Ülkemizin en güncel çevre ve halk sağlığı sorunu; hava kirliliği... Dr. Baran Bozoğlu Independent Türkçe için yazdı

2018 yılında 82 milyon olan nüfusumuzun en az 60 milyonu kirli hava solumak zorunda kaldı

Yaşadığımız bütün sağlık problemlerinin nedeni ve bazen de tetikleyici sebebi çevre sorunlarıdır. İçtiğimiz su, yediğimiz yemek, soluduğumuz hava, dokunduğumuz toprak, yüzdüğümüz deniz sağlığımızı etkiler. 

Örneğin, hava kirliliği özelinde, Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre, dünya çapında her yıl, yaklaşık 7 milyon insan hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor ve bu kayıpların yaklaşık 4 milyonu dış ortam hava kirliliğinden, kalan yaklaşık 3 milyonu ise iç ortam hava kirliliğinden kaynaklı. Çocuklar açısından bakıldığında durum daha da kötü. DSÖ’ye göre, dünya genelinde, 15 yaş altı çocukların %93’ü DSÖ’nün belirlediği PM2,5 sınır değerini aşan bölgelerde yaşıyor ve 5 yaş altı çocuklar içinse, her 10 ölümden biri hava kirliliği kaynaklı. 2019 yılı için, sağlık açısından en önemli 10 tehdit arasında ilk sırada ise hava kirliliği ve iklim değişikliği sonucu ortaya çıkan sağlık sorunları yer alıyor. 

OECD’nin 2019’da Türkiye özelinde yayımladığı raporda ise hava kirliliğine bağlı ölümlerin sayısı 30 bini geçiyor. 

Hava kirliliği sadece canlıları değil, cansız varlıkları, yapıları, tarihi alanları da olumsuz etkiliyor (aşınma, yüzey kirlenmesi vb.) ve tahrip olmasına neden oluyor. 

Bu nedenle hava kirliliğini izlemek ve azaltmak halk sağlığı ve doğa koruma amacıyla her devletin temel görevi. Ülkemizin havası da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı 313 istasyon tarafından anlık olarak izleniyor ve veriler www.havaizleme.gov.tr adresinde paylaşılıyor. 

Bakanlığın verilerine dayanarak biz de 2014’den bu yana her yıl hava kirliliği raporu hazırlayarak tespit ve önerilerimizi paylaşıyoruz. 2018 yılı raporumuzu da geçtiğimiz günlerde açıkladık. Bu raporda geçmiş yıllardakilerden farklı olarak istasyonların performansını, eksikliklerini ve uydu görüntüleri üzerinden bir değerlendirmeyi de çalışmamıza ekledik. 

Türkiye’de hava kirliliği yaşayan bölgeleri belirlemek adına kirletici olan PM2,5 (çok küçük toz), PM10 (toz – taşıt, sanayi, kömür kaynaklı kirlilik), SO2 (kükürtdioksit – genellikle kömür yakılmasından ve taşıtlardan kaynaklı kirlilik), NO2 (azotdioksit), NOX (azotoksit – genellikle taşıtlardan, trafikten kaynaklı kirlilik) CO (karbonmonoksit – taşıtlardan kaynaklı kirlilik) ve O3 (ozon – taşıtlardan, trafikten kaynaklı kirlilik) parametreleri için sınırların aşıldığı gün sayıları ve yıllık ortalama değerleri raporumuzda paylaşıldı. Raporun tamamına www.cmo.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. 

Ülkemizdeki hava kirliliğinin başında gelen ve halk diliyle toz olarak belirttiğimiz Partikül Madde 10 (PM 10) ve PM 2,5 daha iyi anlaşılması için aşağıdaki görsel oldukça önemli. Özetle, PM 2,5 burunda, soluk borusunda tutulamayacak kadar küçük ve doğrudan ciğerlerimizi etkileyen bir kirletici… Şekil 1’de daha detaylı görebilirsiniz.

hava kirliliği şekil 1.jpg
Şekil 1: Atmosferde bulunan partikül maddelerin (PM) büyüklükleri (ASPRA Air purification, 2019) ​​​​​​​

 
Gelelim raporumuzun dikkat çeken çıktılarına… 

PM 2,5 kirliliğine dair ulusal mevzuatımızda herhangi bir kısıtlama yok. Bunun yanında bu kirliliğin yeterince izlenmediğini görüyoruz. 313 istasyondan sadece 68’inde PM 2,5 ölçümü yapılıyor ve ölçüm yapılan istasyonların %69’unda yeterli veri yok. İstasyonların sadece %7’sinde verimli PM 2,5 ölçümü yapılabilmiş… İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Mersin gibi büyük kentlerimizde ise neredeyse hiç ölçüm yapılmamış durumda.

PM10 ölçümlerinin gerçekleştirildiği 81 ildeki 219 istasyonun %38’inde güvenli veri alımının (%75-90 oranında veri alımı olması gerekiyor) olmadığı görülüyor. PM10 kirletici değerine dair güvenli veri alınamayan istasyonların olduğu bölgelerde yaşayan yaklaşık 20 milyon kişinin soluduğu hava ve hava kalitesiyle ilgili herhangi bir yorum ne yazık ki yapılamıyor. İstanbul’da yaklaşık 2 milyon nüfusun yaşadığı bölgede ölçüm 2018 yılında neredeyse hiç yapılmamış. 

TÜİK verilerine göre, 2018 yılında 82 milyon olan nüfusumuzun en az 60 milyonu kirli hava solumak zorunda kaldı. PM10 kaynaklı hava kirliliği yaşayan illerin başında; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Kahramanmaraş – Elbistan, Erzurum – Doğubeyazıt, Ağrı – Taşhan, Iğdır, Bursa, Mersin, Bursa, Niğde, Erzincan, Denizli, Afyon, Kocaeli ve Muğla geliyor.

Saatlik ve günlük SO2 (kükürtdioksit) ölçümü yapan 81 ildeki 213 istasyonun verileri özelindeki değerlendirmede kükürtdioksit kaynaklı hava kirliliği yaşayan bölgelerin başında; İstanbul – Sutanbeyli, Adana-Doğankent, Edirne – Keşan, Ağrı – Doğubeyazıt, Kahramanmaraş, Yozgat, Manisa, Hakkari, Bitlis, Şanlıurfa ve Karabük geliyor. İstasyonların %44’ünde güvenli veri alımının olmadığı belirlendi. Ayrıca, yaklaşık 30 milyon kişi, ölçüm istasyonu olmasına rağmen güvenli veri alınamayan ve bu nedenle hava kalitesiyle ilgili herhangi bir yorum yapılamayan bölgelerde yaşıyor.

49 ildeki 173 istasyonun saatlik NO2 (azotdioksit) verilerine göre hava kirliliği yaşanan bölgeler Adana-Doğankent, Amasya – Şehzade, Ankara Çankaya, Demetevler, Sıhhiye, Artvin – Hopa, Bursa – Beyazıt, Çorum – Bahabey, Erzincan - Trafik, Erzurum, İstanbul Aksaray, Beşiktaş, Çatladıkapı, Esenler, Göztepe, Kadıköy, Kartal, Mecidiyeköy, Selimiye, Şirinevler, Ümraniye, Üsküdar, İzmir – Şirinyer istasyonunu bulunduğu bölgeler. İstasyonların %56’sında güvenli veri alımının olmadığı belirlendi.

49 ildeki 173 istasyonun yıllık NOX (azotoksitler) verilerine göre hava kirliliği olan illerin başında İstanbul, Ankara, Adana, Amasya, Balıkesir, Çorum, Edirne, Erzincan, Erzurum, Eskişehir Odunpazarı, Iğdır, İzmir Şirinyer, Karabük, Tekirdağ, Bursa, Kayseri, Kocaeli ve Samsun geliyor. Bu iller belirlenirken, verilerin güvenilir olduğu bölgeler arasında Ulusal Sınır Değerin aşıldığı gün sayısına bakıldı. İstasyonların %57’sinde güvenli veri alımının olmadığı görüldü.

41 ildeki 101 istasyonun CO (karbonmonoksit) verilerine göre veri alımı az olmasına rağmen İstanbul Üsküdar, Şirinevler, Sultanbeyli’de hava kirliliği yaşandığını tespit ettik. İstasyonların %63’ünde güvenli veri alımının olmadığını gördük.

44 ildeki 125 istasyonun O3 verilerine göre ise %57’sinde güvenli veri alımının olmadığını tespit ettik.

İstasyon verileri üzerinden yapılan incelemede, istasyonların sağlaması gereken %90 oranında veri oluşturma ihtiyacının genel olarak yetersiz kaldığı görülüyor. Ülkemizin neredeyse tamamında hava kirliliği problemi yaşandığı yine tespitlerimiz arasında. Artvin, Ardahan, Tunceli, Gümüşhane Gemilerçekeği ve Rize Ardeşen ise hava kirliliğinin daha az olduğu bölgeler. 

Özelleştirilen ve yeni termik santrallerin olduğu bölgelerde de hava kirliliğinin devam ettiğini görüyoruz. Öte yandan, Muğla Yatağan’da termik santral bulunmasına ve bu alandaki hava kirliliğine dair birçok eleştiri yapılmasına rağmen 2018 yılında hiç hava kalitesi ölçümü yapılmamış olması dikkat çekici. 

7.5 milyon adet 16 yaş üzeri aracın bulunduğu ülkemizde trafikte seyreden araçların egzoz emisyonları önemli miktarda hava kirliliği yarattığını da unutmamak gerekir. 

Uydu görüntülerine göre geçmişten bugüne hava kirliliği artıyor

Bakanlığın ölçüm istasyonları dışında uydu gözlemlerini de analiz ettik. Bu yöntemle Avrupa’nın ve ülkemizin hava kirliliğini de partikül madde değerleri üzerinden karşılaştırma şansımız oldu.  Avrupa atmosferindeki partikül maddelerin son 15 yılda % 14.2 oranında azaldığını ve Türkiye atmosferindeki partikül maddeler son 15 yılda % 8.4 oranında arttığını tespit ettik. Öte yandan, 2018 yılında, Türkiye atmosferindeki kirliliğinin Avrupa’ya göre %33,4 daha fazla olduğunu da gördük. Görünen o ki, Avrupa Birliği’nde hava kirliliğini azaltmaya yönelik alınan önlemler (taşıtların kullandıkları yakıtlarda düzenleme v.b.) olumlu sonuç vermiş durumda… 

Hava kirliliği bu kadar açıkken ve halk sağlığını tehdit ediyorken ne yapmak gerekir? 

Tespit edemediğiniz, ölçemediğiniz sorunun kaynağına ulaşamaz ve çözemezsiniz. Öncelikle, ülkemizdeki ölçüm istasyonlarının daha verimli çalışması, bakım, onarım, kalibrasyon faaliyetlerinin düzenli yapılması gerekiyor. Bu işin maliyeti olduğu biliniyor, Bakanlığın bu maliyetlere daha fazla yatırım yapması lazım. Öte yandan, PM2,5 dediğimiz kirleticinin de mevzuatımızda yer alması, sınır değerler getirilmesi ve ölçüm istasyonlarımızda yaygın bir şekilde bu ölçümün yapılması gerekiyor. Benzer durum diğer kirlilik parametreleri için de geçerli. Ancak bu şekilde, yani kirlilik parametrelerini ölçerek kaynağı (taşıt, kömür kullanımı, sanayi, sahra çölü tozu v.b.) tespit edebiliriz. 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ölçüm konusundaki çabası güzel ve desteklenmesi gerekiyor. Ancak aynı çabayı Sağlık Bakanlığı’nın hayata geçirmesi, hava kirliliği kaynaklı hastalık verilerini şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşması büyük bir ihtiyaç. Bu konuda, örneğin Edirne – Keşan’da yaşanan hava kirliliğinin halk sağlığı etkisini Sağlık Bakanlığı’na sorduğumuzda cevap alamıyoruz… Bu veriler vatandaşın vergileri ile oluşturuluyor dolayısıyla hepimize ait ve ancak paylaşılarak özel sektörün, STK’ların, kurumların çözüm üretmesini sağlayabiliriz.

Hava kirliliğinin kentlerdeki temel nedeni; hatalı kentleşme politikası, temiz hava sağlayacak hava koridorlarına çok katlı binaların yapılması, kent merkezlerinde yeşil alan miktarının azalması, toplu taşımanın konforlu, hızlı ve ucuz olarak yeterince yaygınlaştırılamaması, ısınma amaçlı kömür tüketimi, kentsel dönüşüm ile artan inşaatların etkilerine dair önlem alınmaması ve doğal olarak gerçekleşen inversiyon olduğu görülüyor. Özellikle PM10 ve PM 2,5 olarak nitelendirilen toz kirliliğinin sadece sahra çölüne dayandırılamayacağı, kent merkezlerinde araç, ısınma ve kentsel dönüşüm kaynaklı artışın oluştuğu göz ardı edilmemeli.

Ayrıca, maddi koşulları iyi olmayan vatandaşlara ısınma amaçlı kömür yardımı yerine doğalgaz veya elektrik yardımı gibi yeni yöntemlerin hayata geçirilmesi belediye yönetimlerince ve yardım kuruluşlarınca değerlendirilmeli.

Yeni termik santraller yerine enerji verimliliği ve yenilenebilir temiz enerji üretim biçimlerine odaklanılmalı, özelleştirilen termik santrallere 2020 yılına kadar sağlanan çevre mevzuatı (çevreyi kirletme hakkı) muafiyeti uzatılmamalı…

Çözüm önerileri sıralanabilir ancak, en önemlisi toplumsal bilinç ve toplumun temiz havada soluma hakkını talep etmesi. Unutmayalım, içtiğiniz suyu arıtıp kullanabiliriz ancak kirlenmiş havada ya maske takarak gezeceğiz ya da bu sorunu kökten çözeceğiz ki bunu başarmak için yeterli bilgi birikimi ve kaynağa sahibiz, yeter ki yerel yönetimler ve üst ölçekli politikalar bu soruna odaklansın. 
 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU