Sabır ve yetkiyi kullanma arasında Kays Said

Cumhurbaşkanı ile Nahda ve onu parlamentoda destekleyenler arasındaki bu açık çatışmanın ortasında, Tunus nereye gidiyor ve bunu çözmenin bir yolu var mı?

Fotoğraf: Reuters

Tunus Devlet Başkanı Kays Said, siyasi sahnedeki çeşitli kimlikleri ve varlıkları ile Tunuslu siyasi güçlere karşı topyekûn bir savaş ilan etti.

Bunun için de güvenlik güçlerinin millileştirilmesinin 65'inci yıl dönümünü seçti.

Çok daha önemli olan meseleleri bir kenara bırakıp yaptıkları işe odaklananlar için bir atasözü olarak kullanılan Imru'ul Kays'ın "Bugün eğlenir yarın savaşırız" beytini "Bugün sabreder yarın yetkimizi kullanırız" şeklinde değiştirerek sloganı haline getirdi.

Anayasa silahıyla ateş açtı ve hukuk kalkanını kuşandı.


Cumhurbaşkanı ile Tunus parlamentosundaki en büyük parti olan Nahda Hareketi ve onunla birlikte başbakan adayı el Meşişi arasındaki anlaşmazlık artık işaret dilini bırakıp, tehdit diline geçiş yaptı.

Cumhurbaşkanı güvenlik güçleri subaylarından oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada, anayasayı istisnasız herkese uygulamaya kararlı olduğunu, partisi, soyu ya da zenginliği için hiç kimseye istisna tanımayacağını söyledi.

Onların önünde hiç kimsenin dokunulmazlığın koruması altında cezadan kaçamayacağını deklare etti.

Cumhurbaşkanının sadece ordu değil, sivil güvenlik güçleri de dahil olmak üzere Silahlı Kuvvetler Başkomutanı olduğunu öngören anayasa maddesi silahını kınından çekti, Burgiba ve sonrası döneme ait metinlere atıfta bulundu.
 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bugün Tunus'taki siyasi mücadelenin üç başı var: Cumhurbaşkanı, Parlamento Başkanı ve Başbakan.

Cumhurbaşkanı karşıtları, kendisinin bir başbakan değil, Burgiba ve Bin Ali dönemlerinde yürürlükte olan ve tüm yürütme yetkilerine sahip olan cumhurbaşkanı yardımcılığı dışında hiçbir yetkisi olmayan birinci bakan pozisyonunu istediğini söylüyorlar.

Tunus'taki siyasi anlaşmazlık, anayasayı yorumlama hakkına sahip olan Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunu engelledi ve bu da anayasa hukuku profesörü olan Cumhurbaşkanı Kays Said'in anayasayı yorumlamayı tekeline almasına olanak tanıdı.

Ülkenin korona salgını nedeniyle yaşadığı boğucu ekonomik kriz ve krizle yüzleşmek için politikalar geliştirip uygulayabilecek bir hükümetin yokluğu ışığında, Cumhurbaşkanı, anayasa ve hukuk silahını kullanarak geniş bir çatışma cephesi açtı.

Nahda siperlerine dolaylı değil, doğrudan baskın düzenledi. Nahda buna karşı ateşle karşılık verdi ve Cumhurbaşkanını anayasayı otoriter projesine hizmet edecek şekilde yorumlayan bir diktatör projesi olarak tanımladı.


Tunus'ta iktidar tarafları arasındaki anlaşmazlık bugünün ürünü değil, siyasi sistem, Yasemin Devrimi'nden bu yana son derece iç içe geçmiş bir durumda. Kendisi bir başkanlık ya da parlamenter sistemden ziyade, ikisinin karışımı bir sistem.

Bu karışın, dönemin başbakanı Yusuf el Şahid ile yetkiler konusunda anlaşmazlık yaşayan merhum Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi zamanından beri yenilenen kompleks bir kafa karışıklığına yol açıyor.

Ne var ki Sibsi, esnek ve deneyimli bir politikacı zihniyetiyle, doğrudan ve aleni bir çatışmayı atlatmayı başarmış ve anayasal yetkileri bir kenara bırakıp ulusal çıkarları öne çıkararak Şahid tarafından aday gösterilen tüm bakanları kabul etmişti.

Mevcut çatışma ortamında sivil güçler de taraflar arasında siyasi uzlaşıyı sağlayacak yollar bulmak için çabalıyorlar.

Bunların başında da tüm güçleri bir araya getiren bir diyalog önerisi yapan Tunus Genel İşçi Sendikası geliyor.

Ancak Cumhurbaşkanı Kays Said, sendikanın girişimini kabul etmeyip özellikle Nahda Hareketi ile yüzleşme arenasını tercih etti.

Cumhurbaşkanı, her sabah güvenlik güçlerinden kendisini ülkede neler olup bittiğinden haberdar eden raporlar alıyor, mali, hatta davranışsal ihlalleri öğreniyor.

Bu, ona muhaliflerinin karşısında bir silaha dönüştürdüğü bilgi gücünü veriyor.


Nahda Partisi de kendi siyasi ve güvenlik hesapları, parlamento içinde ve dışında kendisini destekleyen güçleri olduğundan, Cumhurbaşkanı'nın kendisine kelepçe vurma, hatta gücünü etkisiz hale getirmeyi amaçlayan politikalarına taviz verme veya boyun eğme eğiliminde olamaz.

Bu nedenle Nahda, güvenlik güçlerine yaptığı konuşmadan sonra Cumhurbaşkanı ile çatışmayı tırmandırdı. Sözlerini yumuşak bir darbe girişimi ve otoriter bir yönetim çağrısı olarak niteledi.

Burada akla şu soru geliyor:

Cumhurbaşkanı ile Nahda ve onu parlamentoda destekleyenler arasındaki bu açık çatışmanın ortasında, Tunus nereye gidiyor ve bunu çözmenin bir yolu var mı?

Görünüşe göre işler kazanan ve kaybeden denklemine doğru ilerliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 70'in üzerinde oy alan Cumhurbaşkanı Kays Said, çoğunluğu gençlerden oluşan halk tabanının gücüyle silahlanmış.

Anayasal popülizmi temsil ediyor ve karşısında duranlara karşı bir silah olarak kullandığı öz yeteneklere sahip bulunuyor.

Tunus kamuoyu, Cumhurbaşkanının dürüstlüğü ve elinin temiz olduğu konusunda neredeyse hemfikir; o sadece kitaplara sahip, bir partisi yok ve popüler tabanı Tunus'un dört bir yanındaki gençlerden oluşuyor.

Anayasayı siyasi aktörler karşısında zırhlı bir silaha dönüştürme, Arap dilini kullanma, eski ve modern Arap şiirinden alıntılar yapma, bunu Fransızcanın baskıladığı Arap kimliğinin ifadesi olarak gören Tunus halkına hitap etmenin bir aracı olarak kullanma yeteneğine sahip.


Medya organları ona karşı duruşlarında bölünmüş durumdalar, ancak muhalif olanlar dahil medya organları, güdüleri ve finansmanı konusunda şüphe duyan halkı seferber ederek aslında ona hizmet ediyorlar.

Geçtiğimiz günlerde, Kays Said'e kişisel olarak büyük bir taş atıldı ve vicdanını, vatanseverliğini ve temiz elliliğini hedef aldı.

Milletvekili Reşid el Hiyari bir televizyon programında, elinde Cumhurbaşkanı Kays Said'i seçim kampanyasını finanse etmek için ABD istihbaratından para almakla suçlayan belgeler olduğunu söyledi.

Bunun üzerine başlatılan soruşturmayı askeri savcılık üstlendi. Bu iddiayı ortaya atan milletvekili daha önce de birden fazla taraf için suç duyurusunda bulunmuş, ama soruşturmalar geçerliliğini kanıtlamamıştı. Milletvekili Reşid Hiyari'nin sözleri, özellikle karşıt kamptan olduğu için Cumhurbaşkanı'na karşı verilen sıcak savaş sahasına zorla sokulan bir silah mıydı?

Herkes geri dönüşü olmayan çizgiye ulaştı, savaş daha da genişliyor ve her gün sahaya yeni bir silah dahil oluyor.

Herkes Cumhurbaşkanı'nın bugün durduğu sabır çemberinin ardından gireceğini söylediği yetkiyi kullanma çemberini bekliyor. Hiç şüphesiz yarın, bekleyeni için çok yakındır.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Independent Türkçe için çeviren: Beyan İshakoğlu

Şarku'l Avsat

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU