Amerika'nın Julian Assange’a yaptığı eziyet, tamamen Yemen’le ilgili

ABD, kesin olarak bildiklerinin herhangi bir şekilde, alternatif bir bilgi kaynağı tarafından ortaya çıkarılması karşısında çileden çıkıyor. Haber gündemini ellerinde tutmalarını tehdit eden böyle durumlar, mümkün oldukça zapt edilmeli

Fotoğraf: Reuters

WikiLeaks sitesi, ABD hükümetine ait Afganistan, Irak ve Yemen’deki savaşlarla ilgili muazzam boyutta belgeyi 10 yıl önce ifşa ettiği sırada Kabil’deydim. Belgelerin yayımlandığı gün, ismini kullanmadan brifing alabilmek için Amerikalı bir yetkiliyle telefonda görüşme ayarlıyordum. Konuşmamız sırasında, haber servislerinden daha az önce ne öğrendiğimi söyledim.

Fazlasıyla ilgisini çekti ve bana sızdırılan belgelerin gizlilik derecesiyle ilgili neler bilindiğini sordu. Olanları anlattığımda rahatlamış bir tonda yanıt verdi: Gerçek sırlar değil o halde.

Daha sonra kaldığım otelde bir araya geldiğimizde, dünyada kıyamet koparan belgelerin sızdırılmasını neden bu kadar önemsemediğini sordum.

İzah ederken, ABD hükümetinin, bu belgeleri çok sayıda sivil ve askeri yetkilinin erişimine sunmanın, ileride muhtemelen sızdırılacağı anlamına geldiğini bilmeyecek kadar saf olmadığını söyledi. ABD’nin güvenliğine gerçekten zarar verebilecek her bilgi, sızdırılan belgelerden ayıklanmıştı.

Zaten o da, “WikiLeaks’ten çok büyük sırları öğrenmeyeceğiz. Zira bunlar, Beyaz Saray, Pentagon ya da Dışişleri Bakanlığı tarafından çoktan sızdırılmıştı” dedi.

Yaptığı çıkarımı inandırıcı buldum ve ardından WikiLeaks’in sızdırdığı belgelerin hiç de gizli olmadığına dair bir yazı kaleme aldım.

Ne var ki saf olan taraf, arkadaş canlısı ABD'li yetkili ve bendim. Devlet sırlarının asıl amacının; hükümetlerin kendi çıkarlarını tesis etmesini sağlamak ve dikkatlice seçilmiş “gerçekler”den kurulu, genellikle hakikatin uyduruk tasvirini halka ulaştırmak olduğunu unutmuştuk. Kesin olarak bildiklerinin herhangi bir şekilde veya alternatif bir bilgi kaynağı tarafından ortaya çıkarılması onları öfkeden deliye çeviriyor. Haber gündemini ellerinde tutmalarını tehdit eden böyle durumlar, mümkün oldukça zapt edilmeli, mümkün olmadığındaysa sorumlular takibe alınmalı ve cezalandırılmalı.

Bir hükümetin -bu vakada ABD hükümeti- olaylarla ilgili kendi lekeli tasvirini muhafaza etmek için her çareye başvuracağına dair elimizde iki güzel örnek var: Bunlardan ilki, WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın Casusluk Kanunu uyarınca 2010’da 750 bin gizli askeri ve diplomatik belgeyi sızdırmakla suçlanması.

İkinci örnekse, son birkaç günde cereyan etti. Uluslararası medya, Yemen’deki savaşı her zaman başarılı bir şekilde yansıtmamış olabilir ancak bu görevi hakkıyla yerine getiren cesur gazeteciler ve haber kurumları var. Onlardan biri, Maggie Michael ve Neriman el-Mufti ile birlikte Yemen’deki savaşı sahadan olağanüstü bir şekilde aktararak uluslararası habercilik dalında 2019 Pulitzer Ödülü’nü kazanan Associated Press (AP) ekibinden Yemenli gazeteci Maad el-Zikri. Ekibin ortaya çıkardığı haberler arasında, ABD’nin Yemen’de insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırılar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Yemen’de varlığını sürdüren hapishaneleri de bulunuyor.

ABD hükümeti, açıkçası bu tür eleştirel gazetecilikten memnun olmadı. Pulitzer ödülleri geçen salı günü New York’ta dağıtıldığında, Zikri orada değildi çünkü ABD’ye giriş vizesi reddedilmişti. Yemen’in başkenti Sana’da artık ABD büyükelçiliği bulunmuyor. Zikri, iki ay önce vize başvurusu için Kahire’deki ABD büyükelçiliğine gitti. Ancak AP ve prestijli başka birçok kuruluş tarafından tamamen desteklenmesine rağmen başvurusu geri çevrildi.

AP’nin daha fazla baskı kurmasının ardından ikinci bir vize başvurusu yapan Zikri, bu kez büyükelçilikteki bir diplomatla görüştü. Zikri, kendisinin şunları sorduğunu söylüyor:

“ABD büyükelçiliği, AP için haber yapan Yemenli bir araştırmacı-gazetecinin terörist olduğunu mu düşünüyor? Benim terörist olduğumu mu söylüyorsunuz?”

Diplomat, Zikri’ye vizesiyle ilgili “çalışma” yapacaklarını ya da başka bir deyişle, Washington’daki büyüklerine ne yapmaları gerektiğini soracaklarını söyledi. Zikri, “Dolayısıyla bekledim, bekledim ve bekledim. Ve şu ana kadar da onlardan hiçbir haber alamadım” diyor.

Tabii ki Washington, böyle bir durumdaki bir Yemenliye vize vermek için herhangi bir yasaktan feragat etme konusunda tam yetkiye sahip ancak onlar feragat etmemeyi seçti.

Assange ve WikiLeaks’in 2010’da yaptıkları, Zikri ve AP’nin 2019’da yaptığıyla karşılaştırılabilir mi? Bazı yorumcular, utanmadan, Assange’ın peşine düşmenin ve onun ABD ya da İsveç’e muhtemel iadesinin incelendiği mevcut hapis cezasının, ifade özgürlüğüyle bir ilgisinin bulunmadığını iddia ediyor.

Aslında o, her gazetecinin yapması gerekeni yapıyordu ve bunu da çok başarılı bir şekilde yerine getiriyordu.

Gelin, örnek olarak Yemen’e bakalım. Son günlerde ABD'li üst düzey yetkililer, Suudi Arabistan ve BAE destekli güçlerle savaşan isyancı Husileri yönlendirdiği ve silahlandırdığı iddiasıyla İran’ı kınayan açıklamalar yaptığı için gündemde son derece önemli bir haber var. Sözüm ona İranlı bu vekil savaşçıların eylemi, ABD ile İran arasındaki karşılıklı meydan okumada bir savaş sebebi olabilir.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Husilerin elindeki “füze sistemi, donanım, askeri imkan ve kabiliyeti” İran’ın sağladığını belirtiyor.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik drone saldırısı ve diğer eylemlerinin sorumlusu olarak gördüğü İran’ın, ABD’den “çok güçlü bir karşılık görme” riskinin olduğunu söyledi.

ABD, Suudi Arabistan ve bugün Yemen’de müttefikleri her kimse onların, Husilerin İran’ın sağladığı silahlarla donatılmış piyonlar olduğuna ilişkin suçlamaları uzun bir geçmişe sahip.

Fakat Washington’ın yıllar içinde çok da değişmeyen bu iddialarla ilgili gerçekte ne düşündüğü hakkında ne biliyoruz?

İşte tam da burada WikiLeaks imdada yetişiyor.

ABD’nin Sana Büyükelçiliği bugün kapalı olsa da ABD Büyükelçisi Stephen Seche’nin Dışişleri Bakanlığı’na “Husiler kimdir? Nasıl savaşıyorlar?” başlıklı detaylı bir rapor gönderdiği 9 Aralık 2009’da açıktı. Birçok kaynağa atıfta bulunan rapor, Husilerin hükümetin askeri yetkililerine rüşvet yedirerek “silahlarını Yemen karaborsasından temin ettiğini” belirtiyor. Raporda sözleri alıntılanan Yemenli üst düzey bir istihbarat yetkilisinin şu ifadelerine yer veriliyor: "İranlılar Husileri silahlandırmıyor. Husilerin kullandığı silahlar Yemen menşeli.” Bir diğer üst düzey yetkili de Husi karşıtı ordunun, “(Husilerin) silahlarının İran’dan geldiğini söyleyerek başarısızlıklarını örttüğünü” anlatıyor.

Savaş konusunda Yemenli uzmanlar, Husilerin silah temin etmesinin bugün bile İran’la çok az ilgisi bulunduğunu söylüyor. Yemen, her zaman parayı bastırdığında büyük ve küçük silahların neredeyse istenilen miktarda elde edilebildiği, büyüyen bir silah karaborsasına sahip. Suudi Arabistan ve BAE tarafından bol miktarda beslenen Husi karşıtı güçler, Husilere veya başkalarına silah satarak kar etmekten mutluluk duyuyor.

Büyükelçilik çalışmasında daha önceki bir döneme ait bir bölümde, “hassas rapora” -muhtemelen CIA ya da bir başka istihbarat kuruluşuna- atıfta bulunuluyor. Raporda, Katyuşa füzeleri isteyen Somali’den aşırılık yanlılarının, kolayca Kızıldeniz’i geçtiği ve bu füzeleri Yemen karaborsasında satın aldığı ifade ediliyor.

ABD hükümetinin hem Assange’a hem de Zikri’ye zulmetmesinin sebebi, en az 70 bin kişinin öldürüldüğü Yemen savaşı hakkında önemli bilgileri ortaya çıkarmış olmalarıdır.

Yemenli cesur gazeteci, “Bu toprakların, bugünkü trajik durumuna ulaşarak böylesi fakirleşmesinin en önemli sebeplerinden biri, ABD yönetiminin Yemen’i topluca cezalandırmasıdır” diyor. Bu, bariz şekilde doğru ancak şüphesiz Washington’da birileri bunun gizli olduğunu sanıyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Cenk Korkmazer

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU