Dayanışma ve etkisiz hale getirme tavrı arasında gazeteci ve siyasetçi

Medya, toplumu ister şimdi ister yakın geçmişte ve isterse yakın gelecekte olsun etraflarında olup biten hadiseler ve değişimlerden haberdar kılmak amacıyla zorunlu bir görev olarak ortaya çıktı

Fotoğraf: Pixabay

Medya, toplumun siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer olaylara yönelik bilincine etki eden bilgilerin kaynağı konumundadır. 

Medya ile toplum arasındaki bu ilişkinin güven ve inanılırlık esasına dayalı olması gerekir. Zira gazeteci; haberleri eksiği fazlası, yalanı aldatması olmadan yani gerçek resmi değiştirmeye çalışmadan dikkatli ve objektif bir şekilde aktaran kişidir. 

Topluma aktarılacak bilgileri çarpıtarak, onların tutumlarını değiştirme hedefi gütmez. Gazetecilerin, “kutsal hedefler” ve “hayırlı amaçlar” uğruna bile olsa gerçeği, aldatıcı bir şekilde aktarması doğru değildir. Nitekim medyanın rolü, insanlara gerçeği aktararak, onlara bu gerçeği inceleme ve bizzat kendi değerlendirmeleri ile olayları kavrama imkânı sağlamaktır. 

Medya ile toplum arasındaki güven ilişkisi, günümüzde her zamankinden çok daha önem arz eden bir konu haline gelmiştir. Bu güven ilişkisini ancak gazetecileri haberleri gerçekliğe ve tarafsızlığa aykırı bir şekilde aktarmaya zorlayan ve medyanın gücünün daha üstünde olan bir otorite bozabilir. Medya üzerinde baskı kuran bu otorite, siyasi talimatlar veya sermayeler olabildiği gibi toplumsal baskılar veya ideolojik bağlantılar da olabilir. Bunlardan en tehlikelisi ise siyasi otoritedir. Esas olan, siyasetçi ile gazeteciler arasında olumlu bir ilişkinin var olmasıdır. Bu ilişkide, halka ve devlete birlikte hizmet eden mesleki görevler farklılık gösterir. Ne siyasetçi özgür basından vazgeçebilir ne de gazeteci siyasi gelişme ve olayları izlemekten. Her birisinin ayrı bir görevi vardır. Siyasi bir rol üstlenen gazeteci insanları kandırarak, hakikat konusunda bilinçlendirici rolünü işlemez hale getirir, değişim ve reformun önünde bir engel olur. 

Siyaseti otorite tarafından medyaya uygulanan baskılara güvenlik, siyaset, toplum, ekonomi ve diğer alanlardaki gereklilikler bahane gösterilir. Bu durumda gazeteciler, özgür basının değil siyasetin sözcüsü oluverir ve gerçeği şeffaf, tarafsız ve adil bir şekilde aktarma şeklindeki asıl işlevini yitirir. Böylesi bir tavır, gazeteciyi temel rolünü oynamaktan alıkoyarak siyasetin emir eri haline getirir ve ondan siyasi bakış açısını yansıtan veya medya adına hareket edip siyaset adına iş tutan bir kişilik çıkarır. 

Özelde gazetecilerin ve genelde medyanın siyasete bağlı bir kurum haline gelmesi gerek Batı’da gerek Türkiye veya dünyanın başka bir yerinde medyadan istenen rolü bitirir. Şöyle ki; modern devlet anlayışında medyaya ‘dördüncü kuvvet’ yakıştırması yapılır. Nitekim medya ne yasama gücüdür, ne yürütme, ne de yargı. Medyanın bu üç güçten birinin işlevini yerine getirmesi, onu esas vazife alanının dışına çıkarır, rolünü zayıflatarak yolundan saptırır. Zira medya, siyasi bir karaktere bürünmemelidir. Aksi bir tavır, medyanın rolünü yerle bir edecek, şahsiyetini alçaltacak ve görevini sorumlu, profesyonel ve samimi bir şekilde yerine getirmesine engel olacaktır. 

Günümüzde ulusal yayın yapan etkin medya kuruluşlarının asli görevi olan doğru ve objektif haberciliğin dışına çıkarak, siyasete bağlı bir kurum haline geldiklerine şahit oluyoruz. ABD’de yayın yapan medya kuruşlarından CNN International ve FOX News’in yayıncılığına bakıldığında siyasetin sözcüsü rolünü üstlenerek politik bir söylem geliştirdiklerini görüyoruz. FOX News, Cumhuriyetçilerin, Demokratlara karşı kullandığı bir araca dönüşürken, CNN International ise siyasetin sözcülüğünden de öte, militan özelliği ile dikkat çekiyor. Bu haliyle haberin güvenirliliğini yitiren CNN International, ulusal bir kanal olmaktan çıkarak Demokrat Parti’nin bir propaganda aracına dönüşmüş durumda. 

Arap ülkelerinde yayın yapan medya kuruluşlarına bakıldığında ise, yayına girdiği 1996 yılından beri birçok başarıya imza atan ve Arap Baharı’nı tetikleyen olayların içinde yer alan Al Jazeera kanalı, bu süreçten itibaren siyaseten bir taraf olmaya başladı. Son iki senedir devam eden Körfez krizinden sonra Al Jazeera, Katar’ın sadece resmi sözcüsü olduğunu değil, aynı zamanda yerel bir kanaldan da hiçbir farkı olmadığını ortaya koydu.

Medyanın asli görevinin dışına çıkarak, siyasetin sözcülüğüne soyunduğu bu dönemde The Independent ise editoryal bağımsızlığını zedelemeden yayın hayatını sürdürmeyi başardı. Doğru ve objektif yayıncılık ilkesini benimseyen Independent kısa sürede aylık 100 milyonu aşan okuyucu sayısına ulaşmayı başardı.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de medya tek sese bürünerek politik tarafların sözcüsü haline geldi ve siyasi bir karaktere bürünmeden, sadece doğru ve objektif habercilik yapmayı kendisine ilke edinen bir medya arayışı ortaya çıktı. Bu arayışların neticesinde The Independent, Suudi Arabistan merkezli Suudi Arabistan Araştırma ve Pazarlama Grubu (SRMG) ile birlikte Ortadoğu ülkelerinde dört farklı dilde (Arapça, Türkçe, Urduca, Farsça)  yayına başlamak için anlaşma imzaladı. Anlaşma kapsamında Ocak 2019 itibariyle yayına başlayan independentarabia.com’un ardından, independentturkish.com ve independenturdu.com da Nisan 2019 itibariyle yayın hayatına merhaba dedi. İndependentpersian.com sitesinin de önümüzdeki aylarda yayın hayatına başlanacağı ve Independent’ın kendi içeriğini sadece İngilizce dilinde yayınlamaya devam edeceği ifade edildi.

Yayına başladığı 15 Nisan 2019 tarihinden beri Türk halkının oldukça yoğun ilgi gösterdiği Independent Türkçe Türkiye’de siyasetin sözcülüğüne soyunmak yerine, medyanın asıl görevi olan doğru, özgün, saygın ve ilkeli yayıncılığı kendisine hedef olarak belirledi.
Independent Türkçe siyasi hiçbir tarafın yayın organı değil, doğru, özgün ve saygın habercilik ile sadece haberin tarafında olmayı kendisine ilke edinerek okurlarının desteğiyle yayın hayatını sürdürecektir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU