İsrail'de Binyamin Netanyahu’nun zaferi, Ortadoğu’daki güç dengesi hakkında ne söylüyor?

İsrailli seçmenler, konuşurken mangalda kül bırakmayan liderleri sever. Ancak onları sonuçsuz ve uzun savaşlara sürükleyenlerden hazzetmez. “Bibi”nin halktan böylesi rağbet görmesinin nedeni de burada yatıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, seçim sonuçlarını eşi Sara’yla birlikte Tel Aviv’deki parti merkezinde kutladı / Fotoğraf: Reuters

Binyamin Netanyahu İsrail’de onlarca yıldır iktidara gelen milliyetçi popülist liderlerin ilk örneklerinden. İktidarı nasıl elinde tutacağını –ya da tutamayacağını– ve onu nasıl kullanacağını bilen liderlerdeki türden keskin bir duyuya sahip. Donald Trump ve Vladimir Putin’le iyi geçinmesine şaşmamalı. 

İsrail'in 1982’de Lübnan’ı işgal ettiği sırasında, Washington’da İsrailli bir diplomat olarak öne çıkmasından bu yana, Netanyahu’nun siyasi yaklaşımında pek değişiklik olmadı. O sıralar, Beyrut’un bombalandığı süreç başta olmak üzere, İsrail’in savaş rekorunu savunurken propagandacı maharetlerini de sergiledi. Amerikan İngilizcesini akıcı konuşan biri olarak, ABD televizyonlarında ne anlatacağını ve Amerikan siyasetiyle nasıl baş edeceğini gayet iyi biliyordu. Medya da onu hiçbir zaman yüzüstü bırakmadı.

Gün gelip yerini başka birine bıraktığında ortaya büyük bir farklılık çıkacak. Çünkü halefi, ABD siyasetinde rol almak konusunda daha az istekli olabilir. Bu konuda Netanyahu’ya kıyasla daha az kabiliyetli olacağı da kesin.

Netanyahu her zaman zeki bir siyasetçi oldu. Bu yüzden kamuoyundaki duruşunu yorumlamak genelde kolay olmuyor. Uzun ömürlü siyasetini açıklayan kavgacı hitabet tarzındaki önemli noktalardan biri, genellikle İranlılar ya da Filistinliler gibi, sözüm ona can düşmanlarından gelebilecek tehditleri abartması. Kendisi, buna rağmen, savaşa girmek konusunda epey isteksiz. Muhtemelen 1982-1984 yıllarında Lübnan’daki savaş sırasında edindiği tecrübeler, bu konuda özellikle tedbirli olmasını sağlıyor. Zira askeri harekatlar hayata geçirildiğinde karadan ziyade hava saldırıları şeklinde zuhur ediyor.

Bu durum, İsrail'de önceki gün sonuçlanan seçimlerin ardından, 'Bibi'nin muhtemelen 5. kez başbakan olma ihtimaline açıklık getiriyor. İsrailli seçmenler, konuşurken mangalda kül bırakmayan liderleri sever. Ancak onları sonuçsuz ve uzun savaşlara sürükleyenlerden hazzetmez. Netanyahu’nun da, İran’ın İsrail için tehdit oluşturduğuna yönelik sözlü saldırılarının zirve yaptığı zamanlarda bile, Suriye ve Lübnan’daki askeri harekatlarında ihtiyatlı davrandığı açıktı.

Netanyahu’nun kazandığı en önemli seçimse, Şimon Peres’e karşı yarıştığı ve İzak Rabin suikastının ertesi yılı yapılan 1996 seçimleriydi. Oslo mutabakatlarına uyum göstermiş olsa da Netanyahu'nun seçim galibiyeti, diğerlerini destekleyen İsrailliler için nihai bir yenilgi oldu.

Netanyahu, son seçim kampanyası sırasında gündemin yönünü, 2 devletli çözümden Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin ilhakına çevirmekle suçlandı. Sözde 2 devletli çözüm, her zaman için, yabancı diplomatların çoktan ölmüş olan 'barış süreci'nin gerçekte varmış gibi davranmasını sağlayan bir maskaralık olmuştu. Keza, ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması ve ABD’nin İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki hak iddiasını tanıması da zaten büsbütün İsrail lehine olan güç dengesini değiştirmedi.

Öte yandan, Filistinliler hala İsrail’de, Gazze’de ve Batı Şeria’da var olmaya devam ediyor. Yani İsrail asla nihai zafere ulaşamaz. Netanyahu da selefi olan liderler de ne iddia ederse etsin, bu durumu değiştirmek için hiçbir eylemde bulunmadı.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU