IŞİD terörizmini ancak Batılı ülkeler vekalet savaşlarını körüklemekten vazgeçerse bitirebiliriz

Örgüt, savaşın getirdiği kaostan besleniyor. Tek yol, oksijenini kesmek

Fotoğraf: The Independent

Batılı hükümetler, Sri Lanka'da 253 kişinin hayatını kaybettiği intihar saldırılarının arkasında IŞİD'in olduğu netleşince, örgüte karşı harekete geçme garantisi vermekte hızlı davrandı.

IŞİD'in saldırılardan sonra yayımladığı videoda, Müslüman vaiz ve bombacıların lideri olduğu iddia edilen Zahran Haşim, -bombacı olduğu tahmin edilen- 6 erkekle birlikte, kendini halife ilan eden IŞİD lideri Ebubekir Bağdadi'ye biat ederken görülüyor.

Batılı liderler, her zaman olduğu gibi, IŞİD'i bitirebilecek kapasitede, ancak ulusal çıkarlarına aykırı olabilecek, etkili ama uygulanması güç tedbirlerden uzak duruyor. IŞİD'e çok az zarar verebilecek -sosyal medyaya erişimini kısıtlamaya çalışmak gibi- basit ama imkansız eylemleri taahhüt ediyor.

IŞİD'i, Pazar günü Sri Lanka'da yaptığına benzer katliamları organize edemeyecek ve gerçekleştiremeyecek ölçüde zayıflatmanın en iyi yolu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da 40 yıldan uzun süredir devam eden, El Kaide’yi ve -en ünlü ve tehlikelisi IŞİD olan- varyasyonlarını üreten savaşlara son vermekten geçiyor.

Hükümetler, IŞİD'in halen aktif olmasında hiçbir bakımdan sorumlu olmadıklarını iddia ederken, 23 Mart'ta İslam Devleti'nin son parçasının da ele geçirilmesini sağlayan Batı destekli saldırılara işaret ediyor.

Ancak, IŞİD'in bölgesel varlığının son bulması, Irak ve Suriye'de son aylarda görüldüğü üzere, gerilla savaşının ve terörist saldırıların yaşanmayacağı anlamına gelmiyor. Bu hadiseler pek fazla konuşulmuyor çünkü ya Irak-Suriye sınırındaki uçsuz bucaksız çöllerde yaşanıyor ya da Şam'daki Suriye hükümeti gibi sevmediğimiz rejimleri hedef alıyor.

IŞİD, savaştan doğdu. 2001'de, 11 Eylül zamanında, IŞİD'i doğuran El Kaide, fanatiklerden oluşan bir ağdan ve Afganistan'daki kamplarda bulunan birkaç yüz savaşçıdan ibaretti. Sayıları o kadar azdı ki, propaganda videolarındaki boşlukları doldurmak için yerel Afgan kabilelerinden adam kiralamak zorunda kalıyorlardı.

2003’te Irak'ın işgali, Ebu Musab Zerkavi liderliğindeki Irak El Kaidesini güçlü bir askeri harekete dönüştürdü. ABD’nin güçlenen varlığıyla mevzilerinden uzaklaştırılan ve Sünni Arap toplumundaki muhalefetle zayıflayan El Kaide, Irak'taki sığınaklara gizlenerek daha iyi zamanların gelmesini beklemeye başladı.

2011'de Suriye iç savaşının başlaması ve hareketin insan ve silah kaynaklarına ulaşmasıyla, örgüt, durumu avantaja çevirmekte gecikmedi. Bağdat'taki Iraklı liderlerin 2012-2013 yıllarında bana, Suriye'deki savaş hızlı biçimde sonuçlanmazsa, bunun Irak'taki direnişin fitilini yeniden ateşleyebileceğini söylediğini hatırlıyorum.

Kısa sürede haklı oldukları ispatlandı. IŞİD -artık böyle adlandırılıyordu- 2014'te sığınağından çıkıp da Musul'u alarak, Batı Irak ve Doğu Suriye'ye yayıldığında dünyayı hayrete düşürdü.

 

 

Batılı güçler gerçekten de IŞİD'i mağlup etmek istedi. Ancak aynı zamanda rakiplerinin -Rusya, İran ve Beşar Esad- Suriye savaşında kesin bir zafer kazanmasına yol açacak bir şey yapmaktan da kaçındı. 2015'te Rusya'nın askeri desteğini alan Esad’ın kazanacağı belli olduktan çok sonra bile, gitmesini talep etmeye devam etti.

Rusya, İran ve Esad'ı engellemek için Suriye'de ortalığı karıştırmak, muhalefetin parçalanmış olduğu gerçeğinden fayda sağlayabilecek IŞİD'in çıkarlarıyla epey örtüşüyordu.

Hükümet otoritesinin zayıf olduğu veya hiç bulunmadığı her yer, IŞİD'e fırsat sunuyor ve örgüt buralarda kök salabiliyor. Bu yüzden bu yıl, IŞİD'in Suriye'nin doğusunda yenilgiye uğrayacağı anlaşılınca, hayatta kalan binlerce militanını, bölgenin bitişiğindeki Batı Irak'a kaydırdı. Bir zamanlar IŞİD'in de facto başkentleri olan Musul ve Rakka'da suikastler ve intihar saldırıları tekrar başladı. Kürtlerin liderliğindeki kuvvetler de düzenli olarak pusuya düşürülüyor. Palmira yakınlarında Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgede Nisan ayında gerçekleşen bir dizi IŞİD saldırısında 36 kişi öldürüldü ve Esad yanlısı 10 asker esir düştü.

Irak'taki Sünni bölgelerde yeniden harekete geçen IŞİD hücreleri, çok uzak olmayan bir geçmişte, binlerce kişiyi öldüren uzun ve yıkıcı intihar saldırılarının hazırlık noktası olan Bağdat'ı alarma geçirdi.

IŞİD'in Irak'ın başkentinde bir kez daha Sri Lanka tarzı çoklu saldırı yapmayı başarabilmesi, muhtemelen sadece bir zamanlama meselesi. Bağdat'taki son büyük bombalı saldırı, 3 Temmuz 2016'da 340 sivilin ölümü ve yüzlerce insanın yaralanmasına neden olan bomba yüklü bir soğutucu kamyonuyla gerçekleştirilmişti. ABD, şu anda yaklaşmakta olan saldırıya karşı koyabilmek için elinden geleni yapmaya odaklanmalı. Ancak bunun yerine Washington, İran'a yönelik yaptırımlarının uygulanması için Irak hükümetine baskı yapmaya öncelik veriyor. Üstelik bu, Iraklıları bölecek ve IŞİD'in ekmeğine yağ sürecek bir şey.

Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Libya, Somali ve Kuzey Doğu Nijerya'da irili ufaklı en az 7 savaşın sürdüğü Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında da benzer bir durum söz konusu. Bu çatışmalar zaman zaman hızlanıp, zaman zaman yavaşlasa da asla sona ermiyor.

IŞİD ve türevleri için gerçek bir üreme alanı yaratan bu savaşların nedeni ise; iç savaşlara müdahil olan yabancı güçlerin, destekledikleri yerel odakların galip çıkmasını ya da en kötü ihtimalle yenilgiden kaçınmasını istemesi. Libya bunun iyi bir örneği: Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Fransa ve Rusya tarafından desteklenen General Hafter; Katar, Türkiye, İtalya, Tunus ve Cezayir destekli, Trablus'taki hükümete karşı savaşıyor.

Bu bölünme ve rekabetler; tüm çatışmalarda tekrarlanıyor ve bu da IŞİD'in bu kaos içinde kendisine her zaman yer bulabileceği anlamını taşıyor.

Aynı zamanda, IŞİD'in kapasitesine dair orantılı düşüncelere sahip olmak gerekir. IŞİD; Kolombo, Bağdat, Paris, Manchester, Westminster ve diğer yerlerde gerçekleştirdiği vahşetleri, haber gündemlerini domine etmek, korkuyu artırmak ve gücünü sahnelemek için tasarlıyor. Ancak bunların hiçbiri savaşı kazandırmıyor; hilafetin bu yıl başındaki yenilgisi gerçek ve bunun dönüşü yok.

Ancak bu durum, IŞİD'in genellikle “yumuşak” hedeflere terör saldırıları düzenleyen bir gerilla hareketi olarak yeniden dirilmeyeceği anlamına gelmiyor. IŞİD en temelinde, strateji ve taktiklerini koşullara göre uyarlayan, deneyimli askerlerin önderlik ettiği bir savaş makinesi. IŞİD'in sosyal medyadan çıkarılmasından sanki ölümcül bir darbeymiş gibi bahsedilmesi esas meselenın gözden kaçmasına neden oluyor.

Sosyal medya, IŞİD için önemli bir araç olabilir. Ancak örgüt, onsuz da yaşayabilir. Almanya'daki Naziler ve Kamboçya'daki Kızıl Kmerler gibi kültleşmiş vahşi hareketler, internetten çok önce var oldu ve zehirli mesajlarını sosyal medyayı kullanmadan da yayabildi.

IŞİD'e son vermenin tek etkili yolu, onu üreten savaşları sonlandırmak. Orta Doğu’nun ve Kuzey Afrika'nın büyük bir kısmı, uluslararası ve bölgesel rakiplerin yerel güçler üzerinden savaştığı bir cephe haline geldi. Bu devam ettiği sürece IŞİD de var olmaya devam edecek.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

 

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU