma meydan okumak için bir şeyler yapılmazsa, bu aşırılıklar kim bilir nereye varacak!

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU