Son zamanlarda Beyaz Saray’dan gelen homurtuların hepsi aynı şeye işaret ediyor: İsrail-Filistin meselesine iki devletli çözüm öldü

İki devletli çözüm kavramı, yakın zamana kadar uluslararası toplumun çoğunluğunun gözünde, 70 yılı aşan ihtilafı bitirmeye başlamanın en kabul edilir yoluydu

Fotoğraf: The Independent

Donald Trump’ın ağzı iyi laf yapan damadı Jared Kushner, iş İsrail ve Filistin Toprakları için uzun süredir beklenen barış planlarının iki devletli bir çözüm içerip içermeyeceği sorusuna gelince 2 kez kaçamak yanıt verdi.

Kushner, bir Times Live etkinliğinde konuşurken sözde “yüzyılın anlaşması”nın Ramazan ayının ardından haziranda sunulacağını teyit etti. 

“İnsanlar geleneksel hale gelmiş eski tartışma noktalarına odaklanırsa hiç ilerleme katedemeyiz” diyen Kushner, “Alışılmadık bir bakış açısı getirdik, geçmişteki tüm farklı çabalar ve bunların nasıl başarısız olduğu konusu üzerinde çalıştık... Bir parça farklılık katmak için uğraştık” diye ekledi.

İki devletli çözüm kavramı, yakın zamana kadar uluslararası topluluğun çoğunun gözünde 70 yılı aşan ihtilafı bitirmeye başlamak için genel kabul görmüş bir yoldu. Aşağı yukarı 1967’ye ait Yeşil Hat’ı takip eden sınırlara sahip, İsrail ve Filistin şeklinde iki devletli oluşumu öneriyordu.  

Donald Trump, eylülde iki devletli çözüm fikrini “beğendiğini” söylerken, bunun kendisine “en işe yarar” seçenek gibi geldiğini belirtmişti. 

Gel gör ki o tarihten bu yana Beyaz Saray’dan gelen tüm homurtular, iki devletli çözümün öldüğünü işaret ediyor. 

Genel seçim kampanyasını yolsuzluk davasının gölgesinde yürütmesine rağmen kazanan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, tantanalı geçen seçim sürecinde bu konuda hiç olmadığı kadar net davrandı. Seçim kampanyası için yaptığı geziler boyunca Filistin devleti ihtimalini bertaraf eden Netanyahu, Batı Şeria’nın derinliklerine uzanan Yahudi yerleşimleri İsrail topraklarına katmaya başlama sözünü verdi. Bu dediği, uluslararası hukuka göre yasa dışı bir vaatti. 

Netanyahu’nun çoğunluğu dini ve milliyetçi, aynı zamanda da Filistin’in bağımsızlığına karşı çıkan partilerin oluşturduğu bir koalisyon hükümeti kurması bekleniyor. 

Netanyahu’nun parti programını yorumlayanlar, başında olduğu Likud Partisi’yle sağ kanat müttefiklerinin elde ettiği zaferi, İsraillilerin yavaş yavaş tek devletli bir geleceğe doğru gittiğinin güçlü işareti olarak görüyor. 

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği bir anketin ortaya koyduğu net sonuçlar, 2008’de İsrailli Yahudiler arasında iki devletli çözüme destek verenlerin oranının yaklaşık yüzde 70’ken geçen yıl yüzde 47’ye kadar düştüğünü gösterdi. 

ABD’ye dönecek olursak, orada da rüzgar tersine döndü. Trump’ın Uluslararası Müzakereler Özel Temsilcisi Jason D. Greenblatt, Sky News Arapça kanalına yaptığı açıklamada, herkes “farklı” bir görüşe sahipken “iki devletli çözüm ifadesini kullanmak için ortada bir neden olmadığını” savundu. 

Daha sonra Yahudi Telgraf Ajansı’na konuşan Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkiliyse, “hiçbir zaman varılmamış barış ifadesini kullanmanın bir anlamı yok” sözleriyle yukarıdaki yorumlara açıklık getirdi. 

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da bu ayın başlarında ABD bütçesiyle ilgili görüşmelerin yapıldığı Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde iki devletli çözümü desteklemeyi reddetti. Senatör Vincent Kaine’in defaatle yaptığı acımasız sorgulamalar karşısında Pompeo, “İnsanlar, iki devletli bir çözüm arama ve bunu inşa etme çabalarına milyonlarca saatlerini harcadı. Bugüne kadar işe yaramadı. Belki bu öğleden sonra yarar ama şimdiye dek öyle olmadı” yanıtını verdi.  

Pompeo, bu sözlerinin iki devlet fikrinin öldüğü anlamına gelip gelmediğine yönelik doğrudan soruları da geçiştirdi. 

Bir zamanlar Obama yönetiminin Ortadoğu barış elçilerinden olan ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Martin Indyk, Associated Press haber ajansına konuşurken, Trump’ın yüzyılın anlaşmasının mimarlarının, iki devletli çözüm fikrinin “köhne bir düşünce” olduğuna inandıklarını söyledi. 

Indyk, “Filistinlilerin normal bir yaşam ve Arap devletlerinin finanse edeceği refah karşılığında, devlet özlemlerinden vazgeçmeye ikna edilebileceğini düşünüyorlar” dedi. 

ABD’nin planında neler olacağını kimse bilmiyor. Ürdün ve Mısır arasında muazzam boyutta toprak takası olacağına dair girdaba dönüşen ve kısmen kaçık söylentiler ortaya atıldı, Amerikalılar da yalanladı.

Ne var ki söylemde genel olarak görülen makas değişimi, Trump’ın statüsü tartışmalı Kudüs’ü geçen yıl İsrail’in başkenti kabul etmesi kararı sonrası ABD’yle ilişkileri zarar gören Filistinlilerin, ABD’nin barış planının ölü doğduğunu çoktan ilan ettiği anlamına geliyor. 

Salı günü yaptığı açıklamada barış planını reddeden Filistin’in yeni Başbakanı Muhammed İştiyye, çaresizlik içinde şunları söyledi: “Trump’ın Filistin’de hiçbir ortağı yok. Trump’ın hiç Arap, Avrupalı ortağı da yok.”

İki devletli çözüm ve Filistinlilerin bir devlete sahip olma hakkı konusunda dünyanın aldığı pozisyon ne olursa olsun, bu fikri baştan savmanın, açıkçası, bölge için kitlesel sonuçları olur. Arap komşuların Filistin’in bağımsızlığı konusundaki umursamazlığı artarken, neticede Filistin’in hiç olmaması görüşü ve İsrail’in önemli derecede genişlemesi, yurt dışında gerilimi ateşleyecektir. 

Halbuki içeride yaşanacaklar insanları çok daha fazla ilgilendiriyor: Bugünlerde Filistin Toprakları’nda yaşayan yaklaşık 5 milyon Filistinliye ne olacak? Onlar bu işe ne tepki verecek?

İsrail açısından bakıldığında bile iki devletli çözümde bir mantık var. Bu nüfusu İsrail’in içine katmak ülkenin demografik yapısını etkiler ve muhtemelen, Netanyahu’nun, müttefiklerinin ve pek çok İsraillinin başlıca inancı olan, geçen yıl tartışmalı ve anayasavari Ulus Devlet Yasası’yla kutsallaştırılan Yahudi devleti İsrail’in geleceğinin altını oyardı. 

5 milyon Filistinlinin dahil olmasıyla ortaya çıkacak İsrail’in yeni nüfusu, basit matematiksel hesaplamalara göre demografik dengeyi değiştirir ve bu durum İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si Yahudi, kalan yüzde 50’si de Yahudi olmayan Arap toplumlar şeklinde bölünmesine yol açardı. 

Analistlerin bu konuda vardığı iki muhtemel neticeye göre, demokratik bir ülke olan İsrail ya Yahudi karakterini kaybederdi ya da İsrailli Yahudi vatandaşların Arap olanlara nazaran daha fazla hakka sahip olduğu apartheid tarzı bir ülkeye dönüşürdü. 

Dolayısıyla 40 kilometreye uzanan bir alanda abluka altında tutulan, gelişmesine izin verilmeyen, 1,9 milyondan fazla nüfusunun yarısı yoksulluk sınırının altında yaşayan, gençleri arasındaki işsizlik oranı yüzde 70’in üzerine çıkan ve sularının yüzde 97’si içebilir olmayan Gazze için hem bir baş ağrısı hem de büyük bir acı söz konusu. 

Oralarda yaşanan insani krizin nasıl ele alınacağını hesaba katan bir öneri yok ortada. 

 


 *Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol
 

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU