Hanau saldırısı, Almanya'nın Nazi geçmişine nasıl geri döndüğünü gösteriyor

Tetikçinin yaklaşımları yelpazenin en uç noktasında konumlanıyor ancak Alman basınında, siyasetinde ve hatta sporunda giderek daha fazla yer ediniyorlar

Hanau'daki, ırkçı saldırısı geniş katılımlı yürüyüş ve anmalarla protesto edilmişti (Reuters)

Hanau'da geçen ay yaşanan, aşırı sağcı teröristlerin trajik saldırısı, dünyanın geri kalanına Almanya'daki etnik azınlıkların her zaman farkında olduğu gerçeği gösterdi: Almanya, karanlık geçmişini geride bırakmadı.

Günümüz Almanyası, birlikte varolmanın koşullarını ortaya koymadan çok kültürlülüğü "yücelten", özenle işlenmiş bir imaja sahip. Almanya, bir milyon göçmen ağırlamak istiyor ama bu göçmenler küçük işlerde çalışmak ve çocuk sahibi olmak ("yerli" Almanların yapmak istemediği iki şey) dışında bir şey istediğinde pek mutlu olmuyor. Almanya, kendine liberal, azınlıkları için değil.

Geçen ay saldırıyı gerçekleştiren terörist saldırgan Tobias Rathjen, Almanya'daki etnik azınlıklara saydıran 24 sayfalık bir belge yayımlamış ve bazı grupların "tamamen yok edilmesi" gerektiğini duyurmuş.

Rathjen yelpazenin en uç noktasında konumlanıyor olsa da Alman basınında, siyasetinde ve hatta sporunda giderek daha fazla yer ediniyorlar. 

Rathjen'in şiddet eylemleri hiç de izole değil: Hanau saldırısı, haziranda bir yerel siyasetçinin öldürülmesinin ve ekimde iki kişinin hayatını kaybettiği sinagog saldırısının ardından geldi. Pegida da dahil ülkenin çoğu aşırı sağcı hareketinin ve Pegida'nın doğduğu şehir Dresden, "Nazi tehlikesi" ilan edecek kadar ileri gitti ve aşırı sağla ciddi sorunlar yaşadığını belirtti.

Birkaç hafta kadar kısa bir süre önce Alman polisi, ırk savaşı başlatmak amacıyla Almanya'nın 10 eyaletinde camilere saldırmayı planlayan aşırı sağcı terör hücresinin 12 üyesini tutukladı. Tutuklanan kişilerden biri, aşırı sağcı faaliyetlerle bağlantı şüphesiyle önceden görevinden uzaklaştırılmış bir polis memuruydu. 

Bu aykırı bir durum değil. 2018'de 5 polis memurunun Frankfurt polis kuvveti içinde bir neo-Nazi hücresi örgütlediğinden şüphelenildi ve Türkiye kökenli Alman avukatın iki yaşındaki kızını öldürmekle tehdit ettiği öne sürüldü. Hatta Alman ordusu bile aşırı sağcı olduğundan şüphelenilen 500'den fazla askeri inceliyor. Almanya'daki azınlıklar, onları koruması gerekenlere bile güvenemiyor.

Alman devleti, toplumu ve kültürü nesillerdir aşırı sağ eğilimler taşıyor. Bir zaman devam eden kuluçka döneminden sonra virüs geri gelmiş gibi görünüyor.

Bu, Almanya'da olmayanlar için yeni bir haber olabilir ancak etnik azınlıkların çok aşina olduğu bir haber. Beyaz değilseniz ya da adınız tipik bir Alman ismi değilse, ev kiralamak kadar basit bir şey bile zorluklarla dolu. Ülkedeki ırkçılığı gözlemleyen kurum, konut piyasasında ayrımcılığın yaygın olduğunu ve giderek daha da alenileştiğini duyurdu.

Alman siyaseti de giderek daha sağa kayıyor. Aşırı sağcı parti Almanya İçin Alternatif (AfD), yakaladığı yabancı düşmanlığı rüzgarıyla hareket ediyor ve endişe verici siyasi kazanımlar elde ediyor. Angela Merkel'in liberal mutabakatı ve bu mutabakat üzerine inşa ettiği toplumsal hoşgörünün nazik görünümü yavaş yavaş parçalara ayrılırken AfD artık ulusal parlamentonun üçüncü en büyük partisi.

Almanların çoğu, AfD'nin geçen aydaki terör saldırılarından kısmen sorumlu olduğuna inanıyor, ama sorun sadece tek bir siyasi partiden çok daha geniş bir alana yayılmış durumda. AfD'nin tohumları, yerleşik partilerin göçmenlere, Müslümanlara ve mültecilere yönelik nefret söylemleriyle atıldı. Hepsi suçlu.

Görünüşe bakılırsa ırkçılığın son "kabul edilebilir" biçimi haline gelen İslamofobi, Almanya'nın en endişe verici ırkçılık problemi. Son zamanlarda yapılan bir çalışmaya göre Almanların yaklaşık yarısı İslam'ı tehdit olarak gördüğünü söyledi. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Rathjen'in manifestosu, ortadan kaldırmak için çoğunluğu Müslüman olan bir dizi ülke seçti. Birçok kişinin gözünde Ortadoğu kültürü anlamına gelen nargile barlarını hedef seçmesi de şaşırtıcı değil.
 


Ancak Rathjen'in çoğu yaklaşımı, ne yazık ki tipik Alman yaklaşımıyla aynı. İslam, Almanya'da bir din olarak bile tanınmıyor. Bu da Alman Müslümanların ikinci sınıf vatandaş statüsünü pekiştiriyor. Helal et, son derece kısıtlı çünkü Alman yasalarına göre hayvan kesilmeden önce uyuşturulmalı ki bu birçok helal et standardına aykırı. Dolayısıyla helal et üreticileri, diğer ülkelerden et ithal etmek zorunda kalıyor. 

Bu arka planla birlikte, sayılamayacak kadar çok Rathjens var: 2018'de 100'den fazla camiye ve dini kuruma saldırı düzenlendi. Aynı yıl hakaretler, mektuplar ve fiziksel saldırılar da dahil Müslümanlara karşı 813 kayıtlı nefret suçu yaşandı. Almanya, arka planı ne olursa olsun Müslümanlara giderek daha düşmanca davranıyor.

Çoğu Müslüman olan Türkiyeli Almanlar, Almanya'nın en büyük etnik azınlık grubunu oluşturuyor ve 1960'lardan beri Almanya'da yaşıyor. Ancak Alman kimlikleri, ülkedeki varlıklarını geçici görmeye devam eden toplumun geri kalanı tarafından sürekli saldırıya maruz kalıyor. Geçim yolları da yaygın ayrımcılıktan etkileniyor: Bir araştırma, Türkiye kökenlilerin iş görüşmesine çağrılma ihtimalinin yüzde 11 daha az olduğunu ortaya çıkardı. 

Arsenal'de oynayan ve Dünya Kupası kazanmış futbolcu Mesut Özil, milli takımdan ayrılmak zorunda hissetti ve takım kazandığında Alman, kaybettiğindeyse göçmen olmaktan şikayet etti. Devlet bile uyruk seçen Türkiye kökenli Almanlar için "ya hep ya hiç" yaklaşımını etkin bir şekilde teşvik ediyor: 23 yaşından önce vatandaş olmak ya da Alman pasaportlarını kaybetmek arasında seçim yapmak zorundalar. Türkiye kökenli Almanların kimlik krizinden muzdarip olmasına şaşmamalı. 

Çok kültürlülük ve insan onuru ilkelerine dayanan Alman siyasi partisi BIG Partei'ı bu yüzden kurdum.

Hanau'daki korkunç cinayetlere cevaben federal hükümeti, ciddi cezalar getiren ırkçılık karşıtı bir yasa kabul etmeye ve risk altındaki kişilerle kurumları koruyacak gerçek güvenlik önlemleri almaya davet ediyoruz. 

Nefret söylemi ve internetteki aşırılıkçılıktan kurtulmalıyız. Kabinenin yakın zamanda kabul ettiği yasayı hoş karşılıyoruz ama bundan fazlasına ihtiyaç var. Hanau saldırılarına sonrasında, hassas bölgeleri koruyacak güvenlik anca artırıldı. Ama tepkisel hareket etmemeli, ileriye dönük hamleler yapmalıyız.

Çoğu Alman, geçmişi arkalarında bırakmak istiyor. Ancak bu sadece, hem nargile barlarında hem de Federal Meclis'te güvenliğe ve saygıya dayalı bir gelecek inşa edersek gerçekleşebilir.

Haluk Yıldız, merkezi Berlin'de bulunan çok kültürlü siyasi parti BIG Partei'ın (Bündnis für Innovation und Gerechtigkeit) kurucusudur.


 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Ata Türkoğlu

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU