2019 hiçbir şeyi değiştiremeyen demokrasinin yılı oldu

"Seçimler herhangi bir şeyi değiştirseydi, yasaklanırdı" diyen 1968 tarihli duvar yazısı, hiç bugünkü kadar doğru olmamıştı

Fransa'da Sarı Yelekliler'in eylemleri devam ediyor (AFP) 

Son 300 yıl boyunca dünya kitlesel halk hareketlerinin gösterileri ve sonrasında genişleyen haklarla beraber oy kullanımıyla değişti. Ama artık değil. Anlaşılan, değişim kazanmanın eski yolları artık işe yaramıyor.

2019 yürüyüşler, mitingler ve gösteriler yılı oldu, hiç olmadığı kadar çok insan oy kullandı. Ancak hiçbir şey değişmedi. Londra ve diğer şehirleri altüst eden Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) göstericilerinden, neredeyse tüm nüfusunun sokağa çıkıp Pekin'deki komünist efendilerinden demokratik haklar talep eden Hong Kong'a, Lübnan'daki toplu gösterilerden, Narendra Modi'nin Müslüman karşıtı milliyetçi kimlik politikaları ve Hindu üstünlükçülüğüne karşı Hindistan'da düzenlenen devasa mitinglere kadar, dünya, özellikle de genç dünya, hareket halindeymiş ve daha fazla demokrasi talep edermiş gibi görülüyordu. Yinede yıl, statükoyu savunanların sıkı kontrolü altında sona erdi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Putin karşıtı gösterilerde binlerce Rus göz altına alındı, Paris önce sarı yeleklilerin gösterileriyle şimdi de büyük toplu taşıma grevleriyle sallandı, bir milyon kadar kişinin Brexit'te son söz hakkı talebiyle yürüdüğü Londra tarihinin en büyük iki gösterisine şahit oldu. Ancak Rusya'yı, Fransa'yı ve Britanya'yı yöneten adamlar değişmedi ve hala sıkı biçimde yönetimdeler. Hindistan, Güney Afrika, İspanya, Polonya, Avustralya, İsrail, Danimarka ve İsviçre'de de önemli genel seçimler gerçekleşti, ancak seçmenler sandığa gitmeye lütfettiklerinde basitçe statükoya oy verdi.

Avrupa Parlamentosu da bir seçim geçirdi ama siyasi grupların sözde bir "Spitzenkandidat", soldan, merkez sağdan veya liberaller içinden seçmeni harekete geçirecek bir lider figür çıkarma hayalleri de fiyaskoyla sonuçlandı. Seçimler sona erdiğinde, Eurokratlar (AB görevlileri için kullanılan bir ifade -edn.)  ve ulusal hükümetler yönetimi ele alarak Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası, AB dışişleri servisi ve Avrupa Parlamentosu'nun başına ulusal hükümetlerce önerilen ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinin hiçbir oy pusulasında yer almamış siyasetçileri geçirdi. Avrupalı seçmene bir kez daha şovu yönetecek isimleri belirleyenin Avrupa'nın ulus devletleri olduğu gösterildi.

 "Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı" diyen 1968 tarihli duvar yazısı, hiç bugünkü kadar doğru olmamıştı.

Bu isimlerin üzerine üşüşen yorumcular ve analistler bize solun bittiğini, bazılarının tahayyül ettiği "liberal dönemin" sona erdiğini ve yerini popülist kimlik siyasetlerinin alacağını belirtiyor. Bazıları seçim sistemlerinin suçlu olduğunu öne sürüyor. Ancak 2019'da dünyada birçok seçim sistemi kullanıldı ve hepsi de aynı sonucu verdi.

Değişimden endişe duyan seçmenler, yeni bir başlangıç veya geleneksel düşünceye karşı meydan okuma ima eden hiçbir siyasi teklife güvenmiyor. Gerçekteyse entelektüellerin bazı güçlü ve ikna edici yeni fikirleriyle başlayan, gösteri, talep ve diğer seferberlikler aracılığıyla kampanyalara dönüşen, nihayetinde partilerce benimsenen veya yeni siyasi hareketlere ve hatta partilere yol açan çağ sona erdi.
 


Baskı grupları çabuk çoğalır, hiç olmadığı kadar çok sayıda zengin bağışçılarca finanse edilen düşünce kuruluşumuz var. Yine de bunların enerjilerinin, konferanslarının, belgelerinin ve basındaki yorum köşelerinin toplamı ikna edici bir bütün teşkil etmediği gibi, kesinlikle oylar ve hükümet politikaları üzerindeki etkileri gittikçe daha da azalıyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve NATO gibi uluslararası örgütler 2019'da 100. ve 75. yıllarını kutladı, ama artık Britanya, ABD, Avrupa'nın çoğunluğu ve diğer yerlerde (koruma altındaki kamu sektörü dışındaki) sendikasızlaştırma norm haline gelirken işçiler de hiç bu kadar zayıf düşmemişti. Vladimir Putin, NATO'nun pabucunu dama atarken, Donald Trump örgüte yönelik  küçümsemesini zar zor gizliyor.

Dünya hükümeti umudunun, (Alfred) Tennyson'un 150 yıl önce dile getirdiği "insanların parlamentosu, dünya federasyonu" vizyonu, o zamana göre çok daha uzakta olduğu görülüyor.

2019'la birlikte 1945'ten bu yana en az ilerlemenin kaydedildiği bir 10 yıl sona erdi.

Demokratik ilerlemenin hızı kesildi. Sokakları doldurmanın ve sandıkta oy kullanmanın hiçbir şeyi değiştirmediği görülüyor. Peki sırada ne var? Bu, 2020'li yılların yanıtını bulması gereken soru.

 

 

Denis MacShane, Birleşik Krallık eski Avrupa Bakanı ve 'Brexiternity: The Britain of Britain' (Ebedi Brexit: Britanya'nın Belirsiz Kaderi) kitabının yazarı.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices/

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU