Çevresel sorunlar Ortadoğu’yu mahvederken haber merkezleri neden bunları ciddiye almıyor?

İş hayatından toplumsal cinsiyet meselelerine kadar sahada gerçekliğin her alanına sızan çevresel sorunları artık daha fazla kendi haline bırakamayız

Irak'taki çatışmalar nedeniyle yerinden edilen Iraklı bir çocuk, Musul'un güneyindeki kampta su doldururken / Fotoğraf: Reuters

Irak’ın bataklıklarından Güney Sudan’ın en ücra köylerine kadar görüştüğüm insanlar hep aynı talebi dile getiriyor: Temiz suya ihtiyacımız var. Yoksa öleceğiz!

Güvenilir su, insanlığın en temel ihtiyacı. Su, bizim hayatımız. Gel gör ki genellikle insanoğlunun icat ettiği ve çözümü de olan su krizleri - kirlenmiş sular, doğrudan çatışmalardan çok daha ölümcül olabildiği halde - bir hava saldırısı ya da intihar bombası gibi insan ürünü diğer felaketler kadar ilgi çekmiyor. 

Su, hijyen, sağlık hizmetleri – ya da yardım ajansı dünyasında bilinen adıyla WASH – genellikle omuz silkilen bir lakaytlıkla karşılaşıyor. Aslına bakarsanız hafif haberler olarak görülüp ciddiye alınmayan çevresel meselelerin çoğu, geçmişte gazetelerde ya da TV programlarında bilim bölümünün altına sıkıştırılırdı. Bu da meseleyi merkezine alan programlara ne yazık ki genel olarak daha düşük bütçeler ayrıldığı anlamına geliyor. Ancak çok geç olmadan bu yaklaşımın değişmesi gerekiyor.

 

 

Birleşmiş Milletler (BM) geçen sonbahar yaptığı uyarıda, gezegenimizi onulmaz bir hasardan koruyabilecek son nesil olduğumuza dikkati çekmişti.

Alanında hazırlanmış en kapsamlı rapor, pek çok insanı dehşete düşürdü. Küresel ısınma ya da iklim değişikliği hayaletinin karaltısı, küçülmüş buzul parçasının tepesinde oturan kutup ayılarının bezgin görüntülerine, Hollywood yapımı mantıksız fantastik filmlere ya da yaklaşık 5 nesildir süren tartışmalara indirgenemez artık. Her şey şu an yaşanıyor. 

Su açısından bakıldığında mesele epey karmaşık. Ben bir çevre muhabiri ya da uzmanı değilim. Bununla birlikte, geçen yıl Ortadoğu ve ötesini içine alan 7 ülkede su ve çatışmayla ilgili 8 ay süren araştırmalar yapmaya başladım. 

Şu an vardığım sonuç; çoğunlukla iklim değişikliği ve kaynakların kazara ya da kasten kötü yönetimi yüzünden kronik hale gelen kıtlıkların ürkütücü seviyelere ulaşmakla kalmayıp, çatışmaların her boyutuna sirayet etmiş olması. 

İncelemelerde bulunduğum ülkelerde gördüğüm şu ki su kaynaklarının azlığı, yalnızca insanların susuzluktan ölmesine yol açmıyor, aynı zamanda kaynaklar üzerinde yerel ve uluslararası düzeyde yaşanan savaşları ya daha karmaşık hale getiriyor ya da yenilerini ateşliyor.

Kadına şiddet, çocukların kaçırılması, insanların kitleler halinde yer değiştirmesi, hükümetlerin devrilmesi ve hatta IŞİD gibi cihatçı grupların üye kazanması gibi durumlardaki ani yükselişin arkasında temiz sudan mahrum olmak var. 

Her kıtlığın çözümü, sorunun temelinde yatıyor. Örneklerin çoğunda görüldüğü üzere, bu sorunlar için yeterince bütçe, uzman, araç ya da değişimi uygulayacak siyasetçi yok. 

Su savaşları çoktan başladı.

 



 

BM, sorunun başlıca unsurlarından birini geçen hafta açıkça ortaya koydu. Dünya Su Günü’nde yayımlanan ve 16 ülkeyi kapsayan araştırma, sadece kirlenmiş su yüzünden ölen insan sayısının her yıl 1,4 milyonu bulduğunu gösterdi.

Ancak BM’nin bu keşfinde daha çok rahatsızlık veren nokta; her yıl güvensiz su yüzünden hayatını kaybeden çocukların sayısının, savaşların uzun süredir devam ettiği bölgelerde mermiler ve bombalardan ölen çocukların sayısından fazla olmasıydı.

Aslına bakılırsa 5 yaş altı çocuklar için kirli su yüzünden ölmek, doğrudan savaşta can vermekten 20 kat daha fazla ihtimal dahilinde.

Su bulmak ya da sahra tuvaletine gitmek için evlerinden çıkarken cinsel şiddetin kurbanı olan genç kızlar ve kadınlar bu durumdan ayrıca olumsuz etkileniyor. 

Kadınlar hastalığa kapı aralayan regl dönemlerinde hijyen için mücadele verirken, pek çoğu gidebilecekleri tuvalet olmadığı için özel günlerinde okuldan mahrum kalabiliyor ve liste böyle uzayıp gidiyor. 

Şurası açık ki iş hayatından toplumsal cinsiyet meselelerine dek sahada gerçekliğin her alanına sızan çevresel sorunları artık daha fazla kendi haline bırakamayız.

 


Konu bu hafta Perugia’da düzenlenen Uluslararası Gazetecilik Festivali’nde ev sahipliği yaptığım bir panelin odak noktası oldu. 

Clean Energy Wire (CLEW) adlı yayın grubunun Genel Yayın Yönetmeni Sven Egenter, gazetecilerin daha derinlere inmek, çatışma ve çevre arasındaki noktaları birleştirmek, kalıpların dışında düşünmek ve bu konuda tehlike çanlarını çalmak gibi bir vazifesinin olduğunu söyledi. Çünkü çözümler var.

Egenter panelde şöyle konuştu:

“(CLEW olarak) enerji dönüşümüne odaklanıyoruz ve bu dönüşüm prizmasının altında elektrik, devinim, işletme, verim, siyaset ve uluslararası ilişkiler haberleri yapıyoruz. Bugüne kadar ana fikrimiz, tüm seslerden gazetecilerin, bu büyük akıma duyarlılık göstermesi gerektiği yönünde oldu. Gazeteciler, kaynaklar ve bakış açısı noktasında alışılageldikleri kalıpların dışına çıkmalı.”

Hollanda merkezli sivil toplum örgütü PAX için çalışan Wim Zwijnenburg’sa, çevreye ilişkin yaklaşımda meselenin sadece "arılar ve kelebekler"den ibaret olduğuna dair yanlış anlayışın değişmesi gerektiğini ifade etti.

Zwijnenburg, Irak’ın kuzeyindeki ekilebilir arazileri harap eden petrol sızıntıları, göçler, yoksulluk ve radikal grupların üye toplaması nedeniyle yaşanan korku gibi sorunları tespit edip izlemeye yarayan uydu görüntülerinin de dahil olduğu açık kaynak verilerini kullanan Bellingcat adlı kuruluşla yakın çalışıyor. 

“Silahlar susar susmaz insanlar dışarı çıkıyor” diyen Zwijnenburg sözlerine şöyle devam etti:

“Nehir yakınlarındaki fosfat fabrikaları hedef alındığında ya da büyük miktarda su altyapısı yok edildiğinde kirlenme yaşanıyor, insanlar suya ulaşamaz hale geliyor ve sulama yöntemlerini kullanamıyor. Bu durum  geçimlerini de olumsuz etkiliyor. Gözünüzün önüne getirmeniz zor tabi. Bir insanı kara mayınına basarken hayal edebilirsiniz. Ancak insanları hastalanırken ya da salgına yakalanırken gözünüzde nasıl canlandırabilirsiniz? Bu daha az elle tutulur bir şey olduğu için açık kaynak bilgisine başvuruyoruz.”

 

 

Ortadoğu’da haber yapan çevre muhabiri Louise Sarrant da bu alanda çalışan gazetecilerin kötü uygulamalarla ilgili rahatsız edici gerçekleri ifşa ettikleri için rejimler tarafından gün geçtikçe daha çok eleştirilerin hedefi haline geldiğini belirtti.

Örneğin, Uluslararası Af Örgütü’ne göre 2018’de en az 63 çevre aktivisti ve araştırmacı tutuklandı.

Mısır’ın kömür ithali konusunda aldığı feci kararla ilgili kapsamlı yazılar kaleme alan Sarrant, bu ülkeye girişinin defalarca engellendiğini ve gittiği zaman kaldığı dairenin istihbarat görevlileri tarafından gözetlendiğini anlattı. 

Sarrant’a göre, birçok ülkede yaşanan veri eksikliği, meseleyi haberleştirmeyi olumsuz etkiliyor. Özellikle de Mısır gibi ülkelerde uzmanlar ortaya çıkıp konuşma konusunda endişe taşıyor.

Sarrant, “Halk kaçınması mümkün oldukça konuşmaktan korkuyor. Son zamanlarda yaşanan gelişme bu” dedi. 

O halde, birinci derecede önem arz eden bu konuları sahada soruşturanları desteklemek için haber merkezlerine, editörlere ve hatta okuyucuya görev düşüyor. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU