İsrailli Araplara karşı ırkçılık hiç olmadığı kadar artacak ve dünya bunu umursamayacak

Irksal ayrımcılık meselesi eskiden yalnızca sol kesim ve ABD gibi ülkelerde bulunan Yahudi diasporası tarafından kontrol altında tutulurdu. Ancak bu çevrelerden gelen tepkiler yerini sessizliğe bırakmış görünüyor

Fotoğraf: AA

10 yıldan fazla zaman geçirdiğim Kahire’de bir paket sigara isterken Arapçada çok bilinen bir deyimi kullanırdım. Ağır Kahire aksanım yüzünden Filistinli çalışanların bana “Mısırlı kız” lakabını taktığı Batı Kudüs’te yerel bir gazete bayiinde bu söz bir anda ağzımdan çıkıverdi.

Ancak o gün kasada yeni biri vardı. Sert bir üslupla “Burası İsrail, neden Arapça konuşuyorsunuz?” diye sordu. Dükkanda bu sözü duyanların çoğu kafasını çevirip baktı.

“Hangi ülkede bulunuyorsanız oranın dilini konuşmalısınız. Eğer İngiltere’de olsaydım İngilizce dışında bir dil konuşmayı hayal bile edemezdim. İbranice konuşun!”

Evet, kabul ediyorum. O anda, tartışmalı Kudüs şehri boyunca kıvrılarak uzanan 1967 ateşkes hattının İsrail tarafında bulunuyordum. Ancak İsrail’de hattın bu yakasında kalan nüfusun yüzde 20’si (1.8 milyon) İsrailli Araplardan oluşuyor. Ülkede anadili Arapça olan Yahudiler de yaşıyor.

Arapça geçtiğimiz yıl “Ulus Devlet”in tartışmalı yasal düzenlemesine kadar resmi devlet diliydi. Şimdi ise özel bir statüsü var ve buna göre kesinlikle yabancı bir dil de değil. Örneğin, İsrail boyunca sokak işaretleri İbranice, Arapça ve İngilizce olarak yazılı.

Hem İsrailliler hem de Filistinliler tarafından başkent olarak kabul edilen Kudüs’ün durumu Birleşmiş Milletler’de (BM) hala tartışmalı bir konu. Şehrin nihai statüsü ve sınırlarının, varılacak son bir barış anlaşmasıyla hazırlanması bekleniyor.

Üzülerek söylemeliyim ki başımdan geçen bu kısa konuşma münferit bir olay değil. İster Doğu Kudüslü ister Batı Şeria sakini isterse de İsrailli Arap olsun birçok Filistinli, bu hafta yaşadığım olayı paylaşınca bana kendi başlarından geçenleri anlattı. İsraillilerin kendilerine İbranice konuşmaları yönünde sürekli emirler verdiğini ya da Arapça konuştukları için beklenmedik kötü sonuçlarla, hatta şiddetle karşılaşmaktan korktuklarını söylediler.

İsrail’de Arapça konuşan azınlıkların yıllardır neler yaşadığına dair birçok örnek var. Devlete son derece bağlı olan ve kendilerini Filistinli olarak tanımlamayan Dürziler fiziki saldırılara maruz kalıyor. 2015 yılı Şubat ayında İsrailli Dürzi bir asker, gittiği gece kulübünde Arapça konuştuğu için İsrailli gençler tarafından dövülerek hastanelik edildi. Bu saldırı, aynı hafta yaşanan ikinci olaydı.

İsrailliler ve Filistinliler arasındaki anlaşmazlık yükselip alçalırken, İsrail’deki ırkçılık da yıllar içinde hızla arttı. Arap ve Filistin karşıtlıkları üzerinden giderek artan bir şekilde ticaret yapan sağcı hükümetler, şiddeti farklı uçlarda yaşamış olan İsrail halkının gözüne girmek için güvenlik gündemi üzerinden korku tellallığı yapıyor.

İsrail 9 Nisan’da sandık başına gitmeye hazırlanırken, söz konusu yaklaşım seçim gezilerine de sıçradı. Birçok kişi ve parti, oy kazanmak için ırkçılığı açıkça bir araç olarak kullanılıyor.

Doğu Kudüs’te televizyon yapımcısı olarak çalışan Filistinli Samir el-Şerif, “Bana sıkça İbranice konuşmamı emrediyorlar. İki ay önce gittiğim bir kafede siparişimi Arapça verdim. Görevli, siparişimi İbranice tekrarlayana kadar bana hizmet etmedi” dedi.

Filistinli baba, “Batı Şeria’da yaşayan çocuklarımın geleceği beni endişelendiriyor. Ya kazara Arapça konuşurlarsa? O zaman başlarına ne gelebilir?” diye sordu.

El-Şerif, yaklaşmakta olan Nisan seçimlerinin şuana kadarki en ırkçı seçim olmasından ve sonuç olarak gelecekteki bir barış sürecini etkilemesinden korkuyor. İsrail’de iktidarda olanlar Arap ve Filistin karşıtlığına alkış tutarken, bir barış anlaşmasına varmak mümkün olabilir mi?

Filistinli televizyon yapımcısı ayrıca, “Sağ görüşlüler hükümette, sokakta gücün kendilerinde olduğuna inanıyor. Ne kadar ırkçı oldukları umurlarında değil. Özellikle de Amerikan hükümeti bunu destekliyor” diye ekledi.

Seçim sürecinde sosyal medyayı istila eden kampanya videoları, El-Şerif’in haklılığını işaret ediyor.

Yenilikçi İsrailli düşünce kuruluşu olan Bölgesel Düşünce Forumu’ndan (Forum for Regional Thinking) araştırmacı Elizabeth Tsurkov, paylaşılan çok sayıda videoda odak noktasının, hangi adayın en çok Filistinli öldürdüğü yarışıyla ilgili olduğunu söyledi.

Konuşmamız sırasında Tsurkov, “Her seçim dönemi, İsraillilerin televizyonda, sosyal medyada, hatta mesajlaşmalarda görülen ırkçı tahrik dozuna dikkat kesildiği bir zaman dilimi oluyor” dedi.

Tsurkov, “Bana göre bu kampanyada gördüklerimiz, İsrail’deki Filistinli azınlıkların hedef alınmasıdır. İsrail siyaseti sağa kaymaya devam ediyor. Başlıca rekabet bugünlerde birkaç sağ görüşlü parti arasında yaşanıyor” diye ekledi.

Tsurkov ayrıca, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun lideri olduğu Likud Partisi’nden milletvekili Anat Berko’nun seçim kampanyası için tuhaf bir video hazırlattığını söyledi. Videoda bir Filistinli gibi giyinen Berko’nun eşi, kadın vekili kaçırmış gibi gösteriliyor. Kısa videoda “kaçırma” işinin sonuna gelinirken Berko “yabancı teröristler” (yani Filistinliler) ile savaşta askeri yeterliliklerini sıralıyor. İsrailli vekil daha sonra da Filistinlilerin kendilerine ait bir devlete sahip olmamalarına kanıt olarak dalga geçtiği Arap dili ve telaffuzunu gösteriyor.

Tüyler ürperten başka bir video da Netanyahu’ya “ılımlı” bir alternatif olarak görülen İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ın kampanya ekibi tarafından servis edildi. 2014 yılındaki Gazze savaşını yöneten Korgeneral Gantz, bu hafta yapılan anketlere göre hızlı bir yükseliş göstererek başbakanın hemen ardından ikinci sıraya yerleşmiş görünüyor.

Gazze’deki savaşçıların cenaze görüntülerinin yer aldığı Gantz’ın videosunda, 2 bin 100 Filistinli ile 70 İsraillinin öldürüldüğü 2014’teki çatışmalarda öldürülen Filistinlilerin sayısı yer alıyor. Görüntüler Korgeneral Gantz’ın, 7 hafta süren askeri operasyonlar sırasında bin 364 Gazzeli militanın öldürülmesinden sorumlu olduğunu söylemesiyle sona eriyor. Sorun şu ki öldürülen militan sayısı, İsrail’in hemfikir olduğu rakamlardan daha yüksek, hatta Birleşmiş Milletler rakamlarının iki katı.

Yüzdeleri düşürürseniz Gantz’ın kampanyasına göre çatışmalarda İsrail’in savaşçı olarak kabul ettiği 935 Filistinlinin yanı sıra savaşma çağında (yani 16-50 yaşları arasında) olan ancak durumları belirsiz 420’den fazla erkek öldürüldü.

Sözün kısası bu video, sivillerin öldürülmesini etkili bir şekilde yüceltiyor.

Öte yandan İsrailli Arap siyasetçiler de Yahudi mevkidaşları tarafından topa tutuluyor. Likud’un tanınan isimlerinden milletvekili Oren Hazan, Facebook’un canlı yayını üzerinden yaptığı paylaşımda Knesset’teki (İsrail Parlamentosu) Filistinli üyelere “teröristler” diye seslenmiş ve İsrailli Arap milletvekili Jamal Zahalka’ya defalarca “b..tan Zahalka” anlamında “Zahalkaka” demişti.

Tsurkov’a göre, geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ve tartışmalı bir şekilde ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyan Donald Trump çağında ABD’nin İsrail’deki sağcı gündeme verdiği destekteki artış problemin bir parçası. Geçen yıl BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na yardımı da kesen Trump, mültecilere yaklaşım konusunda BM ile aynı fikirde olmadıklarını söyledi.

Önceleri ırkçılık gibi konular İsrail’deki sol kesim ve ABD gibi ülkelerdeki Yahudi diasporası tarafından kontrol altında tutuluyordu. Pek çoğu Araplara karşı önyargılı davranmanın yalnızca İsrail açısından kötü olduğunu vurgularken, bu durumun ülkeyi tek başına bıraktığını ve Filistinlilerle barış sağlanmasını daha da zorlaştırdığını savunuyordu.

Ancak bu çevrelerden gelen tepkiler yerini sessizliğe bırakmış görünüyor. İsrail parlamentosu geçtiğimiz yıl apartheid (ırk ayrımı) kanunlarına benzediği için eleştirilen Ulus Devlet yasasını geçirirken yurt dışından neredeyse hiç tepki gelmedi.

Arapçanın resmi devlet dili statüsünü kaldıran yasa, yalnızca Yahudi yerleşim yerlerinin oluşturulmasını destekledi ve ulusun kendi kaderini tayin etmesinin “Yahudi halkının biricik hakkı” olduğunu ilan etti. Bu yasa meclisten geçerken İsrail dışından mırıltıdan fazla bir tepki gelmedi.

“Şuanda hak (sağ!) tamamen korunmuş oluyor” diyen Tsurkov sözlerini şöyle tamamladı:

“Eskiden sol, (İsrail’in) oynarken elinde bulundurduğu tek kartla (ırkçılıkla) bizi uluslararası tecride götürdüğünü söylerdi. Bu artık doğru değil.”

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.  

https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU