İsrail’de iktidarın yeni belirleyicileri Ultra-Ortodokslar mı?

Eylül ayında yapılacak erken seçimlere, muhtemelen İsrail sağındaki seküler güçlerle, Ultra-Ortodokslar arasındaki savaş damgasını vuracak

Fotoğraf: The Independent

Gazze ile savaşa girip girilmeyeceği etrafında dönen tartışmalar, İsrail’de nisan ayında yapılan talihsiz genel seçimlerin fitilini ateşlerken, seçim kampanyalarına da roket gibi gölge düşürmüştü.

Ne var ki İsrail’in tarihinde bir ilki yaşayarak, birkaç ay içinde ikinci kez sandığa gidecek olmasının sebebi, seküler İsraillilerle, “Harediler” olarak bilinen ülkenin Ultra-Ortodoks Yahudi topluluğu arasındaki ağız dalaşı gibi duruyor.

Söz konusu mücadelenin, 17 Eylül’deki seçimlere yön vermesi muhtemel görünüyor.

Binyamin Netanyahu’nun dini milliyetçi partilerle sağ kanat bir koalisyon kurmaya yönelik umutsuz girişimleri, başına bela olan eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman tarafından havaya uçuruldu. 

Ultra-Ortodoks Yahudiler için daha sert bir zorunlu askerlik yasası talebinde geri adım atmayan Liberman, partisinin parlamentodaki 5 sandalyesini, hükümet kurmada gerekli çoğunluğu oluşturmak için vermeyi reddetti.

Seküler sağ kitlelerin gözüne girmeye çalışan Liberman, bir “Yahudi din hukuku” hükümetine izin vermeyeceğini ilan etti. 

Böyle bir durum da İsrail’de siyasi felce yol açtı: Ülke, yaklaşık bir yıl boyunca sınırlı yetkilere sahip geçici bir hükümet tarafından yönetiliyor olacak. 

Birçok kişi, bunun Liberman’ın kendisini “seküler umut” olarak pazarlama taktiğinin bir parçası olduğunu iddia etti.

Yardım derneği Tikvah Fund’ın Haredi İsrail Bölümü Başkanı Haham Yehoshua Pfeffer, The Independent’a yaptığı açıklamada, “Liberman, İsrail’in İran’a, yani dini baskı göreceğimiz üçüncü bir dünya devletine dönüşeceği fikrini ileri sürdü. Şayet dine karşı sekülerlik ayrımını milli bir mesele haline getirebilirse, bu durum sola karşı sağ şeklindeki geleneksel bölünmeden daha derin bir ayrımın kök salmasına neden olacaktır” diye konuştu.

Haredi gazeteci Tzippy Yarom da aynı fikirde. 

Yarom, “Liberman, sağı parçalamaya çalışıyor. Böylece sağ, aslında öyle olmadığı halde, Ultra-Ortodokslara karşı seküler gibi görünecek” dedi. 

Ancak bu, tamamen yeni bir strateji değil.

The Independent’ın görüştüğü Haredi Yahudi cemaatinin birçok üyesi, İsrail’de seçimlere gidilen süreçte, seküler eğilimli partilerin “Haredi düşmanlığıyla” daha fazla oy kazanmak istemesinin nadir bir durum olmadığını belirtiyor.

Gözlemciler ayrıca, bir “öcü” göstermenin yararlı olabileceğini vurguluyor. 

Ancak dindarlara karşı laikler ayrımına giden kaymanın, sol ve sağ çatışmasının aksine yaklaşan seçim kampanyasındaki söylemleri belirlemesi muhtemel.

Bu kısmen ultra-Ortodoksların, hakkındaki üç yolsuzluk suçlamasına rağmen bu yıl ikinci kez seçim kampanyası yürütecek olan Netanyahu’ya çok güvenilir ortaklar olduğunu kanıtlamasından kaynaklanıyor. 

Eğer Netanyahu gelecek seçimleri de kazanırsa, ortak sandalye sayısı (nisanda 16’ydı) sağcı bir koalisyon girişiminin temelini oluşturacak ve bu da söz konusu tartışmayı ön plana çıkaracak.

 

 

Haredi partiler olan Şas ile Yahudi Birleşik Tevrat (UTJ) partisinin sözcüleri The Independent’a yaptıkları açıklamada ne olursa olsun Netanyahu’nun arkasında duracaklarını söyledi. Sözcüler, Netanyahu aleyhindeki davaların “siyasallaştırıldığına” inanıyor.

UTJ milletvekili Yitzchak Pindrus, Başbakan Netanyahu ve eşini Hollywood’daki dostlarından kişisel iyilikler karşılığında cömert hediyeler almakla suçlayan “1000” numaralı dosyayı kastederek, “Bir şişe şampanya veya puro yüzünden görevine son verilmiş herhangi bir cumhurbaşkanı ya da başbakan tanıyor musunuz?” diye sordu.

Pindrus, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnsanlar onun kaç puro aldığını veya verdiğini kontrol etmenin dışında, onu görevden uzaklaştıramaz. Bu hiç de mantıklı değil. Şu anda İsrail halkı Netanyahu’yu istiyor. Uluslararası ölçekte iyi işler çıkarıyor. Yeni bir yuva bulmaya gerçekten ihtiyacımız yok.”

Seçimlerin yanı sıra, laik ve dini topluluklar arasındaki gerilim son birkaç yılda hararetlenirken, analistler toplum genişledikçe bu gerilimin de tırmanacağını düşünüyor. 

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün (IDI) son raporuna göre, ultra-Ortodoks Yahudi topluluğu ülkede nüfusun yüzde 12’sini oluşturuyor. Ancak topluluk 2065’e kadar İsrail’in toplam nüfusunun 3’te birine tekabül edecek. 

Daha geçen ay Kudüs’te Haredi cemaatiyle güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı. Sebebiyse Eurovision şarkı yarışmasının finallerinin cumartesi günü yapılarak Şabat’ın kutsallığına aykırı görülmesiydi.
 
Haredi göstericiler ayrıca, cumartesi günleri dükkanların, alışveriş merkezlerinin ve otoparkların açık olması nedeniyle sık sık polisle karşı karşıya geliyor.

Öte yandan bu da, Aşkelon ve Aşdod’da mağazaların hafta sonu dini sebeplerle kapalı olmasını protesto eden öfkeli laiklerle güvenlik güçleri arasında başka çatışmalara yol açtı.

Bu gerilimleri vurgulayan eleştirmenler ultra-Ortodoksların devlete büyük ölçüde yük olduğu yönünde suçlamada bulunuyor.

Eleştirmenler ayrıca, Ultra-Ortodoksların çoğunlukla devlet yardımına bel bağlayan, iş gücüne az katkıda bulunan ve dolayısıyla az vergi veren yoksul aileler olduğunu söylüyor. 

IDI verilerine göre, çalışabilecek yaşa gelen Haredi erkeklerinin yaklaşık yarısı işsiz. Bunların birçoğu çalışmak yerine tüm gün Tevrat’ı öğrenmeyi ve anlamaya çalışmayı tercih ediyor. Çalışma yaşındaki Ortodoks olmayan erkeklerinse sadece yüzde 10’unun işsiz olduğu belirtiliyor.

Öte yandan Haredilerin istihdamı istikrarlı bir şekilde artsa da, bu kesimin çalışanları genellikle düşük ücretli ve yarı zamanlı işlerde çalışıyor. Ultra-Ortodoksların neredeyse yüzde 50’si yoksulluk içinde yaşıyor.

Bir diğer tartışmalı konuysa zorunlu askerlik. İsrail’in kuruluşundan bu yana, tüm günlerini dini eğitime ayıran ultra-Ordodoksların askerliği tecil ettirme ve sonrasında da askerlikten ömür boyu muaf olma hakları bulunuyor.

Çünkü Ortodoks liderler, kadın ve erkeklerin birlikte bulunduğu orduyla tam bütünleşmenin dini yaşam tarzlarını zayıflatacağından korkuyor. 

Ancak son yıllarda askere yazılan genç Haredi erkeklerinin sayısında yüzde 50 civarında artış oldu. Knesset Araştırma ve Bilgi Merkezi’nin (RIC) geçen yılki raporuna göre, orduda kayıtlı 7 bin Haredi asker bulunuyor.  

Yine de çoğu kişi Haredilerin askerlik hizmetinden kaçınmasından dolayı cezalandırılmamasını haksızlık olarak görüyor.

Son birkaç yıldır, Haredilerin askere alınması ve gitmeyenlerin cezalandırılmasına yönelik ciddi askeri kanun tartışmaları yaşanıyor.

Bu tartışmalar Netanyahu’nun koalisyon kurma çabaları sırasında zirve yaptı.

Liberman, ultra-Ortodoks Yahudileri de kapsayan askerlik kontenjanın artırılması talebinden vazgeçmeyeceğini, toplam 16 sandalyeye sahip Haredi partilerin bilmesini istiyor.

Knesset’in Haredi üyeleri ise Liberman’ın pozisyonunun ideolojik değil kişisel olduğunu ileri sürüyor.

Pindrus, “Bizimle doğru dürüst bir müzakere yapmadı. Onun hayır bizim de evet dediğimiz bir durum olmadı; bu bir oyundu. Konunun ultra-Ortodoks partilerle ilgisi olduğunu sanmıyorum; bu, Liberman’la nefret ettiği Netanyahu arasında bir tartışma” dedi.

Diğer ultra-Ortodoks partisi Şas’ın bir üst düzey yetkilisi de Pindrus’un sözlerine destek verdi. Yetkili, şunları söyledi:

“Avigdor Liberman, Netanyahu’yu devirmek istedi. Şas üyeleri askerlik tartışmasının yeniden seçime gidilmesinin sebebi olmadığından ve Liberman’ın Netanyahu hükümetine katılmamasının ardında tamamen kişisel sebepler olduğundan emin.” 

Her 2 parti de İsrail’de aşırı muhafazakar politikalar uygulanmasını istedikleri iddialarını reddederken, gelecek seçimlerdeki amaçlarının “statükoyu korumak” olduğunu kaydetti.

Ülkenin dini yasalarla yönetilmesine ilişkin son dönemdeki çağrıların da ultra-Ortodoks siyasetçiler tarafından değil, aşırı sağ partilerin ittifakı olan Birleşik Sağ tarafından yapılması da dikkat çekiyor.

Haham Pfeffer de, Haredi cemaati “böyle patlamaya hazır bir konuya müdahil olmayacağını” belirtti.

Bu da mecliste dikkate sandalye sayısına sahip ultra-Ortodoksların gelecek seçimlerin tayin edicisi olabileceği anlamına geliyor.

“Hiç kimse Harediler olmadan sağcı bir koalisyon kuramaz” diyen Haham Pfeffer, sözlerini şöyle tamamlandı:

 “Onları ‘son damla’ olarak görmeyen bir koalisyonun kurulması zor.”

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://www.independent.co.uk/news/world

Independent Türkçe için çeviren: Cenk Korkmazer

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU