Şamima Begüm IŞİD’e dahil olurken kendisini neyin içine soktuğunu bilmemiş olabilir ancak o zaman Batı hükümetleri de bilmiyordu

İngiliz ve diğer Batılı hükümetler, Büyücünün Çırağı filmini Suriye'de sahneledi. Netice Esad'dan kurtulmakta başarısızlık olurken, IŞİD’in serpilip büyüyebileceği türden kaoslar yarattılar

Gel-git gibi bir artıp bir azalan ikiyüzlülük dalgası, Suriye’nin doğusundaki bir mülteci kampında bulunan IŞİD gelini ve Bethnal Green öğrencisi Şamima Begüm’ü keşfetmenin tadını çıkarıyor. İçişleri Bakanı Sajid Javid gibi politik sözler sarf etmeyi seven siyasetçiler, genç kızın İngiltere’ye gelmesini engellemek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını ve eğer geri dönerse onu hakim karşısına çıkarabileceklerini belirtiyor.

Begüm’ün akıbeti ve IŞİD suçlarına muhtemel ortaklığı nedeniyle hiddetlenen tartışma, İngiliz siyasi hayatındaki dar görüşlülüğün bir alameti. Bununla birlikte, İngiliz ve diğer Batılı hükümetlerin Ortadoğu’nun kalbinde güçlü bir de facto devlet kurulmasını sağlayan şartları yaratmadaki rolüne dair bilgi yüklü bir tartışma dönmüyor ortalıkta.   

Yabancı savaşçıların IŞİD içindeki rolü önemliydi. Ancak bu durum, kamuoyunun Suriye ve Irak’ta eli kanlı ve garip bir cihatçı tarikat adına savaşmak için Londra ya da Paris’i terk eden insanlara gösterdiği yoğun ilgi nedeniyle abartılmaya da müsait.

Bir keresinde Suriyeli eski bir IŞİD savaşçısıyla temas kurmuştum. Çokça eleştirdiği yabancı gönüllüler hakkında konuşurken, bu kişilerin İslam ve yerel gelenekler hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığını söylemişti. Ona göre, çoğu Suriye’ye ülkelerindeki yaşamlarından mutlu olmadıkları ya da basitçe can sıkıntısından dolayı gelmişti. IŞİD’in küresel bir hareket olduğunu gösteren bu kişilerin  propagandaya hizmet etmek ya da suikast bombacısı olmak dışında pek de faydaları dokunmuyordu.

Çok sayıda yabancıya geri planda roller verilmesinin nedeni, bu insanların askeri eğitimden geçmemiş olmalarıydı. Bir diğer sebep ise her köşe başında ajanlar ve hainler bulunduğunu sanan son derece paranoyak bir hareket olan IŞİD’in, yurt dışından gelen gönüllülerin bir bölümünün aslında yabancı ajanlar olduğuna kanaat getirmesiydi. Dolayısıyla tedbirli davranarak bu insanların mümkün olan en kısa sürede kendilerini havaya uçurmalarını sağladılar. 

Suriye’nin beklediklerinden çok farklı bir yer olduğunu anlayan yabancı cihatçılara ve IŞİD sempatizanlarına anlayışla yaklaşmak zor. Ancak iş savaşın doğasını ve muhtemel sonuçlarını yanlış yorumlamaya gelirse bu konuda yalnız da değiller.

IŞİD’in yükselişi pek çoğunu şaşırttı. Fakat bu ne tahmin edilebilir ne de önlenebilir bir şeydi. Ancak bölgede birçok kişi, IŞİD savaşçıları 2014’te Musul’u ele geçirip halifeliği kurmadan önce gelecek yılların ne gibi vahim olaylara gebe olduğunu öngörebiliyordu.

2011’den sonra vaktimin çoğunu Bağdat’ta geçirdim. Iraklı siyasi liderlerin bana defalarca, Suriye’deki savaşın derhal sona erdirilmemesi halinde Irak El Kaidesi’nin (AQI) yeniden ayağa kalkabileceğini söylediklerini hatırlıyorum. Aynı şeyi Batılı diplomatlara da söylediler. Karşılığında aldıkları cevap ise “abartıyorsunuz” oldu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Körfez monarşilerinin de yanında durduğu Batılı güçler Suriye’de Sünni Arap ayaklanmasını desteklerken, Iraklı siyasetçiler yerden göğe kadar haklı çıktı. 2011 ve 2012 yıllarında İngiltere gibi Batılı ülkelerin ilk başta hedefi Beşar Esad’ı devirmekti. Bunun sanılandan çok daha zor olduğu ortaya çıkınca hedef bu kez, Suriye’de cihatçı rakipler yönetimi ele geçirmediği müddetçe Esad’ı zayıflatmak oldu. 

Yaklaşmakta olan felaketin ayak seslerini duyanlar yalnızca Iraklı siyasetçiler değildi. Pentagon’un Savunma İstihbarat Ajansı’nın (DIA) 2012 Ağustos’unda hazırladığı taslak rapor, şaşırtıcı bir şekilde Suriye’de yaşananlara ve savaşın Irak’a sıçraması halinde neler olabileceğine dair eksiksiz bir özet sunuyordu.  

Oldukça çarpık bir bürokratik tarzda yazılan raporda, “Irak El Kaidesi 2009-2010 yılları boyunca Irak’ın batı vilayetlerinde gerileme gösterdi. Bununla birlikte, Suriye’deki isyanın yükselişinden sonra (Irak’ta) dini ve kabile tarzı güçler mezhepsel ayaklanmayla birlikte sempati kazanmaya başladı” deniyor.

Sünniler ve Şiiler arasındaki anlaşmazlığı işaret eden Suriye ve Irak’taki mücadeleyi doğru bir şekilde yorumlayan yazar şu ifadeleri kullanıyor:

“İşler çorap söküğü gibi yayılırsa Suriye’nin doğusunda açık ya da gizli Selefi bir eyaletin kurulma ihtimali var.”

Yazar ayrıca, metinde aynen geçtiği haliyle şunu da öngörüyor:

“Irak El Kaidesi’nin Musul ve Ramadi’deki eski bölgelerine dönmesine elverişli bir ortam var. Bu atmosfer, Sünni Irak ve Suriye’nin cihat için birleşmesi ihtimaliyle birlikte yeni bir ivme de kazandıracaktır.”

DIA raporu, yaşanan karışıklığın Suriye ve Irak’ta bir “İslam Devleti” ilan etmeye kadar gidebileceği yönündeki iddialarla devam ediyor.

DIA raporundan bu kadar ayrıntılı alıntı yapmaktaki amacım, Batılı hükümetlerin 2012 yılında gerçek tablo hakkında bilgi sahibi olacak ve savaşı sona erdirmek adına daha büyük çabalar sarf ederek böylesi bir felaketi önlemek için bir şeyler yapacak pozisyonda olduklarını göstermek.

Gizliliği kaldırılan bu rapor yayımladığında, böylesi ifşaatların çoğunun başına geldiği gibi, maalesef Amerikan hükümetini töhmet altında bırakan komplo teorilerini körükledi. Gerçek şu ki bir ya da daha fazla istihbarat yetkilisinin neler yaşandığına dair bilgi sahibi olması, bunların Beyaz Saray ve Pentagon tarafından paylaşıldığı anlamına gelmiyor.

Begüm ve yakın okul arkadaşlarının, Suriye’ye gitmek üzere 2015’te ülkelerinden ayrılmadan önce İslam Devleti’nin aslında ne olduğuyla ilgili biraz fikir sahibi olması gerektiğini söylemek çok kolay. Yola çıktıklarında bilmiyorlarsa da oraya varışlarının hemen ardından onların gaddarlıkları hakkında bir şeyler öğrenmiş olmalılar.

Evet öğrenmiş olmaları gerektiğinden kimsenin şüphe yok. Tıpkı İngiliz ve diğer Batılı hükümetlerin de biliyor olması gerektiği gibi. Büyücünün Çırağı filmini Suriye'de sahnelerken Esad’dan kurtulma çabalarında başarısız oldular, ayrıca IŞİD’in serpilip büyüyebileceği türden kaoslar yarattılar.

Eski IŞİD savaşçılarıyla gönüllülerin şimdilerde ülkelerine geri dönecek olması Avrupa ve diğer her yerde çok fazla endişeye yol açıyor. Ancak beş yıl önce Suriye’deki savaşa katılmak için yönlerini bu ülkeye çeviren on binlerce yabancı karşısında pek endişe taşımayanlar da yine bu hükümetlerin ta kendisi. Dünyanın geri kalanı kaygılarını çokça dile getirirken, bu insanlar engellerle karşılaşmadan Türkiye sınırı boyunca içeri aktı.

Tony Blair’in 2003 yılında Britanya’yı Irak savaşına sürüklemesi karşısında yükselen öfke ile önce Afganistan, sonra da Libya ve Suriye’de yaşananlara dahil olan İngiliz hükümetinin kabahatine ilgisiz kalınması arasındaki tezat beni her zaman etkilemiştir. Adı geçen üç savaştaki İngilizlerin rolü Irak’takine kıyasla çok daha sınırlı olsa da önemsiz de değildi. Hepsi, bu ülkelerde yaşayan yerli halklar için felakete dönüştü. İngiliz hükümeti yaptıkları hakkında ne düşünüyor olursa olsun, çeşitli raporlar ve soruşturmaların ayrıntılı olarak gösterdiği üzere netice tam bir başarısızlık oldu. Hepsinde karşımıza çıkan ortak nokta ise birbirini izleyen İngiliz hükümetlerinin yaptıklarının ne olduğunun farkında olma konusunda Suriye yolundaki Begüm ve genç arkadaşlarından biraz fazla şey biliyor olmaları.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU