İşte Irak’ın geçmiş -ve muhtemelen gelecekteki- Başbakanı İbadi’yle görüşmemizde yaşananlar

İbadi, daha yeni kanarya yemiş bir ev kedisi gibi ve o kanarya, Donald Trump, Obama, IŞİD, hatta belki de Musul olabilir

Haydar İbadi / Fotoğraf: The Independent

Ortadoğu’da bana her zaman hayvanları anımsatan bazı siyasetçiler olmuştur. Baba Esad her daim Şam’ın gaddar aslanıydı. Mısırlılar bile Hüsnü Mübarek’e meşhur Fransız peyniri “La Vache Qui Rit”nin sırıtan ineğinin adını takmıştı.

Ancak Haydar İbadi’nin benim Ezop masalımda kendine yer bulması biraz vakit aldı. Irak’ın önceki -ve muhtemelen bir sonraki- başbakanını, tıknaz, neşeli ve kendine epey güvenen bir halde oturduğu koltuktan sıçrarken tasavvur edince şunu fark ettim: O, az önce kafesi açıp içindeki kanaryayı midesine indiren ve bu konuda insanların ne düşündüğünü zerre kadar umursamayan ev kedisiydi.

O kanarya IŞİD, Barack Obama, Donald Trump, Muhammed bin Selman ya da Iraklı herhangi bir siyasetçi olabilir. Bir ihtimal Irak’ın petrolü, ekonomisi ve hatta korkarım ki Musul da olabilir.

Muhtemelen bir imparatorluk kediciği olsa da İbadi’nin keskin pençeleri var ve halefi Adil Abdulmehdi kaybedince iktidara dönme fikrini gizlemiyor. Zalim değilse de acımasız bir kedi olduğu kesin.

İşte karşımda durmuş, IŞİD lideri Ebu Bekir Bağdadi’nin dünyayı tehdit ettiği nemrut videosuyla yeniden ortaya çıkmasından kısa süre önce, ileri görüşlü bir biçimde konuşuyor:

“DAEŞ bitti mi? Bir devlet olarak evet. Yeniden o noktaya gelemezler. Fakat bir terör örgütü olarak değil… Sizi uyarmalıyım. Fena halde yaralı ve hayallerinin sona erdiğini fark ediyor. Dolayısıyla eski günlere dönmek için elinden geleni yapacak. Öyle sanıyorum ki orada burada ses getirecek bazı operasyonlar düzenleme peşinde. Çok plan yapıyor… Bir de lider kadrosundaki herkesi hesaba katmamış olmamız var. Liderlerinden bazılarının nerede olduğunu bilmiyoruz. Bir başka tehlike de bu. Bir Iraklı olarak bu liderlerin çoğunun Iraklı olmasından endişe duyuyorum. Onun için çok ama çok uyanık olmak zorundayız.”

Ah! İbadi kesinlikle doğru bir noktaya parmak bastı.

2014-2018 yıllarında, 4 yıldan fazla bir süre Irak’ın başbakanıydı. Obama’dan Trump’a geçiş sürecinde her ikisiyle de temas kurdu. Fark edildiği üzere, elbette, Obama’yla bir daha muhatap olma mecburiyeti yok. Pekala Trump’la görüşmeye devam etmek zorunda kalabilir. Obama yoğun eleştirilere maruz kalır ancak Trump pek öyle değil. Dahası bütün hikaye, tahmin edildiği gibi hala IŞİD’in etrafında dönüyor.

“İstikametini genellikle IŞİD’le mücadeleye çeviren ABD yönetimi ‘Irak bir arada tutulmalı’ diyor. Ancak bize ne kadar destek verebilirler? Hatırlarsanız 2015’te ‘IŞİD’le savaşta bizi destekleyeceğini’ söyleyen Başkan Obama’nınkiler dahil birçok vaat dinledim. Bunları kamuoyuyla da paylaştım. Sahada yaşanan savaşın acı verici olduğunu fakat ABD’nin vadettiği desteğin gerçeğe dönüşmediğini dile getirdim. Biz terör örgütüne göğsümüzü gererken, destek vermede çok ağırdan aldıklarını anlattım. Söz konusu durumun savaşı tehlikeye attığını söyledim. Bu iş sayın Obama’yı mutlu etmedi. (Dediğine göre) Cumhuriyetçiler meseleyi Kongre’de aleyhine kullandı. Ancak ona şöyle dedim: ‘Üzgünüm. Bunu yapmak zorundaydım. ABD’de ve Avrupa’nın geri kalanında işlerin nasıl yürüdüğünün farkındayım. Sahada gösterdiğimiz çabaya daha fazla destek vermeniz için sizi zorlamak adına bildiklerimi kamuoyuyla paylaşmam gerektiğinin farkındaydım. Sizi utandırdığım için üzgünüm. Fakat bizler orada (Irak’ta) kendi vatandaşlarımızı feda ediyoruz. Mümkün olan her türlü desteğe ihtiyacımız var.’”

Manchester aksanına ve doktora yaptığı Manchester Üniversitesi’ne özgü bir nezakete sahip olsa da konuşurken, bazen daha önce İngiltere’de sürgünde yaşamış Iraklıların sesini duyabiliyorsunuz. Siyasetten ziyade iş dünyası üzerine konuşuyor. Oysa İbadi’nin yazmaya niyetlendiği hatıratında tekrar edeceği kesin olan, ABD ordusu ve Trump hakkında merak uyandırıcı bir hikaye var:

“Sanırım (Trump’ın) geçiş dönemini Irak’ın menfaati için kullandığımı söyleyebilirim. (ABD) ordusunun bize destek vermek istediğini anlıyorsunuz. Dolayısıyla hiç vakit kaybetmeden bu durumdan istifade ettim. Amerikalı bazı generallerin bana, ‘Bayım, yeni başkanla görüşmek dahi istemeyen komutanlarımız var’ dediğini hatırlıyorum… Ben Trump’la, onların (Amerikalı komutanların), kendi başkanlarıyla kurduğundan daha çok iletişim kuruyordum.”

Bu sözler de kulağa çok doğru geliyor. İbadi hikayesine devam ediyor:

“Dolayısıyla bu durumu kullandım ancak kötü bir şekilde değil… Bazen ‘Eğer siz (generaller) en üstteki adamla benim konuşmamı istiyorsanız, konuşurum’ derdim. Onlar da ‘Hayır, hayır, hayır. Bunu biz yapacağız’ derlerdi… Trump beni şaşırttı. Benim açımdan bakıldığında kendisinin çok iyi bir dinleyici olduğunu size anlatmam şart. Dinliyor ve fikrini değiştiriyor. 7 Müslüman ülkenin, (ABD’ye) girişi yasak ülkeler listesine alındığı zamanı bir hatırlayın… ABD yönetimindeki herkes bana Trump’ın fikrini değiştirmeyeceğini söyledi. Irak’ı listeye almanın kötü bir fikir olduğunu bildiklerini ancak Trump’ın aklındakini değiştirecek biri olmadığını söylediler. Dolayısıyla onunla doğrudan konuştum ve kendisine (Irak’ın bu konudaki duruşunu) izah ettim. Bana ‘Üzgünüm. Bilmiyordum. Bu konuyu gözden geçireceğim. Irak’ı (listeden) çıkaracağım’ dedi ve öyle de yaptı.”

İbadi, Trump 2018’de Suriye’den birliklerini çekeceğini ilan edince onu hemen aramak zorunda kaldığını anlatıyor:

“Ona, ‘Peki, tercih size kalmış ama IŞİD’in hala Suriye’nin doğu kesiminde, Suriye’nin doğusundaki çok büyük bölgelerde bulunduğu ve çok tehlikeli olduğu konusunda sizi uyarıyorum. Üstelerinden gelene kadar gözümüzü bu meseleden ayırmamamız gerekiyor’ dedim.”

İbadi’nin anlattıkları karşısındakine mantıklı geliyordu:

“‘Bizim bu işten çıkarımız ne olacak?’ diye sordu. Sonra ‘2 bin personelin bulunduğu Suriye bana çok pahalıya mal oluyor. Bu benim değil, Rusya’yla birlikte İran’ın sorunudur. Bırakalım da onlar çözsünler’ dedi.”

İbadi’ye göre Trump, ülkesinin “İran’ı gözetleyebileceği”, ABD’ye ait “Irak’taki üs”ten uluorta bahsettiği sırada “yanlış yönlendirilmişti.”

“Bu, Irak topraklarının komşu bir ülkeye karşı kullanılmayacağını içeren Irak Anayasası’na aykırı bir durumdu.”

İbadi, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la birçok kez görüştüğünü, Batı’nın bakış açısının en baştan ve derinden kusurlu olduğu konusunda atıp tuttuklarını ama pragmatist biri olan Selman’ın Suudi müesses nizamın isteklerine karşı çıkarak kadınlara araba kullanma hakkı verdiğini anlattı.

 

 

Ne var ki İbadi’nin bu ifadelerinin devamında söyledikleri epey dikkat çekiciydi:

“Oysa insan hakları, dış politika, Yemen siyaseti, (kaçırılan Lübnan Başbakanı) Saad Hariri’ye yapılan muamele ve sonunda Kaşıkçı gibi diğer meseleler çok tehlikeli yönelişler. Çok tehlikeli. Diğer ülkelerin işlerine karışmam ancak bu adamın (Muhammed bin Selman) önünde çok parlak bir gelecek vardı. ‘Vardı’ diyorum. Çünkü şu an bundan emin değilim. Gördüğünüz gibi bir lider olmak için tamamen Batı’nın ve ABD’nin desteğine ihtiyacınız var. Öyle değil mi? Özellikle de Suudi Arabistan için. Denetim ve denge mekanizmaları olmadan bu desteğin gelebileceğini düşünüyor musunuz? İstanbul’da, konsoloslukta yaşanan şu operasyon çok ürkütücü. Yani diyeceğim o ki bu adam (Cemal Kaşıkçı) muhalefette değildi. Kendisi çok uzlaştırıcı biriydi… Bunun büyük bir yanlış hüküm olduğunu düşünüyorum. (ABD Başkanı) Trump olmasaydı işlerin daha farklı olduğunu görürdük.”

Obama’yla Yemen’deki Suudi savaşı hakkında tartıştıklarını anımsayan İbadi, muhatabına bu savaşı neden desteklediklerini sorduğunda şu cevabı almış:

“Obama, ‘Savaşı desteklemiyorum ancak oraya Suudileri aşırıya kaçmasınlar -ki kaçmamalılar- diye, onları kontrol etmek adına gittik’ dedi. (Ancak) sınırı fazla aştılar. Yemen’deki hasara bir bakın. Devasa… Bölgenin bir lideri olarak bu konuda, Suriye de dahil, bir şeyler yapma sorumluluğu hissediyorum.”

Terör, terör, terör. Bu kavram, İbadi’nin dünya görüşünde neredeyse Amerikan başkanının konuşmalarında duyulan sıklıkla ortaya çıkmaya başladı. Üstelik Musul konusu, uzaktaki bir karartıya dönüştü. Konuşma, İbadi’nin Musul’da kaç sivilin öldürüldüğünü öğrenme konusundaki çabalarına gelince söylevinin sonu mutlu bitmedi. 2017’de kendisine bin 400 kişinin öldürüldüğü söylenmişti. Ancak sonra bu rakamın içinde (yalnızca) “6 kadın ve 4 çocuğun” olduğuna hükmetti. Bir süre sonra da “Bazı binaların bombalandığını ve içlerinde ailelerin olduğunu biliyorum… Kazara vurulan binalar oldu” diyecekti.

Musul’un yeniden inşası, bölge sakinlerinin bombalar temizlendiğinde evlerini onarmalarına izin verilmesi ve eski binaların çok taraflı mülkiyeti konusundaki sorunlar üzerine çok şey konuşuldu. İbadi ayrıca, Musul’da etrafı sarılan savaşçılarını kurtarmaya çalışan IŞİD’i engellerken ne kadar endişelendiğini hatırladı. Zira IŞİD, ateşe devam edilmesi halinde adamlarına kaçabileceklerini söylüyordu.

“Onları tahliye edebilmek için teröristlerle müzakere yapmak zorundaydık. Planları buydu… Dahası elbette IŞİD’in Telafer’den çekilme girişimi vardı. Çok akıllı bir hamle yaptılar. Ancak bana kalırsa planlarını mahvettiler. Çok tehlikeliydi. Biz bunu keşfettik… Öyle sanıyorum ki onları bertaraf ettik.”

Bu nedenle Irak’ın eski -ve belki de gelecekteki- başbakanı endişesini dile getirdi: Ekonomik istikrar, ülkenin yeniden birleşmesi ve IŞİD’in imha edilmesi (elbette bunlar kendi kazanımları) “yuvarlanan bir topa dönüştü ve “onlar (mevcut Abdulmehdi hükümeti) buna ivme kazandırmak için harekete geçmek zorunda.”

Peki ya öyle yapmazlarsa ne olacak? Ah tabii, İbadi’nin Abdulmehdi’nin yerine geçerek bir kez daha IŞİD’e karşı zafer ilan etmeye ve ABD Başkanı’na Ortadoğu’da siyasetin, tabi gerçekte öyle bir politikası varsa, nasıl yürütüldüğü dersini vermeye hazır olduğunu görebiliyorum.

Düşündüm de İbadi’nin yerinde olmak istemezdim. Ne var ki o kanaryanın yerinde olmayı da hiç istemezdim.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU