Britanya, Taliban’dan kaçan iki çocuğa korkunç davranmaya devam ederken, Brexit dikkatimizi dağıtmamalı

İçişleri Bürosu'nun yapılması gerekeni yapmadığını görebilirsiniz. Genç erkekler sık sık kıtadan kıtaya kaçıyor ve neredeyse havasızlıktan boğuluyor ve korkunç rejimlerin evlerinin kontrolünü ele geçirmesini bahane ediyorlar

Fotoğraf: AA

Mark Steel - The Independent

Brexit karmaşası devam ederken, çoğumuz sınırlarımızın kontrolünü kurnaz Polonyalılar ve Romenler'den geri almayı dört gözle bekliyor. Geleneksel bağnazlığımızı unutmamak ve ayrıca Asya'dan ve diğer yerlerden gelen göçmenler hakkında sızlanmak önemli. Çünkü Avrupalı göçmenler hakkındaki yanlış bilgilerle dolu zırvaları seslendirirsek ve siyahileri görmezden gelirsek, bu epeyce ırkçı bir tavır olur.

Neyse ki, İçişleri Bakanlığı çaba gösteriyor, örneğin Jawad ve kardeşi Ahmed’in hikayesi, Taliban tarafından yönetilirken Afganistan’dan kaçtığında yedi yaşındaydı.

İran'a kaçırıldılar, Türkiye'ye geçtiler, dayanıksız bir bota bindiler ve bot bir noktada alabora oldu, Calais’e ulaştılar orada kendilerine göz yaşartıcı gaz sıkıldı ve Leicester’de bulunan benzin istasyonundaki bir kamyon kasasına yerleştirildiler, orada havasızlıktan ölüyorlardı. İçlerinden biri cep telefonundan bir yardım kuruluşu çalışanına mesaj attı ve bu çalışan polise haber verdi, böylece o kamyondan onları kahramanca kurtardı ve şu anda bir pansiyonda kalıyor ve sığınma talep ediyorlar.

Böyle bir duruma verilecek genel bir cevap, doğal duygusal tepkidir, “Bu KORKUNÇ. Cep telefonları varsa bunlar nasıl sığınmacı? Bir kamyonun kasasındayken bir sinyal alabiliyorsanız bu iyi bir şey olmalı, bizi ENAYİ sanıyorlar.”

Birçok partinin politikacıları, göçmenlerin bizim sistemimizden “faydalanmak” için buraya geldiklerini tekrar etti. Ve bu olay tipik bir örnek. O pansiyonda bir kettle’ı ortak kullandıklarını düşünüyorum. Eğer bir kettle istiyorsam, Lidl'e gitmek zorundayım, keşke ücretsiz bir kettle sızdırabilseydim, birazcık havasızlıktan ölerek.

İçişleri Bakanlığı, bu iki erkek çocuğun “travma” yaşadıklarını doğrulamak için psikiyatrik testlerden geçtikleri konusunda özellikle ısrar ederek onların sığınma taleplerini şüpheyle karşıladı.

İçişleri Bakanlığı’nın dikkatli olduğunu bilmek güven verici. Çünkü tüm çocuklar zaman zaman yaramazlık yapar, istediğini yaptırmak için üzülmüş gibi davranır.

Her ebeveyn bu hileyi bilir, bu sahte gözyaşlarına inandığınızda şöyle dersiniz: “ah canım, göz yaşartıcı gazlardan dolayı ve havasız bir kamyonda nefesiniz kesildiğinden, ölüyor olduğunuzu sandığınız anlara üzülüyor musunuz.” Bilmediğin için, kandırıldın ve onlara bir Magnum dondurması satın aldın.

Neyse ki İçişleri Bakanlığı daha akıllı.

Yetkililerin Altın Tabancalı Adam filmini izlediğini ve orada James Bond'un ölümle birkaç kez burun buruna geldiği ve pek rahatsız görünmediğine ilişkin birbirlerini rahatlattıklarını umuyorum, bu yüzden birkaç Afgan delikanlının aynısını hissetmemeleri için hiçbir neden yok.

Psikiyatristler belki de teknenin devrilirken su kaydırağı gibi olduğu ve gözyaşı gazına maruz kalmanın saklambaç oyununun dumanlı bir versiyonu olduğu sonucuna vardı, bu yüzden herhangi bir travma nedeni yoktu.

İçişleri Bakanlığı ayrıca, çocukların kaçtıkları bölge hakkındaki rapordan da şüphelendi, rapor onların geri dönmelerinin güvenli olmayacağını belirtiyordu.

Bunu sorgulamalarını anlayabilirsiniz, çünkü oğlan çocukları genellikle böyle davranır. Taliban’ın evlerini ele geçirdiği rolünü oynayarak, bir cesaret örneği olarak birkaç kıta üzerinden kaçıyor ve neredeyse havasızlıktan boğuluyorlar.

Sonunda İçişleri Bakanlığı raporun doğru olduğunu kabul etti, ancak fazla dikkatli olamazsınız.

Taliban'la savaşmışken, onların gelmiş geçmiş en berbat pislik olduğunu ilan ederken, bazı insanlar artık onların yanında olmanın güvenli olduğunu önermemizin tuhaf olduğunu düşünebilir.

Ancak bunun basit bir açıklaması var: iki Taliban bulunuyor, Eurovision ödüllü Bucks Fizz'in iki versiyonu olduğu gibi. Biri baş ağrıtan ve bombalayan cinsten, diğeri zararsız olan ve pide yapan türden.

Çocuklar bu hafta sınır dışı edilmelerine izin verilip verilmeyeceği kararına ilişkin bir duruşma ile karşı karşıya kalacak.

Bu mahkeme kararları sert görünebilir, ancak ülkeye yarar sağlayacak göçmenlerden sadece birkaçını kabul edebiliriz. Ve birinin ne fayda sağlayacağını görmek zor çünkü bir avuç katilden kaçmak, İran'dan geçmek, bambaşka denizleri aşmak ve yedi yaşında Leicester'a ulaşmaktan başka bir ruh hissi göstermediler. Ya çocuk manikürcüde çalışırken bu kadar kolay pes ederse? Onu kurtarmaktan vazgeçerdik.

Bu sebeple, sığınma talep edenlerin bir işte çalışmasına burada geçirdikleri ilk yıl izin verilmiyor. “Klasik bale” ve “jeofizikçiler” gibi eleman sıkıntısı olan mesleklerde yetenekli olmaları durumunda bile. Çünkü Suriye gibi yerlerden kaçan ve burada yaşamayı uman, sadece romantik baleyi bilen göçmenlerden bıktık ve zaten bunlardan çok var.

Kararı bekleyen mevcut sığınmacıların yarısının çalışması durumunda, ülkeye finansal yararının gelirleri üzerinden 31 milyon sterlinlik vergi olacağı hesaplandı. Ve kimden bunları sayması umulur? BİZ sayacaktık. Onlar tiye alıyor.

Eğer alaycı iseniz, Afgan delikanlılar gibi şahıslara yönelik bu tutumun, hükümetin “düşmanca çevre” adı altında oluşturduğu politikayla bağlantılı olup olmadığını merak edebilirsiniz. Karayiplerden gelen ailelere aşağılayıcı şekilde muamele ettikleri, İngiliz vatandaşlarını sınır dışı etmekle tehdit ettikleri ortaya çıktığında dehşete düştüler.

“Düşmanca çevre politikası”nın zaten düşmanca olan bir çevreyi nasıl etkileyeceği elbette bir bilmeceydi.

Ancak bu düşmanlık, farklı tarafları bir araya getirebileceği için önemli bir amaca hizmet ediyor. Nigel Farage, Theresa May ve Tony Blair, göçü azaltma ihtiyacı konusunda güçlü şekilde anlaşmaya devam ediyor.

Ülke, Indiana Jones azmiyle tiranlara meydan okumaktan başka becerisi olmayan insanlara izin veremeyeceğinden, İngiltere'nin itibarını artırabilen insanlara ihtiyaç duyuyor; dünya çapında sevilmemizi sağlayacak insanlar olmalı, tıpkı Nigel Farage, Theresa May ve Tony Blair gibi.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices/

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Kırkpınar

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU