Atatürk'ün sipariş ettiği film 10 Kasım'da nasıl sansürlendi?

Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 83. yıldönümü bugün. Her yıl cumhuriyetin kurucusu yad ediliyor, anılıyor. 10 Kasım 1969 tarihinde de gün anmalarla başlamıştı. Akşam TRT'nin ekrana taşıdığı belgesel ise tüm gündemi değiştirecekti

Komünizm toplumsal bir meseledir. Memleketimizin toplumsal koşulları, dinî ve millî geleneklerinin kuvveti, Rusya'daki komünizmin bizce uygulanmasına uygun olmadığı düşüncesini teyit eder bir mahiyettedir. Bunun için bizim Ruslarla olan ilişki ve dostluğumuz ancak iki bağımsız devletin birlik kurma ve iş birliği esaslarıyla ilgilidir.

Mustafa Kemal Paşa
(Mustafa Kemal Paşa Hazretleriyle Mülâkat,
Ruşen Eşref Ünaydın, 1921)


Bir 10 Kasım günü daha… Bir ulus, kurucusunun yasını tutuyordu yine. Atatürk'ün vedasının üzerinden koca 31 yıl geçmişti. Akşam saatleriydi. Televizyonlarını açanlar birdenbire seneler öncesinin Türkiye'sini gördüler. "Türkiye'nin Kalbi Ankara" adında bir belgesel.
 

FOTO 1.jpg
"Türkiye'nin Kalbi Ankara" 1934 tarihinde filme alınmıştı / Fotoğraf: Wikipedia

 

Yaşı tutanlar için anılar canlandı belki… Gençler ve çocuklar için ise geçmişin gözlerinin önüne bugün taşınması gibiydi.  

TRT'nin ekrana yansıttığı görüntüler 1933 senesine aitti.

Planda ilk beliren Türk halkının uğruna savaştığı Anadolu'nun köyleriydi. Çorak topraklar, bozkırlar, keçiler ile koyunlar ve onların başında bekleyen bir çobanla kangal köpeği… Sonra toprak yollar…

Sonra kendi halinde küçük bir cami ile kerpiçten evler çarpıyordu göze. Bacalarından duman tütüyordu Anadolu'nun köylerindeki o kendi halinde evlerin…

Ardından genç Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara belirdi. Vaziyet hala pek açıcı değildi.
 

FOTO EK.jpg
Mustafa Kemal Atatürk ve SSCB Savunma Bakanı Voroşilov, cumhuriyetin 10'uncu yıl dönümü törenlerinde bir arada / Fotoğraf: Sputnik News

 

Bu kez yönetmen kameranın açısını değiştirdi. Kareye imparatorlukların başkenti İstanbul giriyordu.

Nefis İstanbul boğazı… Yalılar, camiler, yeşillikler… Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Milli Savunma Bakanı Kliment Voroşilov'un yaptığı delegasyon…

Yaptıkları boğaz turundan sonra Ankara'ya varmak üzere yola çıkıyorlardı. Trene bindiler.

Başkente vardıklarında kendilerini bando takımı karşılıyordu. Ellerinde Türk bayrakları dalgalanan gencecik çocuklar… Ve bizzat İsmet Paşa.
 

FOTO 2.JPG
Ekran Alıntısı: Türkiye'nin Kalbi Ankara

 

Sonra dokuma tezgahlarının başına kurulmuş kadınlar… Sonra öküzler, buzağılar…  Muhtemelen kırmızı-beyaz renkte balonlar… At üstünde sancağı dimdik tutup taşıyanlar…

Hemen arka fonda tok bir davul ile insanı uykusundan uyandıracak zurnanın sesi çalınıyordu kulaklara.

Göze ilişen ise Rusça bir yazıydı. "Her Türk Türkiye'nin kalbi Ankara'yı ziyaret etmelidir" diyordu.

Zurnanın sesi mi uyandırmıştı kısa süre önce felç getirip evinde istirahatte olan TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak'ı? 
 

FOTO 3.jpg
Dönemin TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak / Görsel: Nadir Kitap

 

Yoksa Türk bayrağının hemen yanına konumlanmış orak çekiç ile Rusça yazılar mı? Orası tam bilinmez.

Ama şurası gerçek: Devir Adalet Partisi devri, başbakan ise Süleyman Demirel'di. Takvim yapraklarıysa 10 Kasım 1969'u göstermekteydi, 1933 yapımı bu belgesel yayımlandığında.

O dönem özerk olan TRT'nin "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeselini gösterime sunması memleketin merkez üssünü karıştırmıştı birden.

Halkın olup bitenden ne kadar haberi vardı, orası meçhul, çünkü televizyon evlere daha doğru düzgün girmemişti bile.

Ama kurulalı henüz beş yıl olan TRT'nin genç ve gözü pek program ekibinin 10 Kasım'a yaraşır, farklı bir yayın akışı düzenledikleri ortadaydı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle çekilen, SSCB yapımı belgesel yıllar sonra arşivden çıkarılmış, yayını bu özel güne nasip olmuştu. 
 

 

Atatürk'ün ölümünün 31'inci yıldönümüne ithafen düzenlenen yayın ekranda "komünizm" propagandası yapıldığı gerekçesiyle sansüre uğramıştı.

Rus yönetmen Sergey Yutkeviç imzalıydı film. Kariyerine kukla gösterileri yaparak başlayan bu genç adam, henüz 9 yıllık bir sinemacıydı. Türkiye'de çekeceği belgesel altıncı filmi olacaktı.

Yıllar sonra Lenin'in Polonya'daki sürgün günlerini filme alıp Cannes'da "En İyi Yönetmen" ödülünü alacaktı.
 

FOTO 4.jpg
Sovyet Yönetmen Yutkeviç / Fotoğraf: Wikipedia 

 

5 Eylül 1933 tarihinde filmin çekimi için Rus senarist Zarhi ile birlikte SSCB'den Türkiye gelmişti Yutkeviç.

Zarhi eylül ayında Türk gazetecilere verdiği röportajda çekecekleri filmi şöyle anlatmıştı:

Türk ve Rus inkılaplarına dair çekeceğimiz filmin senaryosunu Yutkeviç ile birlikte hazırlayarak buraya getirdik. Senaryoyu Maarif Vekaleti Vekili Refik Beyefendiye takdim edeceğiz. Refik Beyefendi senaryoyu tetkik için evvelce teşkil olunan komisyona tevdi edeceğini söylemiştir. Senaryomuzun ismi 'Katletmeyen Adam'dır.
 

FOTO 5.JPG
5 Eylül 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde SSCB'den gelen film ekibinin verdiği röportaj / Görsel: Cumhuriyet Gazetesi Arşivi 

 

Öz Türkçesiyle belgeselin senaryosu önce ilgili makamlara sunulacak, komisyonda değerlendirilecekti.

Senaryonun maceradan uzak, savaşın ve Türk istiklalinin ruhi ve karakteristik yapısını ortaya koyacağından bahsediyordu Zarhi. İstiklal Savaşı'na katılan Türk gencinin hikayesi anlatılacaktı.
 

FOTO 6.png
Görsel: Sinematek 

 

Anlaşılan o ki; filmin adı Türkiye'deki komisyondan onay alamadı, o yüzden "Türkiye'nin Kalbi Ankara" isminde karar kılındı.

Sovyetler'den gelen ekibin kafasında tasarladığı gibi 1914-1922 tarihleri arasındaki Anadolu, izleyicinin kafasında canlandırılıp küllerinden doğan bir ülke başkent Ankara özelinde resmedildi. Daha doğrusu filme alındı.

Plana sadık kalınan asıl noktaysa, film ekibinin 1933'deki cumhuriyetin 10'uncu yıl kutlama törenlerine katılması oldu. 
 

FOTO 7.JPG
Ekran alıntısı: "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli 

 

Öyle ki; bugün hala her Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım anmasında kullanılan Atatürk'ün 10'uncu yıl nutku Sovyet yönetmen Yutkeviç'in gözünden kayda alınacaktı.  

Tabi filmin bir diğer dikkat çekici kısmı, SSCB delegasyonunun Türkiye'nin 10. kuruluş yıldönümü için önce İstanbul ardından Ankara'ya gelişi ve belgeselin öne çıkardığı Türk-Sovyet dostluğuydu.

1933 için bu ilişkinin ortaya konulmasının çok fazla sorun teşkil etmediği ortadaydı. Sakıncalı bir durum olsa film muhtemelen dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün iki ülke arasındaki münasebetleri fazlasıyla öven coşkulu konuşmasıyla başlamazdı değil mi?

Şöyle diyordu İnönü, "Türkiye'nin kalbi Ankara" filminin hemen başında: 

10 sene evveline kıyasla Türk milleti hiç olmazsa 10 kat daha kudretlidir. Vatandaşlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin komşularıyla ilişkileri çok dostanedir.

Fakat sizin bildiğiniz gibi, tüm dünyanın bildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin harici politikasında esas olan nokta Sovyetlerle olan dostluğumuzun temel taş olmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Sovyetler ile dostluğu en çetin zamanlarda başlamış, en çetin imtihanları geçirmiş bugün için ve sonrası için iki milletin kalbine yerleşmiş esaslı bir ilişkidir. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın dostlarımız!


Kuşkusuz bu sözlerin üzerinden epeyi geçmişti. 1917'deki Ekim Devrimi'nin ardından Sovyetlerde başlayan Rus İç Savaşı sürerken, aynı senelerde Anadolu'da zaferle sonuçlanacak Türk Kurtuluş Savaşı epeyi geride kalmıştı.

Sovyetler kendi gibi İtilaf Devletlerinin önde gelenleriyle savaşan Ankara'daki yeni hükümetle diplomatik ilişkiler geliştirip, para, silah ve mühimmat yardımı yapmıştı.

Ama artık devir değişmişti. Tarih 1969'u gösterdiğinde durum çok farklıydı. Bir kere İnönü, artık muhalefetteydi. Başbakanlık koltuğunu kaybedeli dört yıl olmuştu.

Kimilerinin gözünde, katıldığı düğün davetlerinde bile huzursuzluk yaratan bir kişilikti İstiklal Madalyası sahibi siyasetçi.

İktidarda ise genç mühendis Süleyman Demirel vardı. Dünyanın iki kutba bölündüğü dönemdi. Soğuk Savaş'ın hararetli seneleriydi.  

Türkiye, NATO'ya katılalı 17 yıl olmuştu, ABD'nin Marshall Planı yardımlarından yararlanmasından üstünden ise epeyi zaman geçmişti.
 

FOTO 8.jpg
1969'daki kanlı pazar öncesinde Bugün gazetesi tarafından atılan manşet / Görsel: Bugün gazetesi

 

15 Temmuz 1968'de İstanbul Dolmabahçe'ye demirleyen ABD'nin 6. Filo gemisine yönelik eylemler dalga dalga yayılmıştı ülkede. Denize dökülen Amerikan askerleriyle birlikte ülke çapındaki protestolar hararetlenmişti.

Şubat 1969'da ise "Emperyalizm ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü" düzenleniyor, bazı gazeteler ise anti-emperyalist tutumu Moskova uşaklığı ile bağdaştırıp "Kızılları Boğmanın Vakti Geldi!" diye manşetler atıyordu.

Anti-emperyalizm kadar anti-komünizm de tavan yapmıştı yani.

Ve TRT'nin genç ekibi Türk-Sovyet dostluğu ile genç cumhuriyetin doğuşunu konu alan filmin bir kopyasının SSCB Büyükelçiliği'nde bulunduğu haberini almış, elçilikle kurulan temas sonunda film TRT rejisine getirilmişti.

Genç cumhuriyetin yeni başkentinin dönüşümünü anlatıyordu "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli.

Bugünkü belgeseller gibi değildi elbette. Hatta propagandist bir yapısı vardı. Filmin neredeyse her planında izciler, askerler ve gazilere rastlamak mümkündü.

Bir de köylülere… Evlerinin dışında çamaşırlarını asan insanları… Ahırlarda, ağıllarda oynayan küçük çocukları…

Ama bir yandan da cumhuriyetin gençlerini, memleketin geleceğini odağa almıştı belgesel. Koca puntolar eşliğinde Rusça bir yazı, "Eski Ankara'nın daracık sokakları geçmişte kalıyor" diyordu.
 

FOTO 9.JPG
Ekran alıntısı: "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli

 

Şehir büyüyor, yeni devlet binaları yükseliyordu 1933'ün Ankara'sında.

Bankalar, bilimsel kuruluşlar, Yüksek Ziraat Enstitüsü, Halkevi, Etnografya Müzesi, Sağlık Bakanlığı, Numune Hastanesi, İsmet Paşa Kız Enstitüsü, Konservatuar ve yeni Ankara'nın en eski binalarından biri SSCB Büyükelçiliği…

Davul zurna eşliğinde ellerinde kılıç, seğmen zeybeği oynayan efeler…  Semalarda gezinen uçaklar…

Aynı zamanda ulus inşasını da radarına almıştı film bir yanıyla.

Peki ama 1933 senesinin bu belgeseli Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yayımlandığında asıl rahatsız edici olan neydi?
 

FOTO 10.jpg
Ekran alıntısı: "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli

 

Orakla çekicin altında beliren "Eski dost Türkiye, SSCB temsilcilerini bayramında görmekten büyük bir memnuniyet duymaktadır. Türkiye her zaman eski arkadaşlarına sadıktır" yazısı mı?  

İstiklal Marşı'nın yanında işitilen Enternasyonal Marşı mı?

Ya da Sovyet delegesini ağırlayan geminin etrafını sarmış boğazdaki küçük teknelerin coşkusu mu?


Belki de Sovyetler'e selam eden, "Neft Sindikal işçilerinden aziz misafirlere selam!" pankartıydı 1969 senesi hükümetinin hazmedemediği.

Mobil'in Socony Vacuum şirketi selam edecek değildi ya Moskova'dan gelen misafirlere, SSCB'nin şirketi Neft Sendikat dururken…

Mustafa Kemal'in talimatıyla kayda alınmıştı hepsi, 138 dakikalık ham görüntü vardı ortada belgeselin inşası için.

54 dakikalık, gelecek günler için geçmişe bir yönüyle ışık tutacak koca arşiv bırakılmıştı aslında.

Atatürk'ün ölümünün 31'inci yılında 10 Kasım 1969 gecesi izleyicilere sunuldu. Gece açık oturumla başlamıştı Mustafa Kemal Atatürk'ü anma programı TRT'de.

Konukların çoğu sol görüşlülerden oluşuyordu. Ardından ajanslar girdi yayına. Sonrasını o genç ekipten bir isim, bugün 80'ine merdiven dayamış gazeteci Melih Aşık'ın anlatması en doğrusu:

Haberlerden sonra "Türkiye'nin Kalbi Ankara" yayına girdi.

İhsan Ataöv diye ünlü bir anti-komünistin karısı telefon açtı. 

Yayını eleştirirken ekranda bir eşek göründü. Kadın avaz avaz:

- "Tüüü eşeğin bile en sıskasını seçmişsiniz" diye bağırmaya başladı.

Ben o gece reji odasında yayını izliyordum. Birden:

- "Genel Müdür geliyor!" sesleri duyuldu...

Biz birileri dalga geçiyor sandık. Derken güm diye reji odasının kapısı açıldı. İçeri bastonuyla Genel Müdür Adnan Öztrak daldı. Ve o hızla:

- "Kesin şu yayını!" diye bağırmaya başladı.

Reji masasında Adem Yavuz oturuyordu. Sonradan Kıbrıs'ta şehit verdiğimiz rahmetli Adem, Genel Müdür'ü görmezden geldi...

Adnan Bey "Kesin kesin!" diye bağırırken Adem oralı olmuyordu. 

Film oynuyordu. Çok üzerine gidilince Adem:

- "Efendim ben buradan kesin komutu veriyorum ama telesine kesmiyor" diye bir yalan attı.

Sonunda yayın kesildi. Ama gümbürtüsü büyük oldu. Genel Müdür o tarihten sonra Ankara Televizyonunu sıkı kontrole aldı. Kendi adamlarını yetkili yerlere yerleştirdi...vs...

Türkiye'nin Kalbi Ankara filmi son yıllarda bir iki defa televizyonlarda gösterildi. Kimse orali olmadı...

O zamanlar TV ekranında orak çekiçli bayrak görünmesi olacak iş değildi! Bizim demokrasi Amerikan çıkarlarının bekçiliğine göre dizayn edilmişti çünkü...


TRT'nin kurucusu ve Program Daire Başkanı Mahmut Tali Öngören görevden alındı belgesel yayına girdikten sonra.

54 dakikalık belgesel eğer 25. dakikasında kesilip sansüre uğramasaydı, cumhuriyetin onuncu yılında genç bir ülkenin yokluğu nasıl varlığa çevirdiği ortaya çıkacak, sadece Gazi Mustafa Kemal değil, İsmet İnönü ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak da en karizmatik halleriyle arz-ı endam edeceklerdi.
 

FOTO 11.jpg
Mustafa Kemal Atatürk ve Mareşal Fevzi Çakmak / Ekran alıntısı: "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli

 

Üstelik 1969'un 10 Kasım gecesi televizyonlarının karşısına geçebilen şanslı azınlık, Atatürk'ün ölümünden 31 yıl sonra gazinin 10'uncu yıl nutkunu sesi ve görüntüsüyle izleme imkanına ilk kez sahip olacaklardı.

Ama filmde komünizm propagandası yapıldığı ve memleketin çok yoksul gösterildiği gerekçesiyle yarıda kesildi belgesel.

Üç gün sonra Cumhuriyet Senatosu'nun 6. birleşimli oturumunda da kimi senatörler belgeselin milli şuurla uyuşmadığını söylüyordu, öfkeyle.
 

FOTO 12.JPG
Görsel: Türkiye Cumhuriyeti Senatosu Tutanakları, 1969 

 

Onlardan biri Ankara senatörü Yiğit Köker'di. Yaptığı konuşma şiddetli alkışlarla desteklenmişti.

SSCB bayrağına tepkiliydi, dakikalarca süren Rusça yazılara tepkiliydi, film şehitlerin ruhunu incitmişti:

Bu film belki 500 yıldan beri ay-yıldızlı bayrağımızdan başka bir bayrağın dalgalanmadığı Beyazıt kulesinde kızıl paçavranın dalgalanmasından memnun olan bir avuç bedbahtı memnun etmiş olabilir ama bütünüyle büyük Atatürk'e ve onun eserlerine sahip olan milletimizi ve bu aziz vatanın bağımsızlığı uğruna cephelerde düşman kurşunlarına, cesaretle bağrını açan şehitlerimizin ruhlarını üzmüştür.

Ancak, sonradan öğrendiğimize göre, bu saygısız neşriyat TRT Genel Müdürü Sayın Adnan Öztrak'ın şahsi müdahalesiyle durdurulmuştur. Genel Müdürün bu tutumunu büyük Atatürk'e ve onun eserine bağlılığın ve vatanseverliğin güzel bir örneği olarak kabul ettiğimizi huzurunuzda ifade etmek isterim.


Halbuki film yoksulluktan refaha doğru bir inşayı betimliyordu.

O günün yayın akışını yapan Mahmut Tali Öngören, TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak'ın filmi sonuna kadar izlemediğini 1985 senesinde yayımladığı "Sinema Diye Diye" kitabında anlatacak, "birilerinin" dolduruşuna geldiğini söyleyecekti:

Türkiye'nin Kalbi Ankara'dır adlı belgesel filmini yarıda kesen Adnan Öztrak daha önce görmemişti. O günlerde, Ankara Televizyonu filmlerini TRT Genel Müdürlüğü'nün herhangi bir denetim aşamasından geçirmekle yükümlü değildi. TRT Genel Müdürlüğü'nde TV için bir denetim mekanizması, Genel Müdürlük yönetmeliklerine aykırı olarak kurulmamıştı.

Bunun sorumluluğunu da TRT Genel Müdürü taşıyordu. 10 Kasım'dan çok önce Genel Müdür sözlü ya da yazılı olarak emir verip yetkisini kullanabilirdi. Nitekim kullandı da. Ama çok geç bir gün ve saatte.

10 Kasım 1969 günü! Yani yayının başında böyle bir filmin gösterileceği duyurulduktan sonra. O akşamki yayınlarda neler olduğunu kendisine anlatması için TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak'ın aradığı TV sorumlusu (bu satırların yazarı) 'Mustafa Kemal'i Tanımak' adlı bir TV izlencesini sunmak üzere TV stüdyosuna giriyordu ve o akşamki yayınlar hakkında bilgi almak için kendisini çok geç arayan TRT Genel Müdürü'ne yanıt verecek durumda değildi.

Filmin sakıncalı sayılabilecek hiçbir yanı yoktu. Nitekim, daha sonraki günlerde gerek TRT içinde gerek TRT dışında savcılık tarafından yürütülen soruşturmalarda belgeselin sakıncasız olduğu kanıtlanacaktı.

Ama 54 dakikalık filmin ancak 25 dakikalık ilk bölümünün gösterilmesi büyük bir kıyametin kopmasına neden oldu. Çünkü 25. dakikada filmin yayını kesildiğinde, Ankara'nın salt yıkık dökük yanları, birtakım yoksul insanlar görünmüştü.

Filmin Sovyet kaynaklı oluşunun açıklanmış olması, yoksulluk görüntüleri ve Rusça yazılar büyük bir komünist propagandası ile karşı karşıya gelindiği görüşünü güçlendiriyordu.

Oysa filmin sonuna dek gösterilmesine izin verilseydi, Cumhuriyet'in ilanından sonra Ankara'nın nasıl değiştiği, imar edildiği, halkın sevinci ve Atatürk'e sevgisi, 10'uncu yılda Ankara'da yapılan törenler, Türkiye'de 10 yılda yükselmiş olan fabrikalar, gençlik ve sonunda Atatürk'ün sesinden (ilk kez) 10'uncu yıl konuşması da televizyonda yer alacaktı.


Gerçekten de bir yıl sonra, 10 Kasım 1970'de, TRT Ankara Televizyonu'nda tamamı yayımlandığında bu kez ortalık karışmadı.  Ardından geçen sürede film tekrar gösterilmedi.

Ağustos 2008'de "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli Çankaya Köşkü'nün resmi internet sitesine koyuldu, Çankaya Köşkü anlamını yitirdikten sonra ne sitesi kaldı ne belgeselin kaydı.  

Aslında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, her şeyden evvel bilgisizliği ortadan kaldırmak lazımdı:

Bu giderilmedikçe yerimizdeyiz. Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir.

Bakalım TRT bu akşam ne gösterecek?

 

 

Kaynakça:

Türkiye'nin Kalbi Ankara belgeseli
Sinema Diye Diye, Mahmut Tali Öngören
https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/CS__/t09/c054/cs__09054006.pdf

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU