Bir IŞİD katili ve alışılmadık bir kahraman, Lübnan siyasetindeki çatlakları derinleştiriyor

Sabir Murad, -annesinin Lübnanlı olmasına rağmen babasının Filistinli olması gibi basit ve utanç verici bir bahaneyle- kendisine vatandaşlık vermeyi reddeden ülkenin insanları için hayatını riske attı

Fotoğraf: Reuters

Sabir Murad, İslam Hastanesi'nin üçüncü katındaki yatağında yüzünde kahramanlara özgü bir ifadeyle gülümsedi.

"Ne zaman biri incinse, müdahale edecek türden biriydim hep" dedi, “hayatımda hiç korkmadım.” Gayet doğru. Göğsü bandajlarla ve çok sayıda dövmeyle kaplı Avustralya aksanlı bu neşeli Lübnanlı, Kuzey Lübnan şehri Trablus'ta ramazan bayramına hazırlanan sivil kalabalığa ateş açan motorsikletli IŞİD katiline arabasıyla kasten çarptı.

Murad'ın başının arkası da gazlı bez ve bandajlarla kaplıydı çünkü -bu Hollywood'un mutlu sonlarının aksine kanlı bir öykü- Suriye'den gelen o tecrübeli IŞİD'li, Murad'ı 3 kez beyninden ve bir kez de boynunun altından vurdu.

"Kurşunların bana çarptığını hayal meyal hissettim, sonra da kafamın arkası açıldı. Gerçeküstü bir şeydi" dedi Murad, -bunları hatırlarken bana gülümsemeyi hiç kesmedi- "ama o adamın nefret dolu kocaman gözleri vardı, herkesten nefret ediyor gibiydi. Benimki gibi ama daha uzun bir sakalı vardı ve etrafımdaki tüm insanlara kötü şeyler söylemeye devam etti. Gerçeküstüydü."

31 yaşındaki inşaat işçisi Murad'ın yatağının ayak ucunda oturan teyzesinin ve diğer kadın akrabalarının dahi bu korkunç betimleme karşısında ağızları dehşet içinde açık kaldı.

Çok kan vardı, yürümeye başladım, göremiyordum, sürekli insanlara 'Neredesiniz?' diye soruyordum... Hiçbir şey göremiyordum. Saldırının devamı süresince bir adam yanımda bekledi ve ambulans gelene kadar da gitmedi. Bana sürekli "Durumun çok kötü değil" diyordu. Ambulans gelene kadar yanımda kaldı ve sonra kayboldu.

Tek yaptığım insanlara yardım etmeye çalışmaktı -hep böyle yaptım, hayatım boyunca. Sadece şunu dedim: Bu adamın insanlara ateş açmasına izin veremem. O insanların öylece öldürülmesine izin veremezdim.

Lübnanlı iki asker ve iki polisin hayatını kaybettiği geçen haftaki drama için bu kadarı yeterli. Ancak o drama, Suriye'de Esad rejimine karşı savaşmış tecrübeli IŞİD'li Abdurrahman Mebsut 4. kattaki boş bir daireye kaçıp balkondan son kurbanını da vurduktan sonra ordunun açtığı ateş altında kendisini bir el bombasıyla havaya uçurduğunda sona ermedi.

Balkon şimdi kararmış ve tahrip olmuş bir halde, etrafı da kurşun delikleriyle çevrili. Yeni bir apartman bloğundaki bu çirkin kara delik, en az Mebsut'un Lübnan siyasetinin vücudunda açtığı delikler kadar karanlık.

Çünkü Lübnan'ın "sıradan biri olan" kahramanının, kendisine vatandaşlık vermeyi reddeden bir ülkenin insanları için hayatını riske attığı görüldü. Vatandaşlık verilmemesinin sebebi ise basit ve utanç verici: Annesinin Lübnanlı olmasına rağmen, babasının Filistinli olması.

 

isis-balcony.jpg
Fotoğraf: Robert Fisk

 

1948'de 750 bin mültecinin Filistin'den göçü ve Lübnan'ın dikkatle dengelenmiş Müslüman-Hristiyan-Dürzi toplumunun 75 yıl önce İsraillilerden kaçan yabancılar yüzünden bozulacağı korkusu, bu uzak (geçmişteki) savaşın çocuklarını büyük ölçüde sefalet içindeki kamplara hapsetti. Üstelik, daha sonra Lübnanlı kadınlarla evlenen erkeklerin çocuklarının da durumu değişmedi.

Lübnanlı yetkililer Murad'a övgüler dizmekte çabuk davrandılarsa da, şu an Avustralya vatandaşı olmakla beraber Lübnan pasaportu taşımasına hiçbir zaman izin verilmediği -ya da doğduğu ülkede eşit yaşam hakkına sahip olmadığı- gerçeğini tartışmakta o kadar istekli değiller.

Doğruya doğru, kendi kahramanının yaraları için en iyi tedaviyi sağlıyorlar. Fakat buradaki “kendi” kelimesi biraz riskli. Ne de olsa, bu iyi adama kendine Lübnanlı diyebilme ödülünü verdikleri takdirde, bu durum yabancılarla evli olup da çocuklarının Lübnanlı olması için yasanın değişmesini arzulayan binlerce Lübnanlı kadının süregelen taleplerine emsal teşkil edecek. Hükümetten defalarca bu mevzuatı değiştirmesi istendi -ve reddedildi.

Sabir Murad'ın beyni, o IŞİD mermilerinden açıkça etkilendi. İngilizce ve Arapça'yı hala mükemmel konuşuyor -özel hastane odasına girdiğimde Avustralya'daki akrabalarından gelen telefon çağrılarını cevaplıyordu- ancak artık sayıları kullanamıyor. Yaşını sorduğumda, 31 yaşında olduğunu belirtmek için parmaklarıyla 3 kez 10'a kadar saydı ve sonra da baş parmağını gösterdi. Murad boşanmış ama Maria ve Ace isimli iki çocuğu Avustralya'da. Yaşlarını sorduğumda, 10 ve 11 sayılarına ulaşana kadar iki kez ellerini kaldırdı. Ancak yaralarına rağmen yine de şanslı bir adam.

 

20190613-121722.jpg
Sabir Murad / Fotoğraf: Robert Fisk

 

Geçen haftanın tek kişilik IŞİD saldırısının kurbanlarının, Lübnan genelinde tabutlarının üzerine kapanan aileleri olduğu düşünüldüğünde, bu an o (şanslı) an olabilir. Ölenlerin adlarını anacak olursak: Lübnan ordusundan Teğmen Ali Ferhat ve Er İbrahim Salih ile İç Güvenlik Kuvvetleri'nden (ISF) Çavuş Johnny Halil ve Onbaşı Yusuf Faraj.

Şimdi IŞİD katiline gelelim. Mebsut Suriye'de "İslam Devleti" tarikatının tam zamanlı üyesi olarak savaştı ve Trablus'taki bayram kalabalığına otomatik tüfek ve 6 el bombası ile yaptığı saldırıda düzinelerce sivili de yaraladı. Lübnan İçişleri Bakanı Raya Hasan, Mebsut'u hızlıca “yalnız kurt” olarak nitelendirdi ancak Trablus'ta konuştuğum çoğu insan Mebsut'un yardım almış olması gerektiğine inanıyordu. Son tahlilde Mebsut tecrübeli bir IŞİD adamıydı. O kadar tehlikeli addediliyordu ki, 2015'te Lübnan'a döndüğünde, Beyrut'un kuzeyindeki epey kalabalık Rumiyye hapishanesinin acımasız beton duvarları içine hapsedilmişti.

Ancak bu adamın IŞİD faaliyetleri Suriye'de, yani yabancı bir ülkede gerçekleştirilmişti ve Lübnan'ın Müslüman ve Hristiyanları Beşar Esad rejimine olan destek ve nefret hususunda bölünmüşlüğünü o zaman da koruyordu.

Şii Müslüman Lübnan Hizbullahı, Suriye hükümeti ordusuyla beraber savaşıyor. Sünni Müslüman politikacılar, IŞİD davasını neredeyse hiç sahiplenmezken, Esad'a büyük ölçüde karşı çıkıyor. Ve Lübnan'ın hem Suudi hem de Lübnan pasaportu taşıyan ve -geçen sene Riyad'da kısa süreliğine kaçırılmasına karşın- Suudilere sadık kalan başbakanı Saad Hariri de, Suriye rejiminin dostu değil. Babası eski başbakan Refik'in 1995'te öldürülmesinin sorumlusu olarak halen Suriye rejimini görüyor.

Bu nedenle, Lübnan cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın kurucusu ve eski lideri olduğu Esad yanlısı Hristiyan Özgür Yurtsever Hareketi’nin (FPM), Mebsut'un Esad karşıtı savaşçı geçmişi sebebiyle sadece 18 ay sonra erkenden tahliye edilmesi konusunda Hariri'nin Sünni Gelecek Hareketi’ni (FM) suçlaması şaşırtıcı değildi.

Avn yanlısı eski bir parlamento üyesi sosyal medyada sahte bir fotoğraf paylaştı. Fotoğrafta sakallı Mebsut, Sünni Trablus FM siyasetçisi ve paramiliter ISF'nin eski direktörü Eşref Rifi'nin yanında duruyordu. Rifi sıklıkla, Avn taraftarlarınca Hariri'nin partisine karşı fazla sempatik olmakla suçlanıyor.

Rifi, sahte resmin ilhamını Lübnanlı Hristiyan dışişleri bakanı ve FPM lideri Cibran Basil'in verdiğini ileri sürdü. Bassil ise, -tabii ki tesadüfen- Avn'ın damadı.

Mebsut'un saldırısı böylelikle mezhep bölünmelerine yol açmış oldu. Bu, IŞİD kumandanlarının, 2014’te destekçilerine Irak-Suriye "hilafeti" dışındaki ülkelerde saldırılar gerçekleştirmesi yönünde ilk teşviklerinde dile getirdikleri hedef ve prensipti. Ve bunun için Lübnan'dan daha uygun bir yer yok. Üstelik bölünmeler burada son bulmuyor.

Lübnan hapishanelerinin, özellikle de -tüm dinlerden mahkumların daracık hücrelere sıkıştırıldığı ve duruşma ya da tahliye için yıllarca bekletildiği- Rumiyye'nin korkunç durumu uzun zamandan beri ulusal bir skandal. Şimdi de Mebsut'un Rumiyye'de geçirdiği 18 ayın intikamını almak için katliama giriştiğini (başka bir Lübnan haberi), bu yüzden de hapishanelerdeki diğer İslamcıların özgür bırakılması ve mümkün olan en kısa zamanda aşırılıklarının "tedavisi" için psikolojik destek alması gerektiğini söyleyen bazı siyasetçiler var.

Bir o kadar kişi de, daha anlaşılır biçimde, bazıları 10 yıl önce Kuzey Lübnan'da devlete karşı kanlı bir başkaldırıya girişen İslamcıları hayatlarının sonuna kadar hapiste tutmak istiyor.

Ve işte böylece, Mebsut'un 3 saatlik cinayet ve çok sayıda kişiyi yaralama eyleminin siyasi sonuçları, muhtemelen dörtte birini Suriye'deki savaştan kaçan mültecilerin oluşturduğu bu küçük Lübnan ülkesini, acı bir biçimde bölmüş oldu. Bu mevcut mezhepsel şüphe ve buz gibi öfkenin haritasını çıkarmak için kasabada dolaşan yabancı bir muhabir olduğumun farkındayım. Dolayısıyla hayatın tüm bunların ortasında mutlu mesut devam edebileceğini de hatırlatmak faydalı bir kontrpuan. Daha geçen hafta, Trablus'tan 48 kilometre uzakta, Sünni bir Müslüman ile Hristiyan bir Maruni'nin görkemli düğününe katıldım.

Ve elbette, dayısının “insanlara yardım edebildiği ve hayat kurtarabildiği sürece uyruğuna aldırış etmez” dediği yeğeni "Lübnan kahramanının" sunduğu bir umut da var. Bence Sabir Murad'a bir Lübnan pasaportu verilmeli -emsalin canı cehenneme. Yazıyı, yatağında yarı doğrulmuş vaziyette, bana Lübnan'da duyduğum en iyi Avustralya aksanıyla hoşça kal diyen bu adamla sonlandırmalıyız: “Cheerio, dostum!”

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU