Finlandiya’nın denediği 'herkese temel gelir' uygulamasından çıkarılacak sonuç: Ülkelerin birbirlerinden öğrenecekleri çok şey var

İlaçlar piyasaya sürülmeden önce güvenli olup olmadığı, hastaların durumunu iyiye götürüp götürmediği, yan etkilerinin olup olmadığı vb. ile ilgili rastgele seçilmiş deneklerle yürütülen çalışmalar uygulanıyor. Peki ekonomik politikalarda neden olmasın?

Finlandiya'nın denediği herkese temel gelir desteği uygulaması dünyanın çeşitli yerlerinde bu talebi yükseltmişti.

Çalışma sona erdi. Finlandiya, işsiz vatandaşların normal işsizlik ödeneği yerine, devletten, iş bulmalarından bağımsız olarak ve işe girdikten sonra sona erecek aylık ödeme aldıkları evrensel temel gelir pilot projesini hayata geçirdi.

Sonuç ne oldu? Sonuçları geçen hafta aldık ve bu sonuçlar, belki de özellikle ABD olmak üzere, refah sistemlerini iyileştirme yolları arayan diğer ülkeler için ders niteliği taşıyor.
Kısaca, bireylere evrensel temel gelir sunmak onların iş bulmalarına yardımcı olmadı ancak bir şekilde kendilerini kontrol grubundaki kişilerden daha mutlu hissettiler.

Bu duruma verilen genel tepki ise, çalışmanın biraz hayal kırıklığı yarattığı yönündeydi. Devletten aldıkları işsizlik ödeneklerin kesilmeyeceğini bildikleri için bireylerin işe girmeye daha istekli olmaları beklenirdi ama durum böyle olmadı. Ve istatistiksel olarak anlamlı olsa da, mutluluk seviyesindeki fark o kadar da fazla değildi.

Ancak ben bundan farklı bir ders çıkardım. Rastgele seçilmiş deneklerle yürütülen çalışmaların sosyal politikaları değerlendirmenin gerçekten mantıklı bir yolu olduğunu. Bu teknik daha yaygın kullanılmış olsaydı, refah destek sistemlerini, vergi mükelleflerine paralarının karşılığını daha iyi verebilecek ve destek alanlara daha kaliteli fayda sağlayabilecek şekilde iyileştirmek mümkün olabilirdi. Evrensel temel gelir, dünyada çok ilgi çeken bir fikirdir. Örneğin, Hindistan’da muhalefet partisi de benzer bir uygulama başlatmak istiyor.  Ancak bu, işe yarayıp yaramadığını görmek için dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleştirilen ilk ulusal rastgele seçilmiş deneklerle yürütülen çalışmaydı.

Herhangi bir ilaç piyasaya sürülmeden önce güvenli olup olmadığı, hastaların durumunu iyileştirip iyileştirmediği veya yan etkilerinin olup olmadığı ve benzer pek çok konuyla ilgili rastgele seçilmiş deneklerle yürütülen çalışmalar uygulanıyor. Peki, bu çalışmaları neden sosyal politikalarda da uygulamıyoruz?

Rastgele seçilmiş deneklerle yürütülen çalışmaların sosyal politikaya uygulanmasının öncüsü Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde çalışan, Fransa doğumlu ekonomist Esther Duflo’dur. Harika işler başarmış biridir. Ancak ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelere odaklanmıştır. ABD sosyal politikasının, dönemin siyasi manşetleri yerine, neyin en iyi işe yaradığını gösteren kanıtlara dayanacak biçimde, kapsamlı bir revizyona ihtiyacı olduğu için, çalıştığı bölgeye daha yakın bir alanda da eş derece fayda sağlayabileceğini düşünüyorum.

Sol eğilimli demokratların en son önerisine bakın. Elizabeth Warren refah harcamalarının genişletilmesini finanse etmek amacıyla servet vergisi talep etti. Alexandria Ocasio*Cortez yüzde 70’e kadar çıkabilen en üst düzeyde gelir vergisi uygulaması istiyor. Ve başkan adayı Andrew Yang ise herkes için aylık $1000 gelir talep ediyor.
 

Buradaki sorun, bu planların - servet vergisi, yüksek marjinal gelir vergisi ve evrensel aylık gelir - diğer ülkelerin tecrübelerini dikkate almadan şekillenmiş olması. Elbette bir ülkeden bir diğerine bir program nakledip aynı sonuçları almayı bekleyemezsiniz. Kültürlerimiz ve ekonomilerimiz birbirinden farklı. Ancak Senatör Warren’ın, ABD için önermeden önce servet vergisinin Avrupa’da ve Kanada’da nasıl uygulandığını incelemesini beklerdim. (Bunun yanıtı ise çok da iyi değil.)

Ocasio-Cortez, Avrupa ve Birleşik Krallık deneyimlerinin geliri en üst düzeye çıkarmak için en yüksek gelir vergisi oranının yüzde 40 ile yüzde 50 arasında olması gerektiğini gösterdiğinin farkında olmalı. Mali Araştırmalar Enstitüsü bu konuda çok çalışma yaptı . 1950’lerde ve 1960’larda ABD ve Birleşik Krallık dahil, gelişmiş ülkelerin çoğunda en yüksek vergi oranı yüzde 70 veya daha fazlaydı. Ancak, hükümetler en yüksek vergi oranlarını yüzde 50 veya altına düşürdüklerinde, varlıklı kişilerden elde edilen vergi gelirlerinin düşmek yerine arttığını tespit etti.

Evrensel gelir programına gelirsek, Finlandiya’nın deneyimleri bazı faydalar sağlasa da, bu uygulamanın işsizleri çalışmaya teşvik etmek için sihirli bir değnek olmadığını gösteriyor.
Burada aslında ülkelerin birbirlerinden bir şeyler öğrenmeleri gerektiğinin altını çizmek istiyorum. ABD’nin Birleşik Krallık ve Avrupa’ya öğreteceği bazı hükümet politikası alanları bulunmaktadır, örneğin; işletme girişimlerini teşvik etmek gibi,. Aynı şekilde, Avrupa’nın ABD’den daha fazla deneyime sahip olduğu alanlar da mevcut. Sosyal politika ise bunlardan biri.

Finlandiya belirli bir refah politikası için rastgele seçilen deneklerle yürütülen bir çalışma gerçekleştirdi. Bundan öğrenmemiz gerekenler var. Ve gelişmiş ülke hükümetleri siyasi açıdan çekici yeni bir girişim başlatıp bunun işe yaramadığını görmeden önce diğer sosyal politikalar hakkında daha fazla çalışma yapmalı.

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Ayşe Yıldız

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU